Kebapçı Dükkanlarının Yerine İtalyan Lokantası Açılıyor

, , Sende yorum yap

Kebapçı Dükkanlarının Yerine İtalyan Lokantası Açılıyor

Simdi moda: “İtalyan Restaurant”… İstanbul’da bir zamanlar kebapçı modası vardı. Pizzacılar, lahmacuncuların yerini alır gibi olurken, her kösede bir “hamburgerci” acildi. Simdi, İtalyan lokantaları, kebapçılarla rekabete girmiş durumda. Her gün bir yenisi açılıyor. Ancaaaaakkkkk… “İtalyan lokantaciğı” var, “anlı şanlı İtalyan lokantaları” var. İtalyan lokantaciğı, İtalyan yemekleri pişirip, satmaya özenen bizim “Baba Türk”lerin İtalyanca bir isimle açtıkları “aş evleri”… Anlı şanlı İtalyan lokantaları ise, dünyanın büyük şehirlerinde şubeleri bulunan, dolar ile para ödenerek “isimleri İstanbul’a taşınan” ve de İtalyan yemeği pişirip-satacak yerde “hava satan işyerleri”..

Bu hafta sonu Sayın okuyucularıma, İstanbul’da yeni açılan anlı şanlı bir İtalyan lokantasında yemek yerine nasıl “hava satıldığını anlatacağım.

Benim bu şanssızlığım var… Ben kendimi “iktisat yazan” sanıyorum. Sayın okuyucularım ise benim lokanta yazılarımı beğeniyor. Lokanta yazısı yazmamı istiyor. Lokanta yazılanın daha çok ilgi görüyor. Lokanta yazılarımı izleyenler hatırlarlar… Ben yazılarımda gittiğim lokantaları genelde “överim”. Bunun bir nedeni var. Beğenmediğim lokantayı yazmam. Kimseye kötülük etmek istemem. Kimsenin bedduasını almak istemem. Bu açıklamam önemli. Çünkü şimdiye kadar yapmadığım bir şeyi yapıp, anlı şanlı bir İtalyan lokantasını (ismini vermeden) yerin dibine batıracağım!

Lokanta yazılanının dikkatli bir izleyicisi olduğunu söyleyen, Ali Bey uzun süredir beni davet eder. Geçenlerde gene aradı. Yeni açılan anlı şanlı bir İtalyan lokantasına birlikte gitmeyi önerdi. İtalyan lokantasının Londra’daki şubesinde yemek yemiş. Pek beğenmiş. İstanbul da açılan yer de herhalde güzeldir diye düşünüyor.

Tarif üzerine lokanta binasını buldum. Bahçesine otomobil ile girdim. Mermer merdivenlerden çıktım. “Laciler içinde” bir genç bey yolumu kesti; “reeezerveniz var mi?” “Ben daveüiyim… Herhalde ev sahiplerim benden önce gelmişlerdir…” desem de genç bay beni içeri sokmamaya kararlı… “Rezerve kimin adına?”

Asabimi bozmamak için güçlü bir çaba verip, içeri girme iznini koparabildim. Girdim M, içerisi yaldızlı ucuz İtalyan mobilyaları satan bir galeri… Pırıl pırıl… Pirinçli, marküterili, parküterili, bijuterili…. Allah ne verdi ise salona doldurmuşlar…

Dostlarla buluştum. Alt kata indik. Bütün salon dolu. Bize ayrılan masaya oturduk. İşte… “O biçim” bir masa… “O biçim” masa ile “bu biçim” masa arasında ne fark vardir? “Bu biçim” masada keten kolalı örtü, keten kolalı peçete, doğru dürüst bardak, çatal, bıçak olur…”O biçim” masada “kebapçı takım taklavatı” bulunur.

Şef havali… Gülmese de olur!

