TÜSİAD, “devlet devlet olmadan ekonominin düzelemeyeceğini söylüyor

, , Sende yorum yap

TÜSIAD Yönetim Kurulu Baskani Halis Komili anlatiyor: “Geçtigimiz günlerde Polonya Cumhurbaskani Kwasniewski, TÜSIAD’in konugu oldu. Enflasyonun kontrol altina alinmasi, piyasa ekonomisinin yerlestirilmesi, istikrarli büyüme gibi konularda Polonya’yi hayranlikla izledigimizi kendisine söyledigimizde, sarsici bir cevapla karsilastik: “Biz 1980’li yillarin Türkiyesi’ni model aldik, basarimizin sirri budur.”
1980’li yillarda Dogu Avrupa ülkelerine model olan, gösterdigi basanlarla dünya kamuoyunun dikkatini çeken Türkiye, bugün kisa dönemli basanlara bile hasret kalmis durumda. Bazilarimiz, ekonominin 1994 krizinden önceki durumuna geri dönmüs olmasiyla yetinebili-yor. Buna bakarak, “ekonomi yoluna devam ediyor’ diyebiliyor. Evet, ekonomi yoluna devam ediyor ama bu yol yol degil, bu gidis gidis degil.
Devlet olmadan ekonomi kendi kendine yürümez
Komili diyor ki: Sik sik, ülkenin kendi kendini yönettigi, ekonominin siyasal bunalimdan etkilenmedigi, isadaminin, Ankara’da olan bitene aldirmadan faaliyetini sürdürdügü tekrarlaniyor. Kuskusuz bunlar hepimize çok cazip gelen ifadeler. Kismen ve kisa dönemli olarak bu yaklasimi destekleyici kanitlar da bulunabilir. Ama ne yazik ki bu yaklasim, yalnizca tablonun bütününü yansitmaktan uzak degil, ayni zamanda da tehlikeli ölçüde yaniltici.
Eger derin bir vadiyi asan bu ince tel üzerinde bugün hala yürüyebiliyorsak, bu, hayatta kalma içgüdümüzün bize verdigi olaganüstü gayretin bir sonucudur. Bugüne kadar asagiya düsmemis olmamiz, altimizda dipsiz bir uçurum oldugu ve ancak en güçlüler ile en yeteneklilerin karsiya geçme basarisini gösterebilecegi gerçegini ortadan kaldirmaz.
Türkiye’de insanlar, kendilerini kolayca bir iyimserlik dalgasina kaptirabiliyor-lar. Dozunda iyimserlik insana güç verir ama dozunu kaçirdiginizda, sonuç en hafifinden rehavettir.
Bütçe açigi kapanamaz boyutta
Kriz dönemiyle karsilastirildiginda, ekonominin bugün belirli bir dengeye oturdugu söylenebilir. Kurlarda bir stabilizasyon var. Hükümetler iç borcu döndürebiliyor. Faizler, anormal yüksekken, biraz geriletilebildi. Ekonominin sagliksiz bir hizla büyümesi durdu, büyüme hizi, bu makro dengeler içinde makul sayilabilecek bir seviyeye indi.
Ekonominin bugününe iliskin bir kesit alindiginda, bazilarini bir ölçüde iyimserlige sevkedebilecek böylesine bir manzarayla karsilasilabilir. Ancak, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin su iki makro degiskenin tehlike sinyalleri görmezden gelinemez: Yükselen enflasyon ve sürekli artan bütçe açiklari.
Bütçe açiginin finansmanina iliskin rakamlar uzun dönem içinde incelendiginde, Türkiye’nin ancak 5-6 milyar dolar civarinda bir açigi finanse edebildigi görülecektir. 1996 için öngörülen açik ise 10 milyar dolara ulasiyor. 12 aylik nakit açiginin daha Subat ayinda 8 milyar dolar oldugu, izlenen iç borç politikasi ile iç borç faiz ödemelerinin sürekli yükseldigi, sosyal güvenlik kuruluslarina yapilan transferlerin giderek arttigi, kamu perso-
