Vatanı ve de batanı kurtarmaktır bizim görevimiz

, , Sende yorum yap

Hasan Pulur agabeyim ve ben babalarimizin “istiklal Madalyalari” ile övünürüz, istiklal Madalyasi çok kimse için birsey ifade etmez hale geldi. Örnegin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, diger devletlerin Türk vatandaslarini onurlandirmak için” verdikleri her derecedeki “madalyayi” taniyor da, Mustafa Kemal’in imzasi ile bizim babalarimiza verilen istiklal Madalyalarini “tanimiyor”. Bu da bizim çok gücümüze gidiyor. (Yabanci ülkelerden madalya almis dostlar için a-çiklama: Biz yabanci ülkelerin madalyalarini küçük görmüyoruz, istiklal Madalya-si’nin da en az o çizgide bir degeri oldugunun unutulmamasini istiyoruz.)
Hasan Agabeyim ile oturduk… Bermutat “vatan kurtariyoruz”…
Agabeyim anlatiyor:
– Ben Miralay Tevfik Bey’in oglu olmakla övünürüm. Peder merhum, Balkan Harbi, Çanakkale Harbi, Kafkas Harbi, Birinci inönü, Ikinci inönü, derken izmir’in isgali, arkadan Seyh Sait isyani hepsinde vurusmus. Bunlar yetmemis ikinci Dünya Sava-si’nda Hadimköy’e çagirmislar…
Ben asagi kahr miyim?.. Ben de rahmetli babami anlatiyorum:
– Agabeycigim, bizim peder merhumun durumu da pek farkli sayilmaz. Merhum, 332’ye 100 Harbiye çikisli ismail Halit Besiktas… O da Çanakkale’de vurusmus, italyan tahtalbayiri ile Libya’ya gitmis. Orada vurusmus. Dönmüs gelmis, Atatürk ile A-nadolu’ya geçmis. Nihayet Ankara’ya ulasmislar. Mülazün-i sani’likten 413 kurus aylik ve bir de istiklal Madalyasi ile “malulen tekaüt”… ikinci Dünya Savasi’nda sizin peder merhum gibi, bizim peder merhuma da vatani kurtarmak için Edirne cephesinde üniforma giydirmisler.
Derken sohbet sürüp gidiyor…
– Bizler için az seref mi? Babalarimiz vatani kurtarmis. Allah gani gani rahmet eylesin… Ben heryerde babamla övünürüm. Herhalde senin de övünmek hakkin.
– Agabeycigim, biz babalarimiz “vatani kurtardi” diye övünüyoruz. Bizim çocuklar da ileride acaba “babalarimiz batardan kurtardi” diye övünürler mi dersin?
– Sen gene dilini tutamayip birilerini sokmaya çalisiyorsun.
– Haddimize mi düsmüs agabeycigim. Sadece acaba üzerimize düsen görev ve sorumlulugu geregince yerine getirebiliyor muyuz endisesindeyim. Öyle ya babalarimiz vatani kurtardi.
Vatan kurtuldu, simdi bizim görevimiz batanlari kurtarmak. Yoksa “vatandaslik görevimizi yerine getirmemis oluruz. Biz bu dünyaya neden geldik, degil mi agabeycigim. Herhangi bir iktisadi devlet tesekkülü mü batiyor, herhangi bir özel sektör kurulusu mu batiyor, herhangi bir banka mi, herhangi bir banker mi batiyor, onlari kurtarmak bizim görevimiz. Batsin mi bu müteahhitler, batsin mi bu armatörler, batsin mi bu ihracatçilar, batsin mi bu seyler…
– Batarsa batar, sana ne?
– Olur mu Agabeycigim. bizim damarlarimizda tasidigimiz asil kan, vatani ve batani kurtarmamizi gerektirir. Vatan bizden fedakarlik bekliyor agabeycigim. Aciz kulun, kendini bildi bileli karinca kararinca “batan kurtariciligini” sürdürüyor agabeycigim. ikinci Dünya Savasi’nda karaborsacilari kurtardik. Sonra çarpik çurpuk montaj sanayileri kurardan kurtardik. Otomotiv batarsa felaket olur dediler, onlari kurtardik. Tekstil batarsa felaket olur dediler, onlari kurtardim. Hela tasi satilmiyor, seramik sanayii batacak dediler, onlari kurtardik… Derken gene bankalari, bankerleri kurtarmaya sira geldi. Söyle agabey baska kurtanlacak varsa onlari da kurtaralim…
– Ya politikaya batanlar, bogazlarina kadar pislige gömülenler?
– Evelallah onlan da kurtanriz agabeycigim… Biliyorsunuz agabeycigim burasi Türkiye.”… Bulunur kurtaracak bahti kara maderini…” Yalniz vatani ve de batani kurtarmaya soyunup da,”… Ah ben ne yapmisim” diye pisman olmak da var isin sonunda…
– O da nereden çikti?
– Sevgili ortak dostumuz, (Allah saglikli ve uzun ömür versin) Orhan Erkanli kumandanin 27 Mayis 1960 hatiralarini anlattigi kitaptaki önsözünün bir bölümünü aynen aktarmak istiyorum. Orhan Erkanli bakiniz 1972 yilinda neler yazmis:
“Silah zoruyla veya seçim yoluyla iktidara gelenler, daima ‘Vatani kurtarmak, demokrasiyi yasatmak” maksadiyla devlet yönetimini ele aldiklarini iddia ve ilan ettiler. 1950’den günümüze kadar vatan belki onuncu defa, politikacilar ve askerler tara^ findan kurtarildi…
Asker, sivil, gelip geçen bütün iktidarlarin gerekçesi ve gayesi hep ayni idi: “Vatani kurtarmak, demokrasiyi yasatmak”. Bu ugurda millet olarak büyük kayiplar verdik, asker veya sivil liderler asildi, binlerce kisi hapsedildi, binlerce ocak söndü… Anayasalar, yasalar yaptik, degistirdik, örfi idarelere ilan ettik…
Son yillarda, vatani kurtarmak veya vatana ihanet etmek fiilleri kahramanlik veya hainlik sifatlan o derece yersiz ve gereksiz, sık sık ve çok kötü sekillerde kullanildi ki, artik bu kavramlara kimse inanmaz oldu… Bir süre kahraman olarak alkisladigimiz, basimizda tasidigimiz, izinden gittigimiz kisiyi veya kisileri, bir günde ayaklar altina almaktan, hain diye damgalamaktan, sürgüne göndermekten, asmaktan çekinmedik… Deger ölçülerimiz, yargilarimiz degisti.
Aslinda ortada kurtarilmaya muhtaç, batmis bir vatan ve zorla yasatilacak bir demokratik düzen olmadigini, kahraman veya hain olarak niteledigimiz kisilerin iktidar mücadelelerinin galipleri veya mag-luplarindan ibaret bulundugunu bir türlü anlamadik.
Ama simdi görüyorum, memleketimizin en ciddi, en önemli ve hayati sorunu “vatani kurtaricilardan kurtarmak”tir.

 

Sende yorum yap