Getiri (nema-faiz) riskin fonksiyonudur

, , Sende yorum yap

Kar benim hakkim. Zarar e-dersem bunu devlet ödemeli, toplum ödemeli” seklinde düsünmek yanlistir. Ekonomik faaliyetlerin sonucunda ortaya çikacak “getirinin miktarim” (bu faiz olabilir, bu kar olabilir) isin basindaki risk seçim karan belirler.
Çok açik olarak örnekler vereyim: Tasarrufunu tehlikeye atmak istemeyen, tedbirli insan, gider parasini saglam oldugu bilinen bir bankaya yatar. Örnegin yilda yüzde 90 net faize razi o-lur. O banka daha fazla faiz veremez. Çünkü o banka maceraci bir banka degildir. O banka da tehlikeyi göze alamamaktadir.
Tasarrufuna yilda yüzde 90 net faizin üzerinde gelir arayan kimse, tehlikeyi göze alir. Gider, ismi cismi duyulmamis, yolu adresi bilinmeyen bir banka bulur. Yillik yüzde 150 faiz ile parasini yatar… Yatarken “riski” kabul etmis demektir.
Sayin Okuyucularim… Simdi ayni örnekleri bankalar açisindan ele alalim.
Her banka, kendi kasasina daha çok tasarrufun akmasini ister. Tasarrufu kendi kasasina çekmek için de faizi yükseltmenin geregini bilir. Kendine göre hesap kitap yapar. Tedbirli banka (saglam banka) eger mevduat sahibine yillik yüzde 90 net faizden fazla öderse riskinin büyüyecegini görüyor ise, o noktada durur.
Tedbirsiz banka, (riski göze alan, daha çok kazanmak isteyen, macera pesinde kosan, veya sikistigi için maliyetine bakmadan para toplama pesinde o-lan banka) ayni tasarrufa yillik yüzde 150 net faiz teklif edebilir. Bir süre de ö-deyebilir. Fakat sonunda batar… Çünkü bu isin “raconu” budur… * * *
Saym Okuyuculanm… Bu anlattikla-rim insanlar için, firmalar için, ülkeler i-çin geçerli “genel ilkelerdir”. Insanlar tasarruflarini bir yere yatarken bu seçimi yaparlar. Ya az getiriye razi olup “saglamci” davranir, gece rahat uyku uyurlar, ya da “riski göze alir”, aksam rahat uyuyamamak pahasina büyük geti-ri pesinde kosarlar. Bankalar ve firmalar da ayni durumdadir. Ya makul bir sürede, makul bir büyümeye razi olup, “saglamci” giderler, ya da firsatlari degerlendirme arayisinda “riski” üstlenip, bir an önce “köse dönme” macerasina girerler. Ülkelerin durumunun farkli oldugu söylenemez. Saglamci ülke, ü-retimine uygun tüketir. Maceraci ülke “riski” göze alir, ürettiginden fazla tüketmek için borçlanir. Sonra borçlarini ö-devemez.
Bir noktaya özellikle dikkatinizi çekeyim. Ne demistik: “Getiri (nema-faiz) riskin fonksiyonudur… Bir banka, bir araci kurum, bir ülke borçlanirken a-lacagi paraya baskalarindan çok çok yüksek bir faiz ödemeye hazir ve razi i-se, ve de para veren kisi, kurum, banka, bu yüksek faizin cazibesinde parasini veriyor ise riski baslangiçta kabul etmis demektir. Kabul ettigi risk (açik konusalim) sudur: “Yahu… Bu kisi, banka, ülke saglam degil… Saglam olsa bu kadar
yüksek faizi vermezdi… Ama su anda bizim için önemli olan faizin yüksekligi… Bu yüksek faiz bu riski üstlenmeye deger… Bir kumar oynayalim bakalim!..” * * *
Bu ön anlatimdan sonra geleyim ana konumuza: Ekonomik istikrar demek (Parasal Kesim) ile (Reel Kesim) arasinda bozulan dengeyi saglamaktir. Bir ülkede Parasal Kesim ile Reel Kesim denge içinde ise, o ülkede ekonomik istikrar var demektir. Türkiye’de yasamakta oldugumuz kriz Parasal Ke-sim’deki hastalik nedeniyle bozulan dengeden ortaya çikü. Parasal Kesim, basit anlatimiyla ekonomiyi (Reel Kesimi-üretim yapan kesimi) yaglayan (para yaratan) kesimdir. Bunun i-çinde bütçe, Merkez Bankasi, ticaret bankalari, Borsa vardir. Döviz, Türk Lirasi, faiz bu kesimdedir.
Simdi kamuoyunda yanlis bir kanaat doguyor. Deniliyor ki, “Parasal Kesim madem ki hastalanmistir, madem ki Parasal Kesim’deki hastalik nedeniyle “risk” ortaya çikmistir. Bu riskleri devlet ödesin… Kur fiyatlarindaki anormal artis nedeniyle firmalarin karsilastigi yükü devlet karsilasin. Yükselen faizin yükünü devlet paylassin. Batan bankalari, araci kurumlari, firmalari devlet kurtarsin. Buralarda parasi batanlarin tüm risklerini devlet üstlensin…”
Sayin Okuyucularim… Devlet kim? Devlet denizden hortumla su e-mip, bu suyu Dolar’a Türk Lirasi’na çevirmiyor ki… Devlet sizsiniz… Biziz… Devlet ödeyecek demek 60 milyon Türk insani ödeyecek demek… Altmis milyon Türk insani neyi ödeyecek: “Daha fazla kar pesinde kosarak, parasini maceraya atan ve parasini batiranlarin riskini ödeyecek…
O kisiler eger paralarini batirma-salardi o kar kimin cebine girecekti? Daha önce bu riskli yatirimlar nedeniyle topladiklari paralar kimin cebine girdi? Tabii ki onlarin cebine girdi… insanlar, firmalar, bankalar “kar benim… olsun”. Ama bir gün risk ortaya çikarsa onu “önce devlet ödesin, sonra faturayi 60 milyon Türk insanina paylastirsin…” diyemezler. Buna haklari yoktur.
Bu olursa arkadan, Türkiye’ye “riski bilerek, göze alarak” yüksek faiz ile kredi veren yabancilar da siraya girer: “Bugüne kadar tatli karlar yabanci bankalarindi… Simdi risk Türklerin…” demeye baslarlar.
Ve de bizim saf ve bakir bürokratlarimiz, “vatanperverlik” yaptiklarini sanarak, yabancilara haklan olmayan bu paralan ödemeye kalkarlar.
Son Söz: Devlete güvenerek “riske girmeyiniz”. Kar da sizindir, risk de sizindir. Yüksek getiri pesinde kosanlar riski üstlenmeye hazir olmalidir. Devletin batan bankalan, bankerleri, firmalan kurtaracak gücü yok. Batan bankalardaki mevduat sahiplerine yüzelliser milyon lirayi zar zor öder… Riskinizi kendiniz ölçünüz. Esegi saglam kaziga baglayiniz.

 

Sende yorum yap