Sözüm meclisten dışarı

, , Sende yorum yap

Ben “saf ve bakir bir Anadolu çocuguyum” ya,.. “Bazi bazi” veya daha dogrusu “hemen her zaman” “dilimi ve de kalemimi” zamana ve zemine göre ayarlamayi beceremiyorum”…
Halbuki su günlerde bunlar çok önemli… Dilini ve de kalemini tutamadin mi, basinin belaya girmesi içten bile degil…
Eskiden “siyasi nedenler ile” bazi konulara deginmek “sakincali idi”…
Simdi “ekonomik ve de sosyal” kaynakli “sakincali konular” o kadar artti ki…
* * *
Geçen aksam kalabalik bir davette agabeylerimin çogunlukta oldugu bir masaya ilistim. Hoparlörleri sonuna kadar açmistim. Müzik bangir bangir… Kulak zarlarini patlatiyor. Müzik gürültüsünde söyledikleri karsisindakine duyurabilmek için masadakiler bagirarak konusmaktan yorulmus… Meydan bos kalmis…
Ben her lafin altindan kalkmaya çalisan “saf ve bakir Anadolu çocugu” gayretkesligi ile anlatiyorum:
“Agabeylerim, devletin en yetkili ve de etkili kisileri ile ilgili yolsuzluk dosyalan açiklaniyor. Adamlar üç yil önce cibilken birden milyarder oluyor. Bu ne biçim Devlet ciddiyetidir ki, bu ne kanun hakimiyetidir ki, bugüne kadar birinin cezalandirildigini görmedik. Bu adamlar halkin karsisina hangi yüzle çikabiliyor?…
…Derken… Masanin altina sol bacagima “küüüt” diye bir tekme! Sevgili agabeylerimden biri kas göz isaretiyle yandaki masada oturan birini isaret ediyor… Yavasça:
“Diline hakim ol, adam duyup mesele çikaracak… Malum adam o soygunculardan biri…’
Ne yaparsin? Ben lafi degistiriyorum:
“Su insanlarin yüzsüzlügüne sasiyorum… Adam iflas etmis. Dünya kadar borcu var… Getirmis yatini Bebek Koyu’na demirlemis. Nis’ten, Monte Carlo’dan arada sirada gelip tur atiyor. Bu ne biçim istir ki..”
Pattt… Masa altindan bir tekme… Karsimda oturan agabeyim eliyle isaret ediyor…
“Aman sus’… Arkadaki masada oturan isadami duymasin… Onun durumu da öyle… Vaziyeti bozuldu. Fabrikasi kapali… Karisina karsi yakada 6 milyon dolara yali aldi. Adamcagiz, onu çekistiriyoruz sanacak…”
Baska bir konuya atliyorum…
“Türkiye 1995 yili sonunda Gümrük Birligi’ne gerçekten girecek mi dersiniz?..”
Küütttt… Masa altinda bir tekme…
“Yandaki masada oturana dikkat etmedin mi?.. Bizi dinliyor… Onlarin firmasi Gümrük Birligi’ne karsi… Durup dururken koskoca isadamini karsina alma… Sen bir garip profesyonelsin, hayatini söndürür…”
Sözü mecburen degistirdim:
“Agabey, sanayici diye tesviki aliyorlar… Gümrüksüz parça getiriyoruz diye elektrikli aleti oldugu gibi içeriye sokuyorlar. Türkiye’de kordonunun ucuna fisi bagladin mi, yerli katki tamam… Sonra sat içeride, buna da sanayici deniyor… Disaridan gelen buzdolaplanna bile yerli isim basip… Sonra bu sanayii yasatmaya çalis…”
“Langirt” apis arama bir tekme… Agabeylerimden biri atiliyor:
“Suss… Suss… Duyacak, yandaki masada oturuyor…”
“Aman agabeylerim, biz konusmayacak miyiz yani? Bütün bunlar hükümetin ekonomik ve sosyal politikalari sonucu kokusan…”
“Küüüüttt” masa altindan bir tekme daha… Sayin agabeyim, kasiyla gözüyle ötedeki masada bize dogru oturan etkili ve yetkili büyüklerimize yakin danismani isaret ediyor:
“Evladim, duyar… Gider Ankara’da söyler… Hayatin söner…”
“Agabeylerim, biz ekonomiden, ülkenin sorunlarindan söz edemeyecek miyiz? Ne söylesek biri mi alinacak? Neden söz edelim? Metresim yok ki, size metresimi anlatayim…”
“Pattt” masanin altindan öbür bacagima bir tekme… Agabeyimin mutad uyarisi:
“Evladim sen agzinin kontrolünü kaçardin. Ne lâf edecegini sasirdin… Biraz ötede oturanin basi metresten derde girdi… Simdi duyacak, kendini çekistiriyoruz sanacak…”
Dayanamadim, isyan ettim:
“Agabeylerim, ben saf ve bakir Anadolu çocuguyum. Her lafi kime degecek, kimi gücendirecek diye tartmaya kalkarsam…”
“Birak bu saf ve bakir Anadolu çocugu numaralarini… Artik Türkiye bu numaralan yutmuyor. Bekaretten kurtul…”
“Yani ben de “O biçim” mi olayim agabeycigim?”
“Küttt” bir tekme daha…
“Evladim, sen deli misin?.. Yanda oturan isadamimiz “O biçim…” Kendinden söz ediyoruz sanacak…”
“Iyi de ne konussak birilerine dokunuyor. Biz burada ne konusacagiz agabeylerim?”
“Lafin kitligina kiran mi girdi? Malazgirt Meydan Savasi’ndan söz et. Fatih’in kanlarini anlat… Katerina’yi çekistir…”
Baktim ki, sohbetin tadi kalmadi… Ayaga kalkmaya niyetlendim. Yedigim tekmeler nedeniyle ayakta zor durabiliyorum. Eve gittim. Bacaklarimin her yani tekmelerden morarmis…
Anlasildi… Su günlerde konusurken ve de yazarken insanin lafina dikkat etmesi gerekiyor… Hani ne derler ona… “Sözüm meclisten disari…”

 

Sende yorum yap