Kahve “kültürü”

, , Sende yorum yap

Paris’te 1992 yilinda baslayan bir moda yayiliyor. “Felsefe Kahveleri”. Fransizlar bu kahvelere kisaca “Cafe-philo” (philosophy / filozofi) diyorlar.
10 gün önce Herald Tribune’de yayinlanan bir yazisinda Marlise Simons, Paris’in Bastille semtindeki “Cafe des Phares”de her pazar günü yapilan felsefe toplantilarini anlatiyordu. Hafta içi normal bir “bistro” (bira, sarap, kahve içilen, hafif yemekler yenen bir çesit kahve / lokanta) olarak faaliyetini sürdüren “Cafe des Phares”i pazar günleri sabahin erken saatlerinde dolduran degisik yas ve meslek gruplarindan yüzü askin Parisli felsefe tartismalari yapiyor.
Bu toplantilara katilmak isteyenlere giris serbest. Giren bir yer bulup oturuyor. Oturdugu süre istedigini içip, yiyor… Yediginin içtiginin parasini ödüyor. Fakat gün boyu bir “moderator”ün (grubu yönetme sorumlulugunu üstlenen bir kisinin) düzenlemesi altinda degisik konular ortaya atilip, tartisiliyor. Örnegin: Bagimsizlik anarsiye yol açar mi? Terörün iyisi kötüsü var midir? Kahvedekiler tartisma konulari hakkinda öneri getirebiliyor. Herkes tartismaya serbestçe katilabiliyor. Bir pazar kahveye gelen öbür pazar gelmeyebiliyor. Kadro degisiyor. Ama felsefe tartismalari sürüyor.
Su anda Paris’te onsekiz, bütün Fransa’da yüzü askin Cafe-philo var. Brüksel, Bonn, Cenevre ve Londra’da da bazi kahveler benzer düzenlemelere geçmis durumda. Rivayete göre Baskan Jacques Chirac, bu tür kahvelerin Fransiz kültürünü simgeledigini düsünerek, benzer kahvelerin Güney Amerika ülkelerinde de açilmasini tesvik amaciyla “misyonerler” grubu olusturmus.
Bir noktaya dikatinizi çekeyim. Cafe-philo’larin “entel kahveler “den farki var. Paris’in Bati Yakasi’ndaki “Flöre”, “Deux Magots” , gibi entel kahvelere devam eden, “Jean-Paul Sartre” gibi Fransiz en-tellektüelleri 1950’li 1960’li yillarda bu kahveleri ünlendirmisti ama, entel kahvelerde sadece birbirine dost-yakin entel kisiler bulusup, kendi aralarinda sohbet ediyordu. Halbuki Cafe-philo’lar herkese açik. Kapali gruplar söz konusu degil.
Gelelim bizim ülkemize… Bizim “kiraathane” diye adlandirilan kahvelerimizin
Cafe-philo’lardan ne farki var ki?
Marlise Simons’un yazisini okuyunca hemen Salâh Birsel ustanin 1975 yilinda basilan “Kahveler Kitabi”m buldum. Okumayan bu kitabi mutlaka, ama mutlaka bulup okumalidir. Usta yazar Salâh Birsel, 1940-1962 arasinda yirmiiki yilini “bagisladigi” istanbul kahvelerini nefis üslubu ve keskin gözlemleriyle ballandirarak anlatir.
Salâh Birsel usta, Sait Faik’in 1948 yilinda “Kiraathaneler” basligiyla yayinlanan bir yazisindan aktarma yapar. Sait Faik, kiraathanelere “…Siz birer tembel yatagi degil, birer bagimsiz üniversitesiniz. Üniversiteden daha bagimsizsiniz” der.
Salâh Birsel “Kahveler Kitabi”nda semt semt ve teker teker istanbul kahvelerini, kiraathanelerini tanitir. Hangi kiraathanede kimlerin biraraya gelip neler tartistigini hikâye eder. Hele hele, Beyazit Ca-mii’nin Aksaray’a bakan kapisi altinda bulunan bir Küllük Kahvesi vardir ki, kimleri konuk etmis ne tartismalara sahit olmus… Okumadan inanilamaz.
Salâh Birsel ustadan ögreniyoruz ki Faruk Nafiz Cumhuriyet’in Onuncu Yil Mar-si’ni Küllük Kiraathanesi’nde yazmis. Ama marsin sadece,
“Türküz, Cumhuriyet’in gögsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yarasmaz, Türk önde, Türk ileri.”
Dizeleri onun. Gerisini Behçet Kemal Çaglar’a birakmis. Vehbi Cem Askun, Faruk Nafiz’in Behçet Kemal’i çok sevdigini, onun taninmasi için Hayat dergisine siirlerini verdigini söyler.
Ali Riza KARDÜZ^

@

 

Sende yorum yap