Lizbon’da bir ‘Fado’ ziyafeti

, , Sende yorum yap

Lizbon’da bir lokantada Portekiz’in milli müzigi Fado dinledim. Hem de Fado müziginin Münir Nurettin’inden, Nigar Uluerer’in-den ve Muazzez Abaci’smdan… Lokanta ve müzikten önce, size Lizbon’daki ünlü “Gülbekyan” müzesini anlatacagim.
Calouste Sarkis Gülbekyan, Ermeni asilli bir Türk. 1869 yilinda Istanbul’da Üsküdar’da dogmus. 26 yasinda iken Ingiltere’de dostluk kurdugu Shell sirketinden Henry Determing vasitasiyla petrol isine bulasmis. Musul petrolleri isletmesinden yüzde 5 pay almis. 1955 yilinda ölünceye kadar da Ortadogu petrollerinden gelir saglamaya devam etmis.
Portekiz Fahri Konsolosu Aron Nomaz, Gülbekyan’in Ingiltere’de Shell sirketi müdürü ile tanismasiyla ilgili ilginç bir hikaye anlatti… Gülbekyan Istanbul’dan Londra’ya gidince “Ne yapabilirim?” diye etrafina bakimrken, görmüs ki, Ingiliz asilleri havyara çok merakli ve de Londra’da havyar çok pahali. Iran’dan yüzer gramlik kutularda havyar getirip Londra’deki dükkanlarin fiyatinin dörtte birine satmaya tesebbüs etmis. Basaramamis. Havyarlar elinde kalmis. Gülbekyan havyarlari denize dökecek yerde, bir yerlerden temin ettigi ingiltere’nin asiller listesinde ismi olan herkese karti ile birlikte birer kutu havyan postalamis. Hediye havyan alan asillerin bazilari protokol listelerine havyan gönderenin ismini eklemis. Böylece Gülbekyan Ingiltere’deki asillerin çevresine girmis. Çok insan tanimis. Petrol isini bu çevrede “Pisirmis”. Kotarmis. Milyarder olmus. Sonra vergi nedeniyle Portekiz’de yasamini sürdürmüs. Gülbekyan çok cimri bir kisilige sahip olmasina ragmen, hayati boyunca sanat eseri derlemis. Bu derlemeyi de gelisigüzel yapmamis. Misir, Türk, Iran, Avrupa medeniyetinin her dönemine ait en güzel örnekleri seçmis. 1955 yilinda Lizbon’da ölen Gülbekyan, koleksiyonunun bir müze insa edilerek teshir edilmek üzere Portekiz Hü-kümeti’ne bagislamis. Lizbon’da simdi “Calouste Gulben-kian” ismini tasiyan yesillikler içinde kocaman bir müze var. 1969 yilinda açilan bu müzede Gülbekyan’in 5 bin parçalik koleksiyonunun 2 bin parçasi teshir olunuyor. Müzenin en zengin bölümü Anadolu medeniyetinin sergilendigi bölüm. Çok sayida Iznik porseleni, nefis Bursa ipeklileri izleyenleri büyülüyor.
Portekizliler bizim Iznik tabaklarina, kaplarina ve çinilerine hayran. Anlattiklarina göre, Portekizli denizcilerin Istanbul’dan getirdikleri Iznik yapimi seramiklere hayran olmuslar. Portekiz’de seramik sanati Iznik’i örnek alarak baslamis. Daha sonra Çin’den gelen kaolinli porselenlerin renk ve desenleri Portekiz seramiklerini etkilemis.
Lizbon’da “Arzulejos Seramik Müzesi”n-de Portekiz seramik sanatinin yillar boyu gelisimi izlenebiliyor.
***
Alfama, Lizbon’un eski sehir bölgesi. Bizim Istanbul’un “Galata”si. Dar sokaklari, üç yüzyillik, dört yüzyilhk binalari ile insani büyüleyen bir bölge.
Bir gece, “Fado” dinlemek için Alfama’ya gittik.
Fado, Portekiz’in “Arabesk”!… Fakat klasik bir “Arabesk”. 1833 yilindan bu yana Lizbon’da “Fado” dinlendigi biliniyor. Fado, müzikteki iki notadan FA ye DO’nun harflerinin birlesmesinden olusan bir keli-‘V; me. Kimilerine göre Portekiz’e 13’üncü yüzyilda gelen Müslümanlarin sarkilarinin dejenere olmus sekli. Kimileri Portekiz sömürgesi Afrika ülkelerindeki yerlilerin yakarislarinin bu sarkilara yansidigini söylüyor. Kimilerine göre ise Fado, Porte-kizliler’in Brezilya’yi sömürür-ken o yerlilerinden ögrendikleri ezgilerin Portekiz diline uygulamasindan ortaya çikmis. 1840’li yillarda Fado, boga güreslerim izleyen partilerde söylenen sar-kilarmis. 19’uncu yüzyilda Fado, operetlerde, müzikallerde sahneye çikmis. 19301i yillarda, Lizbon’da Fado, tiyatro, konser sonu, lokantalarda dinlenen sarki-larmis. ikinci Dünya Savasi ve savas sonu diktatörlük ve komünizm dönemlerinde Fado, Portekiz “entellerinin” toplandiklari salas kahvelerin müzigi olmus. Günümüzde Fado “turistik” gösteriye dönüsmüs.
