Enflasyonsuz “destek” olmaz

, , Sende yorum yap

Çiftçilik ve hayvancilik faaliyetlerinin Türkiye’nin gelirine (refahina) katkisi yüzde 14 kadardir. Bir ülkenin gelirinin (refahinin) ölçüsü Milli Gelirdir. Milli Gelir bir yil içinde üretilen mal ve hizmetlerin parasal degeridir.
Türkiye’nin 1997 yilindaki üretimi (geliri) 194 milyon dolardir. Türkiye’de 62 milyon insan yasiyor. Bölelim 194 milyar dolari 62 milyon nüfusa, görülür ki, kisi basi gelirimiz (üretim degerimiz) 1997 yilinda 3 bin 130 dolar kadarmis.
Milli Gelir, tarim, sanayi, turizm, diger hizmetler, insaat, ticaret gibi sektörlerdeki üretimler toplamidir.
1997 yilinda tarim sektörünün üretim degeri (194 milyar dolarlik toplam Milli Gelir’e katkisi) 27 milyar dolar olmustur.
Demek ki, Türkiye nüfusunun yüzde 45’i (28 milyon insan) çiftçilik, hayvancilik yapip, Türkiye’nin toplam üretiminin (gelirinin) sadece yüzde 14’ünü ortaya çikarabiliyor.
Çiftçilik, hayvancilik yapanlarin toplam gelirini, bu kesimdeki nüfusa böler isek kisi basi üretim degeri (gelir) Türkiye ortalamasinin çok altina, 970 dolara düsmektedir.
Tekrar ve açik bir sekilde rakami vurgulayayim: Türkiye’de kisi basi ortalama üretim (gelir) 3 bin 130 dolar iken, çiftçilik hayvancilik yapanlarin ortalama üretimi (geliri) sadece 970 dolardir.
insanlarin geliri (Tanriya veya devlete degil) yaptiklari üretime baglidir. Çiftçilik ve hayvancilik yapanlarin gelir düsüklügü, yaptiklari üretimin yetersizliginden kaynaklanmaktadir.
Bu insanlar ya para etmeyen seyler üretiyor, ya yanlis üretiyor, ya da verimsiz üretiyor,
ya da üretmiyor. Tarim kesimin-dekilerin gelirleri ancak ve ancak daha çok üretmeleri ve para eden seyler üretmeleri ile yükseltilebilir.
Çiftçilik ve hayvancilik yapanlarin satilmayan, pazari olmayan, kimsenin fiyat vermedigi ürünlerini devletin yüksek fiyat ödeyerek alip, depolara tikmasi, sonra denize dökmesi ile bu kesimdeki insanlarin geliri (refahi) artirilamaz.
Bu tip uygulamalarla, çiftçilik ve hayvancilik yapanlara ek gelir saglamak, ancak ve ancak,
diger vatandaslarin cebinden “devlet zoru” ile para alip, bu parayi dagitmakla mümkündür. Ingiltere’de yayinlanan “The Economist” dergisinin 8 Agustos 1998 tarihli sayisinin 87’nci sayfasinda bir tablo yayinlandi. Bu tabloya göre diger ülkelerde destekleme için tarima dagitilan paranin, toplam tarimsal üretim degeri içindeki büyüklügü gerilerken, Türkiye’de artiyor. (Artis gösteren bir ikinci ülke Polonya. Baska yok.) OECD rakamlarina göre 1997 yilinda açik bir sekilde (dolayli olanlar hesaba girmiyor) çiftçilere ve hayvancilara saglanan destek 5.2 milyar dolar. Demek ki, çiftçiler ve hayvancilar 21.9 milyar dolarlik üretim yapmis. Baska kesimlerde üretim yapanlarin cebinden (gelirinden) 5.2 milyar dolar “devlet zoru” ile bu kesime aktarilmis. Böylece kesimin geliri 27.1 milyar dolara yükseltilmis. Bu hesaba göre tarimsal desteklemenin büyüklügü üretilen mal ve hizmetlerin piyasa degerinin yüzde 24′-üne yaklasiyor.
Dünya Gazetesi’nde Osman Arolat siraliyor: 1998 yilinda hububata 325 trilyon lira, seker pancarina 250 trilyon lira, findik için 150 trilyon lira, pamuk için 50 trilyon lira. Bunlara kuru üzüm ve incir, çay ve mercimek desteklemelerini ekleyiniz. Ediyor l katrilyon lira. Osman Arolat soruyor: “Günes Taner kaynagi olmadan harcanan her 25 trilyon lira enflasyonu l puan artirir demisti. Bu paralar harcaninca enflasyon ne kadar artacak?
Simdi bu hesaplara girmenin zamani degil. Simdi seçim zamani. Tarimda ki nüfus her ne kadar toplam üretimin yüzde 14’ünü gerçeklestiriyor ise de bu insanlar toplam nüfusun yüzde 45’i… Onlarin sehirlerdeki akrabalari da dikkate alindiginda nüfusun yüzde 60’i tarim destekleme fiyatlarina duyarli… Yakinda seçim var. Seçmenin yüzde 60’ini memnun eden mi rey alir, gücendiren mi? Hele su seçimi de atlatalim, enflasyon isini daha sonra, gene düsünürüz!

 

Sende yorum yap