“Mar Bravo”

, , Sende yorum yap

Bilen birinin düzenledigi bir tur ile bir ülkeyi gezmek bir baska oluyor. Hafta sonu Portekiz’e bizi götüren Engin Akin Hanim turu Türk Eks-pres’in yardimi ile düzenlemis.
Türk Ekspres’in sahibesi ve yönetici Nilgün Yüceoglu ile birlikte öyle güzel programlar uyguladilar ki, Portekiz’in dagini tepesini dolastik. Lizbon’dan bir otobüse bindik. Kuzeye dogru daglara tirmanmaya basladik. Üzüm baglariyla kapli yemyesil bir vadinin tam ortasindaki ufacik dagin tepesinde kurulan “Obidos” sehrine ulastik.
Obidos, yüksek surlarin içinde bundan bin yil önce kurulmus bir küçük ehir. Daracik so-:aklari, yüzleri çini ve seramikle kapli biblo gibi binalariyla oldugu gibi korunmus. Ama yasiyor… Hiçbir bina yikilmamis.
“Yenileniyor numarasi” ile “Rezil hale getirilmemis”. Bu sehir bin yil önce de o kadar farkli ve tatli bir sehirmis ki, 1279-1325 yillarinda ülkeyi yöneten sair Kral Dinis Aragon Prenses Isabelle ile evlenince, ons bu sehri hediye etmis. Ö tarihten sonra her kraliçe bu sehre sahip çikmis.
Bu sehrin vergilerini kraliçeler toplamis. Ve de bu sehre özel ilgi göstermisler. Sehrin dar sokaklari, sehre hakijn olan renkler bizim Bodrum’u andiriyor ama.. Bir güzel, bir güzel… Görmeyene anlatilamaz, Obidos’tan karayolu ile kuzeye dogru biraz daha gidince, Atlantik kiyisindaki Nazare balikçi kasabasina ulasiliyor. Nazare’de, bizim Antalya’nin “Konyaalti Plaji”na benzer, uzun ve genis bir kum-sal var.
Sehir bu kumsala dimdik inen kayalarin üzerinde kurulmus. Kumsali Atlantik Okya-nusu’nun vahsi dalgalan dövüyor. Yaz aylarinda bu kumsalin üzeri güneslenmek isteyenlerle dolarmis.
Kiyi boyunda çok sayida lokanta ve pansiyon var. Kiyi boyundaki lokantalar bizim Ta-rabya lokantalarina benziyor. Tarabya’daki Kiyi Lokantasi
benzeri bir tanesinde yemek yedik… Aman efendim… Bu lokantayi mutlaka anlatmaliyim.
Deniz üzerinde eski, fakat içi piril piril yenilenmis ve de mpdernize edilmis, bir bina. Ismi “Mar Bravo”. Üst iki katinda 16 odasi var. Her oda banyolu ve deniz görüyor. Iki kisilik odalar geceligi 120 ile 170 dolar arasi.
Alt kat lokanta.. Sade, aydinlik, iyi havalandirilmis bir salon. Iki yani cam, iki duyari ise, sehrin eski resimleri ve yagliboya tablolarla kapli.
Lokantayi ve oteli Bernar-dino Aereisas Machado yönetiyor. Her masanin.siparisini Bernardino aliyor. Iki yardimcisi ile servisi Bernardino yapiyor. Mutfakta Luisa ve Anabel-la isminde iki hanim çalisiyor. Iste o kadar…
Tertemiz kolali beyaz keten örtüler, güzel tabak, çanak, çatal, biçak… Aksamayan bir servis. Servisi yapanlarin güleryü-zü… Oturur oturmaz Bernardi-no’nun yardimcilari bize beyaz Porto sarabi ikram ettiler. Isteyene sek, isteyene tatli Porto. Sonra Quinta de S. Francisco 1989 kirmizi ve 1991 sarap açtilar. Hani bizde “Buzlu taze badem” olur… Portekizliler de buzlu “Yuvarlak bakla içini” aynen taze badem gibi yiyorlar. Bakla içini islatan suya biraz tuz katiyorlar.