Engin Akin herseyin iyisini bulur. Fado’nun en iyi dinlenecegi yerin Lizbon’da “Restaurante Signore Vinho” oldugunu tesbit etmis. “Türkçesi: Bay Sarab’in Lokantasi”. Engin Akin her türlü zorlamayi yapip, bize bu ünlü lokantada yer buldu. Lokantaya girdik ki, gerçek anlamda omuz omuza, popo popoya, insanlari balik istifi salona doldurmuslar. Ilginç olan su: Salonun basik olmasina ye kala-balikligina ragmen nefis havalandirma nedeniyle ne koku var, ne duman.
Hemen metr d’Hotel Senyör Cabloslima ile tanistik… Masamizi gösterdi. Bizi Alfonso Sou-sa isminde ates gibi, güler yüzlü bir genç garsona emanet etti. Alfonso Sousa, o kalabalik lokantada serviste tek bir aksama yapmadi. Her istegimizi yerine getirdi… Nefis kirmizi Portekiz saraplari içtik. Ince ince kesilmis, kitir kitir kizartilmis siyah köy ekmegini sarimsakli Portekiz zeytinyagina bana bana, sarap içtik. Eritme keçi peyniri, sarimsakli salata, balik köftesi tattik. Nefis siyah zeytinler ikram ettiler… Bunlar o kadar hosumuza gitti ki, baska sey istemedik.
Yemek servisi devam ederken, birden isiklar kisiliyor. Sadece masalarin üzerindeki mum isiginda, müzisyenler ve Fado sarkicisi salona gelip, masalarin orta yerindeki boslukta müzik yapiyor. Sahne veya müzisyenlerin üzerine çikacaklari bir set falan yok… Müzisyenler ve sarkici gerçek anlamiyla masalarin arasinda…
O sirada salonda çit çikmiyor. Kimse ne konusuyor, ne tabak, çatal sikirtisi var… Jose Fontes Rocha grubu diye adlandirilan dört müzisyenden ikisi sekli farkli ve çok telli Portekiz gitari, ikisi de klasik gitar çaliyor. Hoparlör, mikrofon, davul, darbuka, tisti s aleti yok. Fado sarkicilari orta yasin üzerinde kisiler. Önce renksiz, ruhsuz bir hanim Fado söyledi… Fakat ben en çok onun sesini begendim. Sonra bizim Nigar Uluerer’in esi bir hanim çikti. Derken “Fado Prensesi” diye adlandirilan ve bizim Muazzez Abaci’nin benzeri olan Maria da Fe’i dinledik… Maria Nazare, Maria Di-lar, Ada Castro, Carlos Mace-do… Her biri üç sarki söylüyor… isi uzatmadan, civitmadan sahneyi terk ediyor. Isiklar yaniyor. Insanlar konusuyor, yiyor, içiyor… Derken isiklar gene sönüyor. Tam bir sessizlik ve Fado basliyor:
“Girtlagim parçalanincaya kadar sarkimi söyleyecegim,
Ülkem için, vatanim için, halkim için sarkimi söyleyecegim,
Keder, izdirap, melankoli…
Sevenler ve de yalniz ölenler için sevgimi söyleyecegim.
Girtlagim parçalanmcaya kadar sarkimi söyleyecegim…
Ben Fado’mu söyleyecegim…
Göklerde uçarken öten kuslar gibi
Ve serbestçe, hür olarak, her yerde…”
Ben sarkilarin müziginden, söylenis biçiminden, havadan etkilendim… Ilk kez Fado dinliyordum… Gitmeden birçok dostum beni uyarmisti “Fado çok sikici, arabesk bir müzik” demisti… Bu nedenle, arkadasimiz Monik Burla “Ben izdirap sarkilari dinleyemem…” diyerek bize katilmamisti… Umdugu-muzdan, daha iyisini, daha degi-sigini bulduk. Monik için üzüldük… Dinleyemedi. Gecenin yildizi Doktor Fernando Mac-hado Soares idi… Bu doktor, Fado’nun Münir Nurettin’i imis. Caimbra Fado denilen tür, kendi çalip, kendi söyledigi solo sarkilari ile meshur-mus… Dinlemeye deger bir sarkici idi.
Portekizliler tatliya pek merakli… En çok yedikleri tatli ise, bizim omletin seker serbetinde kaynatilmasi… Bizim tipimiz bir yiyecek degil. Fakat her yemekten sonra o geliyor… Fado programi bitti. Bir de baktik, üzerinde bir tek mum, koca bir tabak, serbetli omlet tatlisi… Müzisyenler de “Dogum günün kutlu olsun Vitali” diyor… Meger, Ketty ve Vitali Hakko’nun nisanliliklarinin 47’nci yildönümü imis.
(Restaurante Signore Vinho, Rua do Meio a Lapa, 18 Lizbon, Telefon: 397 26 81, Fax:3952072)
^

 

Sende yorum yap