Üretim dışında kalan paranın faizi enflasyonu besliyor

, , Sende yorum yap

Ekonominin esasi üretmektir. Üretime dayanan gelir, saglikli gelirdir. Üretime dayanan para, güçlü paradir.
Üretimin 4 faktörü vardir: (l) Dogal kaynaklar (2) Sermaye (3) Emek (4) Mütesebbis-Giri-simci. Üretimi bu “4 faktör” gerçeklestirir.
Bu 4 faktör, üretimin her kademesinde, üretime yaptiklari katki karsiligi “gelir elde” ederler. (1) Dogal kaynaklarin üretime yaptigi katki karsiligi elde edilen gelir “kira-rant”dir. (2) Sermayenin üretime yaptigi katkinin karsiligi elde edilen gelir “faiz”dir. (3) Emegin üretime yaptigi katkinin karsiligi elde edilen gelir “ücret’tir. (4) Mütesebbisin üretime yaptigi katki neticesi elde edilen gelir “kar”dir. Bu faktör gelirleri, üretimin her safhasinda üretilen mal ve hizmeti “maliyetine” girer. Maliyetine eklenir, iste “Katma Deger” denilen sey de budur. Katma Deger denilen sey, her mal ve hizmetin nihai maliyetindeki toplam “kira-rant, faiz, ücret ve kar”dir.
Simdi bu 4 üretim faktöründen sadece “para”yi ele alalim. Diger 3 faktör olmadan nasil üretim gerçeklesemiyor ise, “sermaye” olmadan da üretim yapilamaz. Sermayenin getirisi “faiz”dir.
Üretim için “kredi kullanmak” saglikli bir seydir. Çünkü bu durumda tasarruflar üretime dönüsür. Üretim, Milli Gelir’i artirir. Ülkeye, insanlara refah gelir. Para-kredi eger üretim için kullanilir ise, karsiligi olan “faiz”, üretilen mal ve hizmetin fiyatinin içine girer. Ekonomik anlatim ile, “Katma Deger”in içinde yer alir.
Paranin, tasarruflarin tamami üretime yö-nelmeyebilir. Üretim disinda kalabilir.
Örnegin, bugün Türkiye’de giderek daha çok kimse “tüketici kredisi kullaniyor”
Bankalar Birligi Baskani bankalarca kullandirilan tüketim kredilerinin 51 trilyon lirayi astigini söylüyor. Kredi kartlarina dayali olarak kullandirilan kredinin miktari bilinmiyor.
Kredi kartlarinda aylik faiz yüzde 9 dolayinda. Bankalarin tüketici kredilerinin faizi ayda yüzde 7 dolayinda.
Kaba bir tahmin yapalim. Yilda 80 trilyon lira tüketici kredisi faizi ödendigini varsayalim. Bu Milli Gelir’in yüzde 2’si büyüklügünde faiz demektir. “Dananin Büyügü” ise Büt-çe’nin içindeki faiz yüküdür. 1995 bütçesinde öngörülen devlet borçlarinin faiz ödeme rakami 400 trilyon lira dolayindadir ki, bu da Milli Gelir’in yüzde 10’u büyüklügünde bir rakamdir.
Sayin okuyucularim tekrar hatirlayalim: Milli Gelir belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin parasal degeridir. Fakat “etiket degeri” degildir. “Katma Degeri”dir. Katma Deger denilen sey üretimin her asamasinda, üretilen mal ve hizmetin degerine yapilan eklemedir. Bu da 4 sekilde olur. Kira-rant, faiz,
ücret ve kar seklinde.
Faiz, üretimin içine girdiginde, üretimin bir faktörü oldugunda, Milli Gelir’e katkida bulunur. Faiz, reel olarak yaratilan bir mal ve hizmetin degerinin içine girer. Faizin faktör olarak içine girdigi her mal ve hizmet ekonomiye eklenir. Bu nedenle faiz geliri karsiliksiz degildir. Faiz gelirinin karsiliginda ekonomide yaratilmis bir mal ve hizmet vardir. Bunu uzun uzun ve tekrar tekrar anlatiyorum. Çünkü bu çok hassas bir konudur.
Faiz üretim faktörü olarak, üretime katkida bulundugunda, faiz gelirinin karsiliginda bir üretim ortaya çiktigi için faiz karsiliksiz bir gelir olmaz.
Simdi gelelim faizin üretim disina kaymasi durumuna.
Dünyanin her ülkesinde devlet iç borçlanmaya gider. Fakat bu iç borçlanma ile toplanan paralar genelde bir mal ve hizmet üretiminde kullanildigindan, faiz yükü o mal ve hizmetin fiyatinin içine girer. Genelde devlet cari harcamalar için faizle para toplamaz. Toplasa da bu “istisnai” bir durumdur.
Bir baska sey daha var. Dünyanin baska ülkelerinde devletin iç borçlanmasi, ülke içindeki fonlarin tamamini emmez. Toplam kaynaklarin küçük kismi devlet tarafindan kullanilir.
Gene dünyanin her ülkesinde tüketici kredileri vardir. Plastik kredi kartlari ile tüketici kredisi kullanilir. Fakat tüketici kredilerinin yatirima ve üretime giden krediler yaninda payi düsüktür.
Simdi geliyoruz Türkiye’nin özel durumuna. Ülkenin toplam tasarruflarindan, yatirima ve üretime yönelen krediler azaliyor. Toplam tasarruflardan üretime giden pay düserken tüketicinin kullandigi pay yavas yavas artiyor. Iç borçlanma yoluyla tasarruflarin büyük kismini devlet yutuyor. Devletin iç borçlanma ile topladigi paranin büyük kismi yatirima ve üretime gitmiyor. Cari harcamalarda kullaniliyor.
O zaman ne oluyor? Tüketici kredilerinden ve devletin cari harcamalar için kullandigi kredilerden dogan büyük miktarda faiz, üretim içine girmeden “faiz geliri” doguyor. Bu gibi faiz gelirinin “karsiligi yok”. Karsiliginda üretim yapilmamis. (Milli Gelir hesaplarinda da bu gelirler üretime katkida bulunan faiz gelirinden düsülür). Iste karsiliginda üretim yapilmamis olan bu faiz geliri enflasyonu besliyor.
Bankalar üretici kredisi yerine tüketici kredilerini artirdikça, bu kredilerin büyüyen faiz geliri, “karsiliksiz faiz geliri” olarak ekonomiyi atesliyor. Iç borçlar, kamunun cari açiklarinin finansmaninda kullanildikça, iç borçlarin dev faiz geliri, karsiliksiz gelir olarak” ekonomiyi enflasyona boguyor.

 

Sende yorum yap