Kalkınma Hızı Düşünce Enflasyon da Düşmez

, , Sende yorum yap

Kalkınma Hızı Düşünce Enflasyon da Düşmez

Bugünlerde halka yanlış bir mesaj veriliyor. "1998 yılında kalkınma hızı hedefi yüzde 3 olarak alındı. Ekonomide büyüme yavaşlayacak, enflasyon düşecek" deniliyor.

Enflasyonu frenlemek için alınacak tedbirler sonucu "kalkınma hızı" düşebilir ama, kalkınma hızını önceden belirleyerek enflasyonu kontrol etmek imkansızdır.

Neyin ne olduğunu bilmeyenlere, öğrenmek isteyenlere basit olarak anlatacağım.

Önce enflasyon nedir, pahalılık nedir, fiyat artışı nedir, fakirlik nedir onları anlatayım:

1) Enflasyon para arzındaki artışın Milli Gelir'deki artışın üzerine çıkmasıdır. Bir başka anlatım ile de, parasal talebin, piyasaya arz edilen mal ve hizmetten daha fazla artmasıdır.

2) Pahalılık, belli bir dönemde piyasaya arz edilen mal ve hizmet fiyatının, gelirden fazla artmasıdır.

3) Fiyat artışı, mal ve hizmet fiyatlarının yukarı çıkmasıdır.

4) Fakirleşme, Milli Gelir ve artışının nüfus artışının gerisinde kalmasıdır.

Bir yıllık dönemde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeri Milli Gelir'i oluşturur.

Birbirini izleyen iki yılın Milli Gelir rakamları arasındaki büyüme oranına "kalkınma hızı" denir. Birbirini takip eden iki yılın rakamlarının sağlıklı karşılaştırmasını yapabilmek için ikinci yılın rakamları enflasyondan arındırılır. Bir yıl önceki yılın fiyatlarına dönüştürülür. Böylece reel/sabit fiyat ile artı oranı/kalkınma hızı elde edilir.

Kalkınma hızının büyüklüğü, ekonomideki gelişmeyi işaret eder. Türk ekonomi politikalarının hedefi en büyük gelişme hızını sağlayabilmektir. Hükümetler kalkınmayı hızlandırmak için işbaşına gelir. Çünkü kalkınma hızı, ekonominin büyümesine, ülkenin ve insanların refahının artmasına, ülkenin gelişmişlerle arasındaki farkı kapatmasına imkan verir.

Eğer bir yıl içinde üretilen mal ve hizmet miktarı 100'den 106'a çıktığında, piyasadaki parasal talep de 100'den 106'ya çıkmış ise, fiyatlar sabit kalır. Fiyat artışı olmaz. Üretilen mal ve hizmet miktarı (Milli Gelir) 100'den 106'ya çıkarken, parasal talep 100'den 212'ye çıkar ise, bir yıl önce 1 liraya alınan mal ve hizmetin fiyatı 2 liraya yükselir. Ekonomide yüzde 100 enflasyon olur.

Pahalılık nisbidir/görecelidir. Enflasyon ortamında, enflasyon sıfır iken de pahalılık olabilir. Bir kişinin geliri 100'den 200'e çıkmış ise, fiyatı 100'den 150'e çıkan ayakkabı fiyatı o kişi için pahalılanmamıştır. Sadece fiyatı artmıştır. İnsanların, çiftçinin, memurun, emeklinin geliri, kullandığı mal ve hizmetin fiyatından daha az artar ise onlar pahalılıktan yakınır. Yoksa, fiyat artışından söz eder ama pahalılıktan şikayetçi olmaz.

Fiyat artışı, mal ve hizmet fiyatlarının yukarıya çıkmasıdır. Enflasyon aşağı inerken de fiyat artışı olabilir. Enflasyonun kontrol altına alındığı dönemlerde de belli mal ve hizmetlerin fiyatı düşerken, diğerlerininki artabilir.

Fakirleşme Milli Gelir'deki artışın nüfus artışının gerisinde kalmasıdır. Türkiye'de her yıl nüfus yüzde 2 büyüyor. Eğer Milli Gelir yüzde 2 artar ise, ekonomi olduğu yerde duruyor demektir. Çünkü mal ve hizmet üretimindeki artış sadece artan nüfusu besler. Ekonomi yüzde 2'den az büyür ise, sofraya oturanlar, mevcut nüfusun mal ve hizmet üretiminden pay almak zorunda kalır. Kişi başına daha az gelir düşer. Fakirleşme başlar.

Bu ön (fakat uzun ve yararlı) açıklamadan sonra dönelim ana konumuza. Hedefimiz "enflasyonu önlemek". Enflasyon tarifini tekrarlayalım: Enflasyon para arzındaki artışın Milli Gelir'in üzerine çıkmasıdır. Demek ki enflasyonu önlemek istiyorsak bir yanda Milli Geliri (mal ve hizmet üretimini) büyüteceğiz, öte yanda parasal talebi kısacağız. Buna yapamaz, parasal talebi kısamaz, buna karşılık Milli Gelir'i küçültürseniz tam tersi sonuç alırsınız. Enflasyon daha da artar.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır:

– Kalkınma hızı/ büyüme hedefi aşağıya çekilerek, parasal taleb kısılamaz.

– Parasal talep kısıldığında bundan yatırımlar ve üretim olumsuz etkilendiğinden kalkınma hızı düşebilir. (Mutlaka düşmez, düşebilir.)

1) Kamu kesiminin parasal talebi (a) bütçe harcamaları kısılarak (b) bütçe açığı kapatılarak küçültülür.

2) Özel sektörün parasal talebi (a) Faiz oranları yükseltilerek (b) Tüketim vergileri artırılarak (c) Döviz fiyatı yukarı çekilerek küçültülür.

Yüksek faiz yatırımları, üretimi caydırır, fiyatları artırarak talebi kısar, döviz fiyatındaki artış ithalatı azaltır, maliyetleri artırır, vergi tüketicinin satın alma gücünü törpüler. Devlet bütçesi küçülünce personel maaşlarına zam yapılamaz, devlet harcamaları azalır. Bütçe açığı kapanınca piyasaya karşılıksız para çıkmaz ve bütün bunların sonunda genel talep daralır. Yatırımlar ile mal ve hizmet üretimi yavaşlar. Milli Gelir'in büyüme hızı düşer. Ama beklenen ölçüde düşmeyebilir de… Eğer ekonominin ihracat gücü var ise, döviz fiyatındaki yükselme ihracatı kamçılar. İçeride satılamayan mal ve hizmetlerin tamamı dış pazarda satılır. Ekonominin büyüme hızı büyük ölçüde olumsuz etkilenmez.

 

Sende yorum yap