nelinin zam için kapida bekledigi düsünülürse, bu bütçe hedefinin gerçeklesmesinin pek ihtimal dahilinde olmadigi ortaya çikar. Oysa ekonomimiz, hedeflenen 10 milyar dolarlik bütçe açigini dahi karsilayabilecek güçten yoksun.
Yirmi yilda hiç birsey degismedi
1979 yilinda TÜSlAD’in “ekonomideki olumsuz gelismeleri halka anlatmak, kamuoyu yaratmak” amaciyla verdigi ilanlar Ecevit’i iktidardan düsürme ilanla-ri olarak anlatilir durur. Halbuki bu ilanlarda Ecevit’in adi geçmemisti. O dönemde TÜSIAD Yönetim Kurulu Baskanligi sorumlulugunu tasiyan Feyyaz Berker, dün TÜSIAD Yüksek istisare Konseyi Baskani olarak yaptigi konusmada yirmi yil önceki ilanlarda verilen mesajlari hatirlatarak, “ne degisti?” diye sordu… Yirmi yil önce TÜSIAD’in verdigi mesajlar sunlardi:
“Enflasyon yavaslatilmalidir, vergi kaçagi önlenmelidir, vergilendirilmeyen kesim vergi kapsamina alinmalidir, ekonomide asin bürokratik ve müdahaleci anlayistan uzaklasilmalidir, ekenomi disa açilmalidir, kisa vadeli politik kaygilarla hareket edilmemelidir. Devletin ekonomideki nisbi agirligi azaltilmalidir, devlet karsiliksiz para basmamalidir, KIT’lerin kapsami daraltilmalidir, üretim artisi desteklenerek enflasyon hizi düsürülmelidir.”
Dibe vurmadan çikis zor
Halis Komili uyariyor: Kamu sektörünün mevcut yapisi ve bugünkü politikalarla, ekonominin çarklarini durdurmadan, ülkeyi bir kez daha krize sürüklemeden, bu bütçe açigini karsilayacak kaynaklari bulmanin imkani yok. Böyle bir ortamda enflasyonu kontrol altina almak da mümkün degil. Yani ya hizla yükselen enflasyona boyun egilecek ya da enflasyonu frenlemek için, ekonomi yine durgunluga sevkedilecek, issizligin artmasina sebebiyet verilecek.
Sorun sadece bu yili nasil geçirecegimiz sorunu degil. Sorun bu ülkenin yari-niyla ilgili. Türkiye 1980’li yillarin basinda gerçeklestirdigi büyük hamlesinden bu yana neredeyse tümüyle yerinde sayiyor. Oysa dünya için ayni seyi söylemek mümkün degil.
1980’lerde bazdan Türkiye ile ayni kategoriye sokulan Güneydogu Asya ülkeleri, artik dünya ekonomisinin en önemli kutuplarindan biri sayiliyor ve Asya Kap-lanlari diye aniliyor. Enflasyon oranlan mizah konusu haline gelen Latin Amerika ülkeleri yüzde 2000’lerin üzerindeki enflasyonu iki ya da tek haneli rakamlara indirmis durumda. Arjantin, enflasyonunu 2000’lerden yüzde 3.4’e indirirken, büyüme hizini yüzde 4.4 olarak gerçeklestirebiliyor. Sovyetler Birligi’nin dagilmasindan sonra büyük çalkantilar yasayan Dogu Avrupa ülkelerinde, merkezden güdümlü ekonominin 50 yillik hakimiyetinden sonra, serbest piyasa ekonomisine geçisin tüm sikintilarina ragmen, enflasyon sistematik olarak düsüyor, büyüme hizi ve kisi basina milli gelir ise artiyor. Yabanci sermaye yogun bir sekide bu ülkelere akiyor.
1980’li yillarin basinda yarim biraktigi reformlari tamamlayamayan, ekonomisi istikrara kavusmayan, büyüme hizi bir zirveye bir dibe vuran, enflasyonunu kontrol altina alamayan Türkiye’ye ise, ancak, bunu basaran ülkelere gipta ile bakmak kaliyor.

 

Sende yorum yap