Garsonlar sepetler içinde tarn 5 çesit ekmek getirdiler. Siyah köy ekmegi, misir ekmegi, beyaz sert ekmek, kitir ekmek, normal ekmek… Sonra ekmek banip yemek için sarimsakli süzme zeytinyagi. Ve de iki cins soguk pate: Somon pa-te ve deniz böcegi pate. Derken, herkesin önüne birer küçük kalip taze keçi peyniri… Sonra efendime söyleyeyim, küçük beyaz güveçlerde sarimsakli tereyagi ve taze otlarla sö-ööyyle hafifçe öldürülmüs taptaze karidesler… Ve de sarmi-sakli beyaz sarapta haslanmis küçük midyeler. Ve nihayet efendim, ana yemek olarak kocaman güveçlerde Okyanus baligi “Garoupa” yahnisi.
Bernardino, balik yahnilerini tabaklara dagitirken bir güzel süsledi, bir özen gösterdi anlatamam…
Tabaklara garnitür olarak kabugu soyulmadan firinlanmis küçük patatesler, küçük haslanmis havuçlar, haslanmis arpacik sogan, küçük domates ve maydanozla süsledi. Balik pek lezzetli idi.
Ah bir de tatlilari tatli olsa!.. Çünkü onlar “Ikram diye” bizim hiç alisik olmadigimiz, o serbette kaynamis omleti tatli olarak insanin önüne koymuyorlar mi? Görünümü bile tahammül edilemez…
Bernardino’ya sordum. Bir kari-koca gelse, böyle bir yemege kaç para öderler diye… Yaklasik 100 dolar cevabim aldim.
(Mar Bravo, Praça Sousa Oliveira, 67-A, Tel: 551180, Fax: 553979 Nazare)
Ertesi gün otobüs ile bu kere Lizbon’un güneyine indik. Güneydeki plaj kasabalarina giderken yolda Sintra kasabasina ugradik. Bu kasaba da 1147 yilindan bu yana yasayan bir masal sehri… Binalari, yollari ile bir tarih.
Nilgün Yüceoglu bize burada Reglonal de Sintra isimli bir mahalli lokantada yer ayirtmis. Kocaman salonu dolduran müsterilere lokantanin sahibi Alexandre Dantes yardimcisi genç bir garson ile hizmet veriyor. Bir de tezgah arkasinda, “Ari gibi çalisan bir genç ha- mm: Laurinda”… Saraplari on-lar açiyor, dagitiyor, tabaklari topluyor, servis yapiyor, su, ekmek getiriyor, müsterileri memnun ediyor… Büyük bir beceri…
Bölgenin sarabi Sangalhos ikram ettiler. Küçük, nefis siyah zeytin. Süzme zeytinyagi. Siyah ekmek. Keçi peyniri. Sarimsakli karides… Ardindan balik. Nefis bir yemek…
(Restaurante Regional de Sintra, Travessa do Munici-pio 2, Tel: 9234444 Sintra).
Sintra’dan denize indiginizde, “Costa do Sol” diye adini duydugumuz, Portekiz’in ünlü plaj bölgesine ulasiyorsunuz.
Atlantik kiyisinda, Alman-lar’in, Fransizlar’in, Ingiliz-ler’in akin ettikleri, dünyanin ünlülerinin villalarinin bulundugu plaj sehirleri Cascais ve Estoril burada… Hirçin bir deniz. Kötü bir kumsal. Denize girme imkani olmadigindan, deniz kiyisinda insa edilmis yüzme havuzlari… Bizim turistik otellerle boy ölçüsemeye-cek tesisler…
Bizim tabiatimiz, denizimiz, kumumuz, tesislerimiz bunlara “On çeker” ama… Ne yaparsiniz ki, biz kendimizi tanitamiyoruz, turisti çekemiyoruz.
Dikkat buyurunuz ben Portekiz’in kiyi kasabalarini, deniz kiyisindaki tesislerini, denizini k ötülüyorum… Bunlar bizimkilerle boy ölçüsemez diyorum…
Ama denizden içeri girince, bu defa biz onlarla boy ölçüse-meyiz. Portekizliler tarihi korumuslar. Bin yillik sehirleri oldugu gibi saklamislar. Yasatmislar, içinde yasiyorlar. Binasiyla, yoluyla, tertemiz. Hiçbir Çirkinlik yok. Imkaniniz olur ise, Portekiz’e gidiniz. Ilginç, görülmeye deger bir ülke.
^

 

Sende yorum yap