Halki Palas

, , Sende yorum yap

Halki Palas, Heybeliada’da 40 odali küçük bir otelin ismi. Bu otelin 1880 yilina kadar geriye giden bir tarihi var… Fakat 1880 yilinda yapilan esas Halki Palas 1991 yilinda yandi. Net Sirketler Grubu 100 milyar lira harcayarak benzerini yaptirdi.
Ben bir gece Halki Palas’ta konakladim. Ayiptir “Yazmasi” ama, bu vesile ile ilk defa Hey-beliada’ya ayak basmak nasip oldu.
Pars Tuglaci’nin iki ciltlik “Istanbul Adalari” ismini tasiyan büyük, boy, resimli çalismasi vardir. Imkani olana bu iki ciltlik eseri satin almalarini tavsiye ederim. Nefis bir çalismadir. Adalarda kaybolan veya olmakta olan güzellikleri toplu halde görür ve okuyabilirsiniz. Heybeliada’ya gitmeden kitabin ikinci cildinin Heybeliada bölümünü okudum.
Heybeliada’nin önceki isimleri Halki, Khalki, Khalkitis imis. Ada’da eskiden bakir madeni isletilirmis. Yunan dilinde bakira “Halkos” denilirmis. Halki ve diger isimlerin de bu “Halkos” (Bakir) kelimesinden türedigi saniliyormus.
Adanin üzerindeki “Heybe görünümlü iki tepeye bakan Türkler” ise, adaya “Heybeliada” ismini koymuslar. Heybeliada’da yerlesim çok eski tarihlere gidiyormus. 809 yilinda (Yaklasik 1200 yil önce) adadaki Aya Triada Manastiri insa edilmis. Sonraki tarihlerde adada baska manastirlar yapilmis. Panayi Kamariotis Manastiri’nin insa tarihi 1431.1453 yilinda Kaptan-i Derya Baltaoglu Süleyman Bey Heybeliada’yi fethetmis. Adada, Rumlar ve Ermeniler otururmus. 1766 yihnda Istanbul Rum Ortodoks Patrigi Karacas, Patrikhane’ye küsüp Heybeliada’ya çekilmis. Büyük bir kösk yaptirmis.
Mektep-i Bahriye’nin Kasimpasa’daki binasinin yapimi devam ederken, Patrik Kara-cas’in sahilde bulunan köskü “Mekteb-i Bahriye” adi ile ögretime açilmis. Daha sonra III. Selim, leventleri (Deniz erleri) için bir bina ararken Heybeliada’da Karacabeyzade Skarlatos’un görkemli yalisi ve çevresini uygun görerek, burayi 1800 yihnda Levent Kislasi haline getirtmis.
Gene Heybeliada’da Panayi Kamariotissa, Aiyos Ioannis Prodromos kiliselerinin bahçesindeki “Rum Edebiyat Mütala-ahanesi” binasinda 1831 yihnda Fener Patrigi V.Konstantinos ve onbes Rum tüccarin girisimiyle “Elloniki Emporiki Skho-li” adi ile Fransiz dilinde ögretim yapan Elen (Rum) Ticaret Lisesi açilmis. Bu okul Trabzon, Kapadokya, iskenderiye, Masaliya ve Balkanlar’dan en zengin Rum ailelerin çocuklarini ögretime gönderdikleri bir müessese haline gelmis.
Patrigin karsi durmasina ragmen 1916 yilinin 16 Arahk’inda Bahriye Nezareti, okul binasina el koymus. Bina, Bahriye Mektebi’ne bagli Deniz Lisesi haline getirilmis. Deniz Harp Okulu’nun 1985 yilindan sonra Tuzla’ya tasinmasiyla, lise Harp Okulu binasina geçtiginden, eski lise binasi simdi hazirlik siniflan ve dil okulu olarak kullaniliyormus.
Elen Ticaret Okulu’nun en parlak döneminde, Rum ailelerin, çocuklarini ziyaret için geldiklerinde konaklayabilmeleri için hemen karsisinda bir otel insa edilmis. 1800 yihnda isletmeye açildigi sanilan bu otefin o zamanki ismi “Halk Palace Ho-tel”.
