”Nerede o eski Cliveden!”

, , Sende yorum yap

Geçen pazar öğle yemeğini Lady Astor’un ünlü Cliveden malikanesinde yedik. Bu benim üçüncü seferim. İlk defa 1980 yılında, ikinci defa 2010 yılında Cliveden’da yemek yemiştim. Hani “Nerede o eski İstanbul” derler ya… İşte o biçim… ”Nerede o eski Cliveden!”

Geçen pazar öğle yemeğini Londra’nın dışında, Oxford’a yakın, orman içindeki Lady Astor’un ünlü Cliveden malikanesinde yedik. Övünmek gibi olmasın ama bu benim malikanedeki üçüncü yemeğim. Ayıp olacak ama bu son yemeği kötüleyeceğim. Londra’da (Allah eksik etmesin) Türk bankacı dostlarım var. Dostlar sayesinde ilk defa 1980 yılında, ikinci defa 2010 yılında Cliveden’da yemek yemiştim. Hani bizde “Nerede o eski İstanbul” derler ya… İşte o biçim… ”Nerede o eski Cliveden!”
Yemeği anlatmadan Lady Astor’u ve Cliveden’i anlatmalıyım. Çünkü onların hikayesi yemekten daha da ilgi çekici. John Jacob Astor (1864-1912) Alman asıllı Amerikalı bir iş adamı… Kürk ticaretinden gelen parayla Manhattan’da arsa satın almış. Bu arsaların üzerine binalar dike dike emlak zengini olmuş. “Titanic” filminde gemi batarken “Bir puro tüttürerek ölümü bekleyen adam” var ya… İşte o John Jacob Astor….  Ünlü Waldorf Astoria, St. Regis, Khickerbocker otelleri Astor ailesinin.. Aileye saygınlık kazandıran para değil parayı kullanma şekli. Her kuşak paranın büyük kısmını sosyal amaçla harcamış. Metropolitan Müzesi, Astor Kütüphanesi, New York Şehir Kütüphanesi ailenin bağışlarıyla gelişen müesseseler.
John Jacob Astor’un kuzeni William Waldorf Astor (1848 – 1919) politikaya meraklıymış. İki defa kongre üyeliği için teşebbüse geçmiş. Seçilememiş. Zamanın başkanı onu teselli etmek için İtalya’ya elçi tayin etmiş. William Waldorf Astor, İtalya’daki görevi sona erince 1893’te İngiltere’ye yerleşmek için Londra yakınındaki Cliveden malikanesini Westminster Dükü’nden satın almış; 1905’te evlendiğinde bu malikaneyi Nancy’ye hediye etmiş. William Waldorf parasıyla Londra’da çevre yapmış. Ama Nancy, kocasından yiğit çıkmış. Londra’da aristokrat çevreyi esip kavurmuş. Lady Astor olmuş. 1919’da seçimleri kazanarak Avam Kamarası’na giren ilk kadın milletvekili.

Şef ya beceriksiz ya da mutfakta değildi

Bizi davet eden bankacı dostlarımızla salona girdiğimizde şaşırdık. Şömineler yanmıyor, salon buz gibi… Servis elemanı “Bacalar temizleniyor. Bir süredir şömineleri yakamıyoruz” dedi. “O zaman arkada, güneş gören çay salonuna geçelim” dedik. “Orası bugün özel partiye tahsis edildi” cevabını aldık. Davet sahibi şampanya ısmarladı. İlk gidişimizde şampanya, bilini ve havyar eşliğinde servis edilmişti. İkinci gidişimizde şampanyaya çilek eşlik etmişti. Bu defa bir kase rutubetten gevşemiş badem getirdiler. Genç servis elemanı,  özensiz şekilde şampanya şişesini açtı. Önce iki erkeğin kadehini doldurdu, sonra kadınlara servis yaptı… Şaşırdık…
Şimdilerde lokantanın Andre Garrett isimli bir şefi varmış. ”Menüde ismi var da kendi mutfakta yok mu acaba” diye sual eyledim.  Mutfakta olduğunu söylediler ama gelen yemeğe göre ya bu şef beceriksizdi ya da mutfakta değildi. Menü sınırlı. Giriş olarak bahçe salatası, pancar salatası, somon tartar, somon füme, domuz patesinden birini seçebiliyorsunuz. Ana yemek olarak ise şatobiryan, sığır eti, tavuk, göl balığı, karnabaharlı rizotto, levrek fileto… Tatlılar; dondurma, cheesecake, panna cotta, çikolatalı pasta. Giriş, ana yemek ve tatlıdan birer seçim 65 sterlin. Kahve ve bonbon 6 sterlin.
Ben pancar salatası ile şatobiryan ısmarladım. Ufacık bir tabakta üç beş yeşil salata yaprağı arasında üç dört parça zeytin büyüklüğünde bebek pancar getirdiler. Şatobiryanın ağır sos içinde rengi ve tadı kaybolmuş etinden de etin yanındaki Yorkshire pudingden de bir tat alamadım. Karadutlu cheesecake için ise bir şey söyleyemem. Arkadaşlardan somon tartar ve ana yemek olarak balık ısmarlayanlar daha memnun görünüyorlardı.
Gelelim servise. Masanın konumu, salonun havası, çayır çimen manzarası, içeriye vuran, kemikleri ısıtan güneş nefis. Masa örtüsü keten ve kolalı. Çatal bıçak kaliteli. Gel gelelim servis elemanları derleme ve daha önce lokantada çalışmamış havasında genç ve bıçkın delikanlılar. Her seferinde masaya bir başkası yemek getiriyor.
Tabakları masaya fırlatır gibi atarak gidiyor. Su ve şarap servisi için ara da servis elemanını bul… Kahvelerimizi içtik. Kişi başı, içeceklerle birlikte 100 sterlin ödeme yaptık. “Ha bu da bize ders olsun… Demek ki bütün bunlara alışacağız…” diyerek yemek salonundan çıktık.

 

Sende yorum yap