Para “şaşkın”, Hazine “çılgın”

, , Sende yorum yap

Para “sasirdi”. Nereye gidecegini bilemiyor. Serseri mayin gibi bir o yana, bir bu yana dolanip duruyor. Allah vere de bir yerde “patlamaya!.”
Para ne zaman sasirir? (1) insanlar yarin ne olacagini bilemezler ise, para sasirir. (2) Alternatif yatirim alanlarinin sartlari her gün degisir ise, para sasirir. Para sasirinca da (1) Insanlar paralarini orta vade ile bir yere baglamak istemezler. Nakit-likit kalmaya özen gösterirler. (2) Insanlar parayi günlük olarak gezdirirler-dolastirirlar paranin yerini oynatirlar.
Bir gemi düsününüz. Denizde dengede durmasi gereken bir gemi. Fakat geminin içindekiler yükü oldugu yerde muhafaza edemiyor. Bir o yana tasiyorlar, gemi o yana yatiyor. Bir bu yana tasiyorlar, gemi bu yana yatiyor. Bir o yana, bir bu yana gemi sallanip duruyor. Sadece sallanarak ilerlese mesele olmayacak. Bu telas arasinda geminin dengesini tamamen kaybedip, yana yatmasi, veya batmasi isten bile degil!.
Türkiye iste bu durumda.
Giderek, üç ay vadeli mevduat ve üç ay vadeli Hazine Bonolari bile “uzun vadeli yatirim” sayilmaya basladi. Para sahipleri daha likit yatirim alanlari ariyor.
Dikkat buyurunuz, Türkiye’nin klasik yatirim alanlari unutuldu gitti. Ne idi bunlar? (1) Gayrimenkul yatirima (2) Altin (3) Hazine bonosu.
Enflasyon beklentisinin yüksek oldugu dönemlerde gayrimenkul yatirimlarinin cazip olmasi gerekir. Fakat uzun süredir para sahipleri gayrimen-kulden uzak duruyor. Çünkü gayrimenkulu nakde çevirmek kolay olmuyor. Insanlarin gayrimenkulu nakde çevirmek için beklemeye tahammülleri kalmadi. Klasik yatirim alani olan altin cazibesini kaybetti. Insanlar anladilar ki, altin fiyati sadece dünya altin fiyatlari ile döviz fiyatinin etkisinde paranin degerini koruyabiliyor. Ek getirisi, kazanci yok.
Hazine bonolari halk tasarruflari için iki nedenle cazip gelmiyor: (1) Halkin, küçük tasarruf sahiplerinin bankalar araciligiyla Hazine Bonosu alip satmalari çok güç. (2) Yükselen faiz döneminde Hazine bonosu alanlar kaybediyor. Vadeden önce bonoyu nakde çevirenlerin kaybi daha büyük oluyor.
Yakin geçmisin cazip yatirim alani döviz idi. Parasi olan, Türk parasindan kaçip, dolar ve mark satin aliyordu. Hükümet döviz fiyatlarini enflasyonun altinda tutmaya basladigindan bu yana, dolar ve mark almanin cazibesi kalmadi. Döviz rezervlerinin fazlaligi nedeniyle döviz fiyatlarinin kisa sürede artmayacagi ve dövizin tükenmeyecegi de söyleniyor. O halde bos yere döviz almanin ne geregi var.
Borsanin cazip oldugu söyleniyor. Fakat parasi olan sade vatandasin borsaya ulasma sansi o kadar kolay degil. Hem de söylendigine göre “Borsa’da keriz silkeleme diye birsey varmis. Saf ve bakir Anadolu çocuklarini soyup sogana çeviriyorlarmis.” Bu durumda borsa “yolgeçen hani oldu”. Paralar borsaya konaklamaya degil, söyyleee geçerken bir ugrayip,
vurgun var ise vurmaya ugruyor”.
“Halkimiz” ne yapsin? Kaliyor, birtek kapi: Bankalar. Bankalara gidip mevduat hesabi açtirmak.
Fakat banka sistemi de bir “curcuna”. Bankalarin gazetelerde ilan ettikleri faiz oranlari arasinda inanilmaz farkliliklar var. Söylendigine göre, paranin alan, sube sube dolasip, faiz pazarligi ediyormus. Kimse aldigi faizin en yüksek faiz oldugundan emin degil.
Bir de “repo” aliskanligi baslamisti. Bankalar “paranizi repoya yatiriyo-ruz” diyerek, para sahiplerine yüksek faizler veriyordu. “Repo” faizi de simdilerde düsmüs durumda.
Eeee. Söyleyiniz bakalim, bu durumda halkimiz “paraciklarini” ne yapacak?
“Alismis, kudurmustan beterdir” diye bir Anadolu deyimi var. Halkimizi alistirdiniz yüksek “faiz getirisine”. Simdi “paaattt” diye bu muslugu nasil kapatirsiniz?
Insanlarimiz bu “yüksek getiriye” dayali hesaplar üzerine yasam kurmuslar. Kimi sadece bu faiz geliri ile yasiyor. Kimi bu faiz geliri ile zengin oluyor. Simdi ne yapacaklar?
Bu anlattiklarim, olan-bitenin “insanlarimizi” ilgilendiren yani. Bir de “kurumlarimizi” ilgilendiren yani var. Yatirimlari erteleyen büyük sanayi kuruluslarimizin, mütesebbislerimizin bir bölümü, müsterisi kredi kullanmadigi için kasalari para dolan bankalarimizin tamami kaynaklarini “repo-gecelik faiz-hazîne bonosu” üçgeninde degerlendirip duruyor.
Simdilerde repo ve gecelik faiz cazibesini kaybetti. Fakat “Allah bin bereket versin”. Devlet baba hazine bonosu faizini devamli yukariya tirmandiriyor. Simdiiii. Buraya bir nokta koyalim. Ve de hazinenin bir yanlis politikasini, kaçirdigi bir firsati açiklayalim. Efendim, hazinemiz, yil sonuna kadar bono faizi ve ana parasi olarak en az 350 trilyon lira ödeyecek. Bu bonolar genelde yatirimlarini erteleyen sirketlerin mütesebbislerin ve bankalarin paralarini bagladiklari bonolar. Ödenen 350 trilyon lirayi bunlar alacak. Alip da ne yapacak? Baska alternatif yatirim alanlari mi var? Hayir. Eger hazine tekrar bono çikarmaz ise, bu paralar, sirketlerin mütesebbislerin, bankalarin kasasinda kalir. Çürür. Bu kuruluslar bu paralarla tekrar hazine bonosu almaya mahkum.
Hazine bu gerçegi görerek, hazine bonosu faizlerini yüzde 75’e kadar çekme imkanina sahip. (Neden yüzde 75 faiz? Çünkü daha asagi çeker ise, paralar belki dövize gider. Yüzde 75 sinir iyi bir sinirdir!) Hazine bu durumu iyi degerlendiremeyip tersini yapiyor. Faizi devamli yükseltiyor. Yüzde 130’lara dogru yelken açmis du-
rumda.
Ey hazine. Yil sonuna kadar ödenecek 350 trilyon lira paranin su anda gidebilecegi baska yer yok. Bu parayi alanlar, parayi tekrar hazine bonosuna baglamaya mecbur. Bunu görerek faizi, paranin dövize kaçmayacagi denge sinirina kadar indirmek için firsat dogdu. Tersini yapmak, faizi yükseltmek “çilginliktir”.

 

Sende yorum yap