Çiller-Saracoğlu hangi konularda anlaşamıyorlar?

, , Sende yorum yap

Bankalar halktan topladiklari mevduatin, yükümlülüklerinin tamamini bir yerlere baglar, kredi olarak kullandinrlar ise, kasalarinda para kalmaz… Mevduat sahipleri para talep ettiginde, bunu ödemek için para bulamazlar.
iste bunu önlemek i-çin bankalarin topladiklari mevduatin bir kismini hemen paraya çevirebilecek degerlere yatirmalari veya kasala-nnda nakit olarak saklamalari zorunlulugu getirilmistir. Buna bankalarin “disponibilite” mükellefiyeti denir.
Disponibilite, sadece bankalara para yatiranlarin, istediklerinde nakit bulabilmelerinin güvencesi degildir. Ayni zamanda bir “Para Politikasi” aracidir.
Disponibilite oranini Merkez Bankasi belirler. Disponibl Degerlerin, (hemen nakde çevrilebilecek veya nakit degerlerin) nasil saklanacagini Merkez Bankasi ilan eder.
Örnegin Türkiye’de su anda bankalarin Disponibilite Mükellefiyeti yüzde 35’dir. Bunun anlami, bankalarin topladiklari 100 liralik mevduatin 35 lirasini “Disponibl Degerlere” baglamak zorunda olmalaridir.
Merkez Bankasi bu 35 liranin dagilimi için de zorunluluk getirmistir:
1) 3 Lirasini bankalar kasalarinda nakit olarak saklayacaklardir.
2) 2 Lirasini Merkez Bankasi’ndaki serbest tevdiat hesaplarina yatiracaklardir.
3) 30 Lirasi ile Hazine Bonosu veya Devlet Tahvili alacaklardir. Ve de satin alacaklari bono ve tahvillerin ortalama olarak vadeleri 210 günden az olmayacaktir.
* * *
Disponibilite’nin ayni zamanda bir para politikasi araci oldugunu belirtmistim. Bakiniz bu araci kullanarak Merkez Bankasi neler yapar:
1) Disponibilite oranini yüzde 10 indirirse, bankalar kasalarina giren her 100 liranin 90 lirasini kullanabilir. (Burada anlatimi basitlestirmek için Kanuni Karsiliklardan sözetmiyorum. Gerekte Disponibilite’ye ek olarak bir de kanuni Karsilik ayirma zorunlulugu
oldugundan, bankanin serbestçe kullanacagi miktar daha da azalir).
Disponibilite oranini Merkez Bankasi yüzde 10’dan yüzde 40’a çikarinca bankalar 90 lira yerine sadece 60 liraya tasarruf etme durumuna düser.
Açik anlatimiyla Merkez Bankasi “Disponibilite”yi azaltip çogaltarak piyasayi daraltir veya açar…
2) Merkez Bankasi “Disponibilte”ye ayrilan miktarin ne kadarinin “Hazine Bonosu ve Devlet Tahviline” yatirilacagini belirleyerek, kamu finansmanina kapi açar. Örnegin yüzde 35 disponibi-lite zorunlulugunda 30 puanlik bono ve tahvil alimi baska talep yaratir, 10 puanlik bono ve tahvil alimi daha dar bir talep yaratir.
3) Merkez Bankasi bankalarin dispo-nibil degerlerini baglayacaklari Hazine Bonosu ve Tahvili için ortalama vade zorunlulugu getirince, bankalarin elini kolunu baglar. Ortalama vade uzadikça bankalarin likiditesi azalir. Ama daha önemlisi bankalarin bono ve tahvil taleplerinin kisa vadeli bono ve tahvilden uzun vadeli bono ve tahvile yönelmesi saglanabilir.
(4) Merkez Bankasi’nin, bankalarin bono ve tahviller için getirdigi ortalama vade zorunlulugu 210 günlük iken, örnegin 280 güne çikarilir ise, bankalar bu zorunluluga uymak için uzun vade-
li Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili almak üzere Hazine’nin kapisinda kuyruk olurlar. Böylece Hazine hem bono tahvil satar, hem faizlerini istedigi gibi belirler ve hem de vade yapisini degistirmis olur.
Tansu Çiller ne istiyor?
Tansu Çiller, Merkez Bankasi’ndan ortalama 210 günlük vade sartini, 280 güne çikarmasini istiyor.
(1) Hazine’nin 17 Mart 1993 tarihinde 26 trilyon lira itfa ödemesi var. 15 Mart 1993’de maas ödemeleri var. Bayramdan önce ücret ödemeleri var. Hazine nakit sikintisi içinde.
(2) 3 Mart 1993 tarihinde yapilan Hazine Bonosu ve Tahvil ihalesinde uygulama hatasi yapildi. Faiz düsürme telasinda 7.5 milyar liralik teklif varken, sadece 38 milyar lira para toplanabildi. Halbuki uygun faizlerle Hazine’nin 6 trilyon borçlanma imkani vardi.
(3) Simdi Tansu Çiller’in arayisi, dis-ponibiliteye sayilan bono ve tahvillerin ortalama vadesini 210 günden 280 güne çikararak bankalari uzun vadeli ilave bono ve tahvil olmaya zorlamak.
(4) Bankalar zorlaninca, Hazine hem daha çok borçlanacak hem de faizi istedigi gibi ayarlayabilecek. (Ama bu bir kere kullanilabilecek bir yol… Baska anlatim ile, tek atimlik barut…)
Rüsdü Saraçoglu ne diyor?
Rüstü Saraçoglu ve ekibi, Tansu Çil-ler’in önerilerine karsi geliyor. Diyorlar ki:
(1) Bankalarin bono ve tahvile bagli disponibilite degerlerinin vadesini u-zatmak, bankalari serbest talebi olmayan uzun vadeli borç yükü altina sokar. Portföyün ortalama geliri düser. Bankalar uzun vadeli, ortalama geliri düsük kagitlari almaya zorlaninca, kisa vadeli kagitlara bagladiklari paranin gelirini yükseltme arayisina yönelir. Bunun sonucunda dövize talep patlar.
(2) Hazine Bonosu ve Devlet Tahvilini disponibilite baglamada kullanmanin da bir sinin vardir. Son zamanlarda, mecburi ve serbest olarak bankalarin bono ve tahvile bagladiklari paralar a-.normal boyutlara çikmistir. 1993 yili basinda bankalarin disponibilite için tahvil ve bonoya bagladiklari para 50 trilyon lira, serbest portföyleri için bagladiklari para 40 trilyon liradir.
(3) Tansu ÇiUer’in düsündügü seyin yapilmasi imkansizdir. Vade uzatilarak bono ve tahvile ek talep yaratmak, bu ek talebi düsük faizli satislarla karsilayip para toplamak, 3 Mart 1993 tarihli i-halede yapilan hatayi telafi edip açigi kapatmak hayaldir.
Kaldi ki, TVinsu Çiller’in bilemedigi bir sey var… Ortalama vade 280 güne çikarilsin isteniliyor. Halbuki, 26 Subat 1993 tarihi itibariyle bankalarin ellerinde tuttuklari Hazine kagitlarinin ortalama vadesi 431 gündür. * * *
îste sayin okuyucularim… Sayin Çiller ile Rüstü Saraçoglu arasindaki fikir ayriliginin sivri noktalan bunlar.
Kim hakli, kim haksiz derseniz… Ben buna cevap veremem… Çünkü o-lay adliyeye intikal etmis durumda… Karari “Baba” verecek!..

 

Sende yorum yap