Safiye Ayla

, , Sende yorum yap

Geçen hafta sonu, Cuma aksami istanbul’da Dolmabahçe Sarayi’nda Safiye Ayla’yi dinledim. Önce “Yemen Türküsü”nü söyledi. Sonra “Yanik Ömer”i…
“Yanik Ömer her savastan bir yara tasiyor” .. “Yanik Ömer, yigit Ömer, ögünmeden yasiyor”
“Kurtulus Savasi’nda, yirmi sekiz yasinda”
“Mangasinin basinda kosuyor.”
“Yanik Ömer, yigit Ömer siperleri asiyor.”
… Ve alkislar arasinda, kendisini sahneye getiren gencin koluna girerek, sahneden ayrildi. Uzun etekli, ciddi giysisi içinde, ipince vücudu, zarif hareketleriyle “gerçek ve saygin bir sanatçi”yi izledim. “Boyu nasildi, kasi nasildi, yasi nasildi?”diye sormayiniz… Geçen Cuma aksami Safiye Ayla sahnede “uzun boyu, genç ve güzel, usul adap bilen, sesi gönülleri delen bir hanimefendi”idi…
Yasi bilinmeyen (ve fakat 1907 yilinda dogdugu söylenen) bu ses sanatçisinin hayat hikayesi Büyük Larousse’de söyle anlatiliyor: “Bebek Çaglayan Darüleytami’nda (Yetimhanesinde) yetisti. Bursa Kiz Muallim Mektebi’ne devam etti. Çapa Kiz Ögretmen Okulu’nü bitirdi. Beyoglu Birinci Ilkokulu Ögretmenligine atandi (1925) Eyyubi Mustafa Sunar’dan müzik dersleri aldi. Darüttalim (Birinci Dünya Harbi sirasinda istanbul’da kurulu özel musiki toplulugunun adi) Musiki Heyeti’nin konserlerine katildi.
1931’de ögretmenlikten ayrildi ve gazinolarda çalismaya basladi. Yesari Asim, Hafiz Ahmet Ersoy, Selahattin Pinar, Sadettin Kaynak ve Udi Nevres Bey’den yararlandi. 500’den fazla plak doldurdu. Istanbul Konservatuvari Icra Heyeti’nde bulundu. Istanbul Radyosu’nun ilk açilisindan sonra Türkiye Radyolari’nda yayinlara katildi. Pek çok ses sanatçisi onun taklitçisi oldu. Son derece yumusak, tatli sesiyle ünlü yurt sinirlarini asti, özellikle Arap ülkelerinde büyük ilgi gördü. 1950’de Serif Muhittin Targan ile evlendi. “Seninle Dogan Güldür Bu Gönül” (neva, sofyan) ile “Ask yapragina konarak koza öresim gelir” (mahur- sofyan, degismeli) adli iki sarkisi vardir.” * * *
Safiye Ayla’yi, Is Bankasi’nin kurulusunun 70’inci yildönümü vesilesiyle, Yönetim Kurulu Baskani Ilhan Evliyaoglu ve Genel Müdür Ünal Korukçu’nun davetlisi olarak dinledim. Dolmabahçe Sarayi’nin ana giris kapisinin önünde, Timur Selçuk yönetimindeki orkestra ve koro esliginde Safiye Ayla’dan sonra, Erol Evgin, Hazal ve Timur Selçuk, Berkant ve Sezen Aksuda sahneye çikti.
Safiye Ayla, “Yemen Türküsü” ile “Yanik Ömer”i okurken, sarayin yüzüne projeksiyon ile, Kurtulus Savasi’ndan, Mustafa Kemal’in savas sirasindaki ve savas sonundaki “mücadeleleri’nden degisik görüntüler yansitildi.
Konserden çok etkilendim… Beni duygulandiran bir baska seyi daha size aktarayim. Düsünebilir misiniz… 1901 dogumlu Vehbi Koç, Ankara’da 70 yil önce kurulusuna sahit oldugu, ilk müsterileri arasinda bulundugu bankanin davetine katiliyor ve sahnedeki 1907 dogumlu Safiye Ayla’yi dinliyor. Ikisi de mesleklerinde zirveye tirmanmislar. O zirvede kalmayi, basarmislar. Ilerlemis yaslarinda o zirvede oturmayi sürdürebiliyor, sayginliklarini koruyorlar…
Bu benim için çok önemli bir sey…
Konser bitti. Geceyi düzenleyen Eli Aciman’i kutladim. Sarayin kocaman bahçesinde Merhum Dr. Nejat Eczacibasi’nin esi Beyhan Hanimefendi ile yürürken “- Cumhuriyet’in ve Is Bankasi’nin kurucusu olarak Mustafa Kemal ve arkadaslarinin görüntülerinin saray cephesine projeksiyon ile yansitilmasi etkileyici idi…

Ancak Celal Bayar’i unuttular… Halbuki Celal Ba-yar Bankanin ilk Genel Müdürü idi…”dedi… Dogrusunu isterseniz ben de Celal Bayar’in görüntüsünün yansi-tdip yansitilmadigini hatirlayamadim… Yüzlerce görüntü a-rasinda Celal Bayar unutulmus olamaz. Herhalde yeterince görüntülenmedi ki, izleyenlerin gözünden kaçti. * * *
Sayin Okuyucularim, bugün 30 Agustos Türkler için önemli bir gün. Bugün pencerenize, balkonunuza, kapiniza ay yildizli bayraginizi asiniz. Bayrak, insanlan bir araya toplayan, ulus yapan bir semboldür. Allah bizlere bu topraklar üzerinde baska bayraklar dalgalandigini göstermesin. Unutmayiniz. “Bayragimizi bayrak yapan üzerindeki kandir / Bu topraklar, ugrunda ölenler oldukça, bizim için vatandir.”
Nazim Hikmet “Kuvvayi Milliye Destaninda 30 Agustos’dan sonra ordularimizin izmir’e yürüyüsünü anlatirken “bu memleket bizim” diyerek söyle haykiriyor:
“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kisrak basi gibi uzanan bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, disler kenetli, ayaklar çiplak
ve ipek bir haliya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim
Kapansin el kapilari, bir daha açilmasin, yok edin insanin insana kullugunu, bu devlet bizim…
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardesçesine, bu hasret bizim…”
p>

 

Sende yorum yap