Kredi musluklarını açmaya açtırmaya mecburuz

, , Sende yorum yap

Kredi musluklari açilmadan bulunan dövizin pahali faturasini halk ödüyor
Su anda Türkiye’nin 21 milyar dolar döviz rezervi var. Bir ülkenin bir yillik ithalatini finanse edecek kadar döviz rezervine sahip olmasi “olaganüstü” bir durumdur. Cari islemler Dengesi (normal döviz gelir giderlerinin kaydedildigi hesap) “arti” veriyor. Cari Islemler Dengesi’nin arti vermemesi yabancilarin bir ülkenin döviz durumuna not vermek için baktiklari ilk göstergedir. Ihracat artisi devam ediyor. Turizm döviz geliri artiyor. Isçi dövizi girisi hizlandi. Bunlar ülkenin dövizde rahatlamasini saglayan gelismelerdir. Iç piyasada genelde dövizden Türk Lirasi’na dönüs egilimi devam ediyor. Döviz girisleri ve çikislari üzerinde hiç bir sinirlama yok. Bu konuda yerli ve yabanci çevrelerde gelecege ait süpheli bir bekleyis de yok. Isteyen istedigi kadar döviz bulabiliyor. Ithalatta tam serbesti var. Gümrük ve fonlar yükselmiyor, indiriliyor. Türk bankalari dis yükümlülüklerini hiç aksatmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, dis borç ana para ve faiz ödemelerinde hiç zorlanmiyor. Tüm yükümlülükler zamaninda yerine getiriliyor.
Veeeeeeee… Bunlara ragmen, Türkiye’nin disaridaki kredi musluklarim
birileri kapatmis. Açmiyor.
Kapatmis da ne olmus? Türkiye nereden döviz buluyor? Türkiye bu çarki nasil döndürüyor?
Iste isin püf noktasi da burada.
Kredi muslugu açik da olsa, Türkiye gider dünya piyasalanndan “LIBOR+1” ile istedigi kadar kredi bulur. LIBOR (London Inter-bank Offered Rate) kelimelerinin kisaltilmisidir.
Londra’da bankalar arasinda olusan ortalama faiz oranini gösterir. Bu faiz orani aliciya göre degismez. Aliciya göre degisen (+1) denilen seydir. Arti ile ifade edilen sey krediyi kullananin (kisi, firma veya ülke) kredi riskine göre, faize eklenen farktir. Türkiye gibi ülkelerin LJBOR üzerine eklenecek (+1) fark ile borçlanabilmeleri gerekir. Bilemediniz bu fark ( + 1.5) olur, veya (+2.9) olur.
Türkiye’nin kredi musluklari kapali oldugundan Türkiye bu normal kanaldan bulamadigi dövizi dolayli olarak buluyor. Bu döviz “dis sicak para”, “iç sicak para”, “satici kredisi”, “Ticaret Bankasi kredisi” olarak veya “portföy yatirim seklinde” Türkiye’ye giriyor. Ama çoooookkk pahaliya giriyor. “LI-BOR+1” veya “LIBOR+2” ile dogrudan alinabilecek krediye Türkiye dolayli yollardan LIBOR+15, LJBOR+25 fatura ödüyor. “Döviz getirip, tahvil veya bono alan, bir yilda net yüzde 25 kazandi, net yüzde 30 kazandi” diyorlar ya… Iste bu ifadelerle anlatilan sey, LJBOR üzerine Türkiye’nin ödedigi farktir.
Iyi de, bu fark kimin cebinden çikiyor? Bu farki kim ödüyor? Bu fark iç borçlanma ile bulunan Türk liralari ile ödeniyor. Bu farki, kamu finansman açigi, enflasyon yoluyla siz ödüyorsunuz, ben ödüyorum, Türk halki ödüyor.
Çarpik olan su: Türkiye yabanci finans-mancilar açisindan çok olumlu göstergelere sahip iken, kredi musluklari bir türlü açilamiyor. Bu döviz rezervine, bu döviz performansina ragmen Türkiye disaridan normal ka-
nallardan borçlanamiyor.
