Her şey “o kadar da ” kötü değil…

, , Sende yorum yap

Gazetelerin ekonomi sayfalarinda yayimlanan haberlerde sorunlara
dikkat çekiliyor. Ekonomi sütunlarinda yazanlar sorunlari tartisiyor.
Konuya yabanci olanlar ekonomideki sorunlarla ilgili haberleri okudukça
“dehsete düsüyor”… “Eyvah… Battik mi?” diyerek panige ugruyor.
Önce su batma isine bir açiklik getireyim… Türkiye bugüne kadar
hep sorunlarla yasadi… Bugüne kadar batmadi… Bundan sonra da batmaz.
Ve de bir hikaye nakledeyim… Yillar önce büyük Türk büyükleri,
planlama isini ciddiye alirdi. Ülkenin ciddi ekonomik ve sosyal konulari
yilda bir, ayda bir, haftada bir degil… Haftanin çok günü basbakanin
baskanliginda, bakanlarin, Merkez Bankasi baskaninin, Maliye Bakanligi tepe
bürokratlarinin ve planlama uzmanlarinin katildigi toplantilarda
tartisilirdi… Bu toplantilarin renkli simalarindan biri zamanin Tarim
Bakani Bahri Dagdas idi. Rahmetli Bahri Dagdas, “köylünün, halkin sesi”ni
toplantilara “halk agzi ile” yansitirdi… Ekonominin kötüye gittigi
günlerdeki bir toplantida “- Halk battik diyor… Acaba gerçekten batiyor
muyuz?” diyerek söze girince, masanin ucunda oturan zamanin Gelirler Genel
Müdürü Adnan Baser Kafaoglu atildi “- Yok efendim” dedi, “Böyle konusanlar
felaket tellallaridir… Hiçbir seyi bilmeyenlerdir. Bizim ekonomi batmaz.
Bugüne kadar batmadi. Bundan sonra da batmaz… Bir seyin batmasi için bir
agirliginin olmasi gerekir. Bizim ekonomimiz mantar gibidir. Hiçbir
agirligi olmadigi için suyun yüzünde yüzer durur!..”
Adnan Baser Kafaoglu bu hikayeyi anlatarak Süleyman Demirel’i
1960’li yillarda rahatlatmisti. Aradan kirk yil geçti… Türk ekonomisi
kirk yilda kirk sorunla karsilasti… Batmadi… Bundan sonra da batmaz…
Batiyoruz diyenlere siz Adnan Baser Kafaoglu’nun hikayesini anlatin.
Yeter…
* * *
Bir okuyucum ziyaretime geldi. “Size bazi seyler soracagim” dedi.
Elinde küçük bir kagit. Bazi seyleri not etmis. “Ithalat arttigi için
ithalat yasaklanir mi? Faiz yükselir mi? Tüketici kredileri kesilir mi?
Döviz biter mi? Istikrar programi kötüye gidiyor diyerek, hükümet pes eder
mi? Isler daha da kötüye gider mi?” Endise içinde soruyor…
Sayin okuyucumun aklini karistirmamak, karamsarligini artirmamak
için, “Siz bana birkaç gün izin veriniz” dedim. “Ankara’daki yetkili ve
etkililerle konusayim… En iyisini onlar bilir. Bakalim ne diyorlar.
Onlarin dediklerini