Masaya oturur oturmaz smokinler içinde asık suratlı gestapo şefi gibi bir şef nerede ise dürte dürte hepimizin eline birer liste tutuşturdu… Allah’tan içimizde İngilizce bilenler var… Yoksa şef ile anlaşamayacağız… Lokantanın İngiltere’deki şubesinden gelmiş. Lütfen sipariş alıyor. Veya “Allah belanızı versin” diye söylene söylene dolanıyor!.. Biz yemek yemeğe gitmişiz… Dayak yemeğe değil… Aşağıdan alıp “Sayın şefim… Acaba içki listesini bir görsek… Yemek listesinden önce içki listesini vermek gerekmez mi?” diyecek oldum. Korktuğum başıma geliyordu… Suratıma yumruk atacaktı. Vazgeçti. İçki listesini uzattı… Davet sahibi listedeki fiyatlardan habersiz… “Siz şaraptan anlarsınız… Söyle güzel bir şarap seçiniz de içelim…” diyor… Listeye bir baktım… İtalyan şaraplarının ortanın alfanda kalitelilerinin şişeleri 18 milyon Törkis lira, 16 milyon Törkis lira… Biz üç sise şarap içsek, davet sahibimiz iflas edecek… Listeyi geri uzattım: “Biz Kavaklıdere Yakut içeriz” dedim… Sonra yemeklerimizi seçtik… Lokanta İtalyan lokantası ama İtalyan yemeği olarak üç beş yemek var. Gerisi Fransız ve Türk işi yemekler…

İtalyan lokantasında kebapçı servisi

Garsonumuz yakışıklı, papyonlu, artist gibi bir genç… Şarabın mantarını açtı… Bardaklarımıza su doldurur gibi şarap doldururken uyardım. “Evladım yarım doldur” dedim… Dediğimi yaptı… Sonra şarap şişesi masaya patttt diye oturttu… “Evladım, şarap şişesi masaya konulmaz. Al buradan servis masasına koy” diyerek ders vermeye devam ettim… Şarap servisi bitti. Başladı su servisi… Kebapçı dükkân ve meyhane dışındaki lokantalarda su sürahi ile dağıtılıyor… “Evladım, sürahiniz yok mu” diye sordum. Yokmuş. Masaya bir sepet ekmek geldi. Bildiğimiz francalayı, balıkçı sepete doldurmuşlar… Hadiiiiii… Gene garsonu çağırdım: “Evladım, İtalyan lokantasında grisini olur, siyak ekmek olur… Getirin ekmek çeşitlerinizden…” Garsonumuz, “Bizde bundan başka ekmek yok” dedi. “Lütfen şefi çağırır mısınız?” diye ricada bulundum. Burnundan kil aldırmayan asık suratlı şef geldi… “Sayın şefim, acaba bu ne biçim ekmektir?” diye uyaracak oldum. Beni azarladı… “Bizim lokantada French Baget ekmeğinden başka ekmek bulunmaz…” Uzatmadım… Ama bizim baba francalanın French Baget olduğunu ve İtalyan lokantasında French Baget ‘den başka ekmek bulunmadığını bu vesile ile öğrenmiş oldum.

Yemek siparişlerimiz geldi. Ben breasola denilen, İtalyan işi baharatsız pastırmadan istemiştim. İtalyan lokantasında bu eti tabağa dizerek getirirler. İsteyen üzerine zeytinyağı döker. İtalyan balsamik sirkesi serper… Biraz da İtalyan parmasan peyniri ile yer… Baktım… Garsonlardan biri “Arkadaş sen nasıl yersin?” diye sormadan servis masasında benim etin üzerine zeytinyağı döküyor… Sirkeyi ekiyor… Sonra masamızın etrafında 4 garson toplandı, 6 kişinin yemeğini bir türlü ellerindeki kâğıda göre dağıtamadı… Onunkini buna, bununkini ona verdi… Bütün bu karışıklıklar arasında o suratsız şef burnu havada, kolunun altında yemek listeleri gezinip duruyor. Servis ile müşteriler ile hiç ilgilenmiyor.

Biraz da yemeklerden söz edeyim. Rizotta dışında her şey kötü idi. İtalyan manti ve makarnaları baygın, fırında kalkan ve Boğaziçi usulü levrekler buzluktan çıkma, köylü tipi pirzolanın eti berbat, tiramisu denilen İtalyan tatlısı rezildi. Davet sahibimiz kişi başına 6 milyon lira dolayında para ödemiş… “Olacak bu kadar… Üzülme…” diye davet sahibimizi teselli ettik…

Ve de böylece anlı şanlı İtalyan lokantasını görmüş oldum… Siz bu yazdıklarıma bakıp da lokanta için üzülmeyiniz… Duyduğuma göre her gece dolu imiş… On gün sonra için yer ayırmaya kalkanlar yer bulamıyormuş… Çelebi böyle olur, İstanbul’da anlı şanlı İtalyan lokantası…

 

Sende yorum yap