Söylenenler başka, hedefler başka

, , Sende yorum yap

Andrew Finkel uzun süredir Türkiye’de yasayan, Türkçe konusan Amerikali bir gazeteci. Yabanci gazetelere yaziyor. Türkiye’de Yeni Yüzyil’da da sütunu var. Nese Düzel ile yaptigi söyleside Andrew Finkel diyor ki:
“Politikacilar kamu alanina girdiklerinde aptal gibi davranmak zorunda kaliyorlar. Çünkü Türkiye’de insanlar üzerindeki iktidari, gücü, kontrolü kaybetme konusunda gerçek bir korku var…
Türkiye’de îslam ve Kürt gerçegi her zaman vardi. Bunlari kamu alani disinda tuttunuz. Simdi ise kamu alani içine girdiler. Tahammülsüzlük de sizi korkutan politik îslam’ yaratti… Tabii bunlari söylerken Türkiye’yi sizlerden farkli görüyorum. Çünkü taraf tutmak zorunda degilim. Çocugumu ingiltere’de okutabilirim. Bir sonraki uçakla kaçip gidebilirim…
… Kamu hayati tamamen sahte… Basiniza bir sapka koyuyorsunuz. Kim oldugunuzu unutuyorsunuz. Sormak gerekir, acaba Refah aslinda saklanmis, gizlenmis bir hayati mi temsil ediyor?.. Refah tabii ki bir gerçegi temsil ediyor ama bu gerçegi de tek dogru olarak tanimliyor. Kendisine muhalefet edilmesine izin vermiyor…”
Kamu hayati sahte
Bizim kaçip gidecegimiz yer yok… Onun için Andrew Finkel’in tarafsiz gözlemlerini iyi degerlendirip, bu ülkeyi “kaçilmayacak, yasanacak bir ülke haline getirmek zorundayiz.” Finkel’in ilginç bir baska degerlendirmesi de söyle: “Gerçi her memlekette siyasiler yalan söyler ama Türkiye’de daha fazla söylüyorlar. Türkiye’de kamu hayati tamamen sahte!..”
Finkel’in anlatimi çerçevesinde olan biteni degerlendirelim… Su anda “kamu hayati tamamen sahte bir sekiz yillik temel egitim” tartismasi içinde…
Sekiz yillik egitim 1972 yilindan bu yana Türkiye’nin gündeminde iken nasil oldu da birdenbire 1997 yilinda “günün konusu” oldu?
– Atatürkçü ve laik kadrolar “politik îslam”in gelismesinden rahatsiz.
Politik islam’in Türkiye’yi çagdisi çizgiye sürükleyecegini görüyor. Öncelikle . Refah’ iktidardan uzaklastirmaya yardimci olabilecek bir sebep ve de uzun vadede Refah’in alt kadrolardan beslenmesini önleyecek bir tedbir olarak imam Hatip Okullari’nin, Kur’an .kurslarinin kapatilmasini saglamak için sekiz yillik egitim konusuna sahip çikiyor.
– Oy sayisini “politik Islam”in gelismesine baglayan Refah ise kadrolarinin fideligi haline getirdigi Kur’an kurslarinin ve imam Hatip Okullari’nin kapatilmamasi için sekiz yillik egitime karsi çikiyor.
Refah “imam hatip okullari” konusunu bir güç denemesi olarak kullaniyor. Bu denemedeki basarinin, Taksim’e Cami’in, Basörtüsü’nün, Sarigin, Cuma Tatili’nin, dine dayali yönetimin kapisini açacagina inaniyor.
Refah için bu konu, ülkenin dina-

mik güçlerine, Atatürkçü, laik ve askeri kesime karsi kendini kabul ettirme mücadelesi.
Açik konusalim iki taraf için de “sekiz yillik egitim” bahane!.. Kendilerini Atatürk’çü ve laik olarak adlandiran kadro için hedef Re-fah’dan kurtulmak, Refah için ise, yandaslarinin sayisini artirmak, iktidara iyice yerlesmek, kontrolü tam olarak ele geçirmek.
Sahte ki, nasil sahte!..
Finkel ne diyor? “Türkiye’de kamu hayati sahte… Her memlekette siyasiler yalan söyler ama Türkiye’de daha fazla söylüyor…” Simdi Ab-bas Güçlü’nün arastirmasina dayali olarak bakalim hangi dönemde, kim, kaç tane imam hatip okulu açmis? “Adnan Menderes 18, 27 Mayis dönemi 7, Süleyman Demirel 200, Bülent Ecevit 33, 12 Eylül dönemi 35, Turgut özal 9, Mesut Yilmaz 23, Tansu Çiller 185 ve Necmettin Erbakan “sifir”!..
Simdi imam hatip okullarini açanlar, 200’ünü birden açanlar, Erba-kan’a bu okullari kapattirmak için Türk Silahli Kuvvetleri’ni yardima çagiriyor. Okullari açanlarin ve bugün sekiz yillik egitimi savunanlarin hedefi acaba gerçekten din egitimine son vermek, gerçekten sekiz yillik çagdas bir egitim sistemine ulasmak mi? Hayir…
Daha da kötüsü: “îmam hatip okullari kapansin ama, her okulda Arapça, Kuran, din egitimi programlari bulunsun” diyorlar.
Çünkü sekiz yillik egitim baslamis, baslamamis, imam hatip okullari kapanmis kapanmamis bu çingari çikaranlarin umurunda degil. Onlar bunu istese idi, okullari açmaz, sekiz yillik egitim için 1972 yilindan bu yana beklemezdi… Onlarin derdi baska…
Onlari bu konulari ortaya atip Atatürkçü ve laik gruplarin dinamigi ile Silahli Kuvvetleri kullanarak baska hedefler pesinde:
– Cumhurbaskaninin derdi Tansu Çiller’i tasfiye etmek,
– Diger siyasi partilerin derdi, oy yetersizliginden elde edemedikleri iktidar gücünü bir baska yoldan ele geçirmek.

Zeynep Atikkan diyor ki “Bu nasil bir siyasi anlayistir, nasil uçsuz bucaksiz bir siyasi mülkiyet hakkidir ki bir takim insanlar ülkeyi biz hem batiririz, hem de kurtarmaya talip oluruz diyebilmektedir? Siyaseten tasfiye olmasi gerekenlerin yeniden kurtarici rolüne bürünmeleri, kendi deyimleriyle ikinci kümedeki ülkelerde mümkün olabilir.
Genis Tabanli Hükümet, öyle mi? Toplumun gözünde Susurluk kepazeliginden aklanamamis partilerin mensuplari bu ülkenin sorunlarina nasil çözüm getirecek?.. Onlar mi bu ülkede hukuk düzenini hakim kilacak? Silahli Kuvvetler’in gözünün se-yirtmesine göre siyaset yapmaya alisik olanlar mi demokrasi mücadelesini baslatacak?”
îste böyle sayin okuyucularim… Finkel, “…kamu hayati tamamen sahte…” diyerek yüzümüze aynayi tutmakla iyi bir sey yapti… Ama gerçegi görene, fark edene…

 

Sende yorum yap