Pars Tuglaci, otelin geçmisini söyle anlatiyor:
“Otel, 1916’larda iki kattan ibaretti. Daha sonra üst kat ve ek bina eklendi. Kirk odasi vardi. 40 numarali oda terasli olup caddeye bakardi. 35 numarali oda ise, yine terasliydi ve denize bakardi. Girisin saginda büfe vardi (Içki ve aperatif vb.) solunda ise, yemekten sonra dinlenmek için küçük bir salon bulunuyordu. Otelin biri esas, digeri servis olmak üzere iki merdiveni vardi. Alt kattaki mutfaktan yemekler, yemek asansörü ile büfeye çikardi. Mutfagi Fransiz mutfagi olup üç asçi çalisirdi. Bunlardan asçibasi yemek yapmaz, diger iki asçiyi kontrol ederdi. Izgara et vermek ayipti, mutlaka en azindan pane yapilirdi. En basit tatli strudePdi. Çok nefis pastalar pisirilirdi. Jambon ve grüyer (Gravyer) peynirli köfte spesiyaliteydi. Otelin en son as-çibasilarmdan Grigoros Hari, daha sonra yillarca iskelede Ada’nm en iyi lokantasini (Li-gor Lokantasi) isletmistir.
1900 yillarinda caddeden otele girisin iki yaninda Adalilar arasinda bir devir açmis olan bira bahçeleri açilmis ve bir süre bu mekanlar Bira Büfesi” olarak anilmisti.
Dügün törenlerinde damat ve gelinden baska davetliler de otelde kalirlardi. Otelin piyanosu vardi ve gelen insanlarin hemen hepsi çalmayi bilirlerdi ve çalarak, söyleyerek topluca eglenirlerdi. Ayrica orkestra da bulunurdu. Otelin isletmecisi ailece orada kalirdi. Ihtiyaç maddelerinin tümü karsi kiyidan mavnalarla tasinirdi. Yalnizca et Ada’dan saglanirdi. Sarap disaridan gelir, otelde siselenirdi. Kahve çig olarak alinip otelde kavrulurdu.
Su, bir büyük kuyu ve üç sarniçtan karsilanirdi. Bu sarniçlardan doldurulan su, çok soguktu ve dogrudan müsteriye sunulurdu. Kuyu suyu gözleri bagli bir atin çevirdigi mekanizma ile yukariya çekilirdi. Kis müsterileri ise daha çok avlanmak için gelirdi (Çulluk, karatavuk vb.). Halki’nin hemen yanibasindaki ormanin essiz güzelligi içinde gezmeye çikilirdi. Yemek vakti geldiginde giristeki büyük agaca asili çan çalar, ormana dagilmis ve Elen Ticaret Okulu’na ziyarete gitmis müsteriler çagrilirdi. On-bes dakika sonra ikinci bir el çani (Kampana) çalinir, üçüncü çanla ise yemege oturulurdu. Geç kalan bütün servisin bitmesini ve masalarin yeniden hazirlanmasini beklemek zorundaydi. Otelin adi, giris cephesinde ikinci katta büyük yaldizli harflerle Rumca olarak yaziliydi. Bu otel seviye açisindan, sahilde bulunan çok sayidaki diger otellerden üstün olup, burada kalabilmek belirli bir ekonomik düzeyde bulunmayi gerektiriyordu. Bunlar da devrin gerçek aristokratlariydi. Otel müsterileri yazin mayo ve bornozlariyla alt kapidan denize Abbas Pasa iskelesinde bulunan plaja inerlerdi.
Otelin alt kapisinin iki tarafinda ahirlar ve mandira vardi. Bir yanda iki yük arabasi ile bir yolcu arabasinin atlan barindirilir, diger yanda ise, Halki Palas’m süt, yumurta gibi ihtiyaçlarini karsilayan 10 kadar inek, tavuk ve domuzlar bulunurdu. Sabah kahvaltisinda verilen tereyag buradan alinir, papatya veya gül gibi sekiller veren demir kaliplarin isi-tilmasiyla çesitli formlarda müsteriye sunulurdu. Çalisanlar arasinda 4 garson frakla hizmet verirdi. Bunlara ilaveten l depocu, 3 çamasirci kadin, Z çamasir asan kadin, 3 asçi kadin ve 3 bulasikçi vardi. Ayrica önemli sayida yardimci
personel de görevliydi”.
Önceleri Romanya uyruklu un tüccari bir aileye ait olan binanin mülkiyeti daha sonra Yunan uyruklu ailelere geçmis. Yunan uyruklu ailenin Türkiye’den ayrilmasi ile de 1954 yilinda Hazine’ye geçmis. Önce bir otel isletmecisi binayi kiralayip restore etmis, 1969 yilinda Net Grubu isletmeyi devralmis. Yangin sonu yeniden yapilan oteli simdi Net Grubu adina Selçuk Gedikoglu yönetiyor. Ön büro müdürü Emrah Cayan. Sef Mehmet Demir. Gecelik konaklama ücreti kisi basina l milyon 800 bin lira dolayinda… Otelin nefis manzarali bahçesinde kahvalti ve yemek semsi var. Bahçede büyük bir yüzme havuzu yapilmis. Halki Palas kis aylarinda da açik. Yeni yapilan büyük toplanti ve konferans salonlari nedeniyle kis döneminde doluluk oranini sürdürmeyi bekliyorlar.
(Halki Palace Hotel, Refah Sehitleri Caddesi 88, Heybeli-ada. Telefon: (216) 351 8890-Fax: (216) 35184 83).
***
Halki Palas bahanesiyle Heybeliada’yi ilk defa gördüm ve hayran oldum. Benim gibi hayatinda Heybeliada’yi görmeyenler var ise tavsiye ederim, bir gün gidip sokaklarinda dolasiniz. Binalar çöküyor, yok oluyor ama, henüz “Yikim ve. kiyim” bu adaya ulasmamis. Italyan mimarlarin çizip, Rum ve Ermeni kalfalarin yaptiklari güzelim evleri, Q evlerin kapilari, evlerin pencereleri, kapi, pencere ve duvar demirlerinin güzelligi görmeyene anlatilamaz… Ada sokaklarinda hafta ..sonu hayran hayran dolastim. Ön sokaklar, arka sokaklar… Hepsi nefis. Ayni binayi on defa seyretseniz doyamiyorsunuz…
Bana anlatildigina göre Hey-beliada’nin “Katliamdan kur-tulmasinin” ana sebebi fakirligi imis. Bu adaya “Zenginler” pek ilgi duymamis. Burasi zengin adalarin eglence yeri, müstahdeminin kaldigi ada imis. Bahriye Mektebi, Deniz Harp Okulu, Deniz Lisesi subaylarindan emekli olanlar ev alip adada emekliliklerini yasarmis. Sanatoryumun olmasi da zengin akinini önleyen bir faktörmüs. Sanatoryum 1924 yilinda yapilmis. Ayni.yil verem oldugunu anlayan Ismet Pasa gelip Heybe-li’de bir Rum evi satin almis. Bu ev simdi müze.
Tepede Aya Triada Manas-tiri’na, ruhban okuluna kadar tirmandik. Kapici yüzümüzü begenmedi. Bahçeye sokmadi. Demir parmakliklar arkasindan begonvillerle dolu güzel bahçesini seyrettik. Vitali Hakko ile birlikte çarsi içinde Osmanli döneminde 1857 yilinda insa edilen ve balikçilari koruyan Ay Nikola’ya adanan nefis kiliseni içini “rica-minnet” görebildik. Nefis bir kilise idi. Nevsehir’den gelip Heybeliada’da antikacilik yapan Naci Gümüs ve oglu Sereften Rum evinden çikmis eski bir sandalye satin aldik. Iske-le’deki çay bahçelerinde limonlu çayimizi içtik… Iskele civarinda eskiden Belle-Vue, Grande Bretagne, Calypso, D’Europa, Grece, Piccadilly, Karamanyan otelleri varmis. Her otelin altinda lokantasi, pastahanesi bulu-nurmus. Sofyanos (Safak), An-donella, Panorama, Filipakis Gazinosu, Ligor Meyhanesi en ünlü eglence yerleriymis. 1900’lü yillarin basinda Iske-le’deki eglence yerlerinin salonlarinda Italyan Concordia Opera Toplulugu “La Traviata” ve “Aida” operalarini temsil edermis…
“Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine!..” Heybeliada daha fazla kötüye gitmeden, siz ne yapin edin, bir defa-cik olsun Heybeliada’ya gidin.
^

 

Sende yorum yap