Halbuki geçmiste Türkiye “negatif (eksi) rezerve sahip oldugu dönemlerde borçlanmisti. Halbuki Türkiye eskiden dis borçlanni ödeyemediginden erteledigi dönemlerin sonunda borçlanmisti.
1979-1980 yillarinda döviz rezevlerimiz negatif oldu. Borç ödeyemez hale geldik. Borçlari erteledik. Erteleme önce 3 yil, sonra 10 yila uzatildi. Bu ertelemenin üzerinden üç yil geçmeden Merkez Bankasi adina Yavuz Canevi, Kambiyo Genel Müdürü olarak Zekeriya Yildirim Londra piyasasindan önce 200 milyon dolar, sonra 300 milyon dolar, 1983 yili sonunda 500 milyon dolar kredi buldular. 1985 yilinda Türkiye Sinai Kalkinma Banka-si Japon piyasasinda tahvil satti. Gazi Erçel, Hazine Genel Müdürü olarak 1987 yilinda Almanya’da tahvil satü. O zamanin “negatif rezervi”nin ne oldugunu hatirlayiniz.
Türk ekonomisi döviz yoklugundan tümüyle felç olmustu. Birakiniz, kahveyi, margarini, yagi ve sekeri, Türkiye bugday ve petrol getirecek döviz bulamiyordu. Böyle bir dönemin pesinden borçlanabildi. Allah rizasi için söyleyiniz, o günkü tablo bugünkü tabloya benziyor mu?
Sayin okuyucularim, rakamlar, döviz durumu 1980’lerin basindaki durumdan çok iyi durumda ama 1995’li yillarda dünya para piyasalannda sadece rakamlara bakarak ülkelerin kredi muslugunu açmiyorlar. Simdi ülkelerin ekonomik politikalarina da bakiyorlar, kredi notlarina da bakiyorlar. Dis kredi çevreleri, “Liberal Ekonomi Felsefesini” bir türlü benimseyemeyen Türkiye’nin gelecegini iyi görmüyor. Yabanci çevreler “özellestirme konusundaki gecikme ve ayak sürtme”yi Türkiye’de devletin henüz liberal ekonomi felsefesini içine sindiremediginin göstergesi olarak kabul ediyor. Liberal ekonomiye geçmeye hazir olmayan, KiT’leri satamayan devletin alacagi krediyi ekonomiye enjekte etmeyip kendi kullanacagi endisesi, kredi musluklarinin açilmasini engelliyor. Çare: özellestirme konusunda lafi birakip, is yapmak. Ikinci engel, kredi notu veren kurumlar. Bu notlari o kurumlarda çalisan insanlar, rakamlara bakarak ve de rakamlari o ülkenin insanlariyla konustuktan sonra yorumlayarak veriyor. Bugünlerde kredi notu veren ku-ruluslarin not verecek elemanlari gene Türkiye’de dolaniyor. Rakamlar ellerinde. Hiç de fena degil.
Fakat fena olan bir sey var. Bize bir hal oldu. Bir yabanci karsimiza oturdugunda, basliyoruz “aglasmaya”.. Önümüze geleni sikayet etmeye. “Türkiye batti batiyor. Bu politikacilarda is yok. Yakinda seçim olur. Refah basa gelir. Faiz haram, basörtüsü helal. Do-gu’da da çok para harcaniyor. Terör de önlenemiyor. Bomba patlar, turizm çatlar. Döviz firsati rezalet, ihracat düser. Bu hükümette is yok. Koalisyon yakinda çöker.” Bu hikayeleri dinleyen Türkiye’ye “hangi moral ile not verir?” Çare: Kredi notu verenlerle konusan ey Türk vatandaslari (özellikle ey isa-damlari), “kisisel kirginliklarinizi, hinçlarinizi, aliskanliklarinizi bir yana birakip, Türkiye gerçeklerini anlatin.”
Açilmayan musluklardan akmayan dövizi biz baska yerlerden çoookkk pahaliya buluyoruz ve de bunun fiyatini fakir fukara ödüyor. Yaziktir bu millete.

 

Sende yorum yap