Balthazar

, , Sende yorum yap

New York’un “SoHo” diye adlandirilan semtinde, simdi lüks konutlara, isyerlerine, sanat galerilerine ve lokantalarina dönüstürülen yüksek tavanli, demir fasatli eski fabrika binalarinin arasindan geçerek, alt katinda “Balthazar” ismi ile lokanta açilan eski bir deri deposunun önüne ulastik.
Yolun kenarina siyah, uzun limuzinler dizilmis. Kaldirimda gecenin karaliginda günes gözlügü takmis, siyah elbiseler içinde dev yapili adamlar dolaniyor.
“Bir ay önceden saat 23.00 postasi için bize yer ayrilan lokanta burasi ise yandik!.. Burasi mafyanin merkezi mi? Nedir?” diyerek kapiya yaklasirken, kapi hizla açildi. Kaldinm-daki siyah elbiseli adamlar “hazir ol”a geçti… Biz saskin durumda, kapinin önünde duraklayip, “aval aval olani biteni seyrederken”, kapidan ilk çikan “Hayyy…” diyerek bize gülücükler sundu… Elimizi uzatsak sikmaya hazir bir bekleyis içinde durakladi. Sonra “Bay, bay” çekip, yanindakilerle birlikte limuzine bindi.
Yanimdakiler beni uyardi. “Tanimadin mi? Ünlü milyarder Donald Trump!..”
Ne ise, bu vesile ile onu da tanimis olduk. Tanimadigimiz milyarder bir tek o kalmisti!. içeriye girdik. Kapidaki karsilama görevlisi “23.00 postasindaki müsteriler” listesinde ismimizi ararken, kapi gene açildi. Biraz önce kapinin önünde dikilen o dev adamlardan biri, kafalarimizin üzerinden kolunu uzatip, giristeki görevlinin avucuna bir tomar kagit para sikistirdi “Mister Trump için…” deyip uzaklasti.
Bu saskinlik içinde etrafa bakindim… Kocaman bir salon… Filmlerde mafya üyelerinin yemek yedikleri, sonra birbirlerini vurduklari tip bir lokanta. Yerler kare tas dösenmis. Girise taslardan kocaman bir “B” harfi islenmis. Duvarlara kocaman kocaman aynalar asilmis. Basit demir masalar ve basit ahsap sandalyeler ile sanki yüz yillik bir Fransiz mahalle lokantasi…
Aslinda Balthazar su günlerde New York’un en “in” lokantasi. Bir yil önce açildi. Her seyi ile yeni ama, “her seyi” sanki 19’un-cu asirdan kalmis gibi eskitilmis. Aynalar sanki yüz yillik, lambalar elli yillik, iskemleler öyle… Yer karolari öyle…
Bu lokanta New York’un “lokantalar kra-
li” McNally’nin son eseri. McNally 46 yasinda bir ingiliz. Bir isçinin oglu. 1975 yilinda Londra’dan kalkip New York’a gelmis. “Serendi-pity” lokantasinda ve “Maxwell’s Plum”da istiridye kinasi ve garson olarak çalismis.
Yöneticilige yükselmis. 1980 yilinda kardesi Brian ve karisi Lynn Wagenknecht ile birlikte TriBeCa’da, simdi ünlü bir lokanta olan “Odeon”u açmis. Ardindan gene Fransiz lokantasi benzeri “Cafe Luxemburg” ve “Nell’s” açilmis. Burada bir açiklama yapayim McNally’nin açtigi “Fransiz tipi” lokantalar, öyle klasik, smokinli garsonlarin hizmet ettigi, “agir” lokantalar degil. Yerleri tas, duvarlari resimler ve aynalarla dolu, beyaz önlüklü genç hanim ve erkeklerin hizmet için kosusturdugu, demir ayakli masali, ahsap iskemleli, gireni çikani ve hareketi bol, gürültülü, canli, yasayan lokantalar.
McNally 1992 yilinda karisindan ayrilmis. Nell’s ve Cafe Luxelbourg’u ayrildigi karisina birakmis. “Balthazar” ve “Pravda”yi açmis. (Pravda’yi bir baska yazida anlatacagim.)
Kapidaki karsilama görevlisinin yardimcisi uzun boylu genç hostes hanim önümüze düstü. 165 kisilik salonun ortasinda dört kisilik bir masaya bizi oturttu. Elime sarap listesini tutustururken, “Siz biraz önce Donald Trump’un kalktigi iskemlede oturuyorsunuz… Hesap öderken oturdugunuz sandalyenin serefini korursunuz herhalde…” diyerek esprisini yapti. “Iyi geceler” deyip uzaklasti.
Sebnem Senyener’den ögrendigime göre 165 müsteriye 300 kisilik personel hizmet veriyormus. Lokantaya günde dört bin rezervasyon talebi geliyormus. Lokanta sabah kahvaltisindan, müteakip sabahin erken saatlerine kadar devamli açik. Masalar devamli doluyor, bosaliyor. Lokantanin yaninda Fransiz tipi ekmek yapan bir de firini var. Masaya oturur oturmaz önünüze mis gibi kokan, köy ekmegi gibi nefis ekmekler getiriyorlar. Ve de tabii sarap…
Masadakiler keçi peynirli tart, taze pancar ve pirasali salata, börekli somon baligi, patatesli bonfile, kizarmis soganli dana izgara, limonlu milföy ve dondurmali profiterol yediler. Günboyu devam eden serviste, tüm masalarin doluluguna ragmen, garsonlar güler yüzle her masa ile ilgileniyor, servis hiç aksa-miyor, her sey vaktinde getiriliyordu.
Yemeklerin lezzeti, tabaga konulusu nefisti… Balthazar, sadece “hava” satilan degil, yemegi ve servisi ile müsterilerin memnuniyetine özen gösterilen bir lokanta… Müsteriden paranin tahsili ile de is bitmiyor. Müsteri kapiya kadar geçiriliyor. Giderken de eline kese kagidina konulmus, Balthazar firini mamulü uzun baget ekmeklerden biri sikistiriliyor.
Ali Riza KARDÜZ^

@

 

Sende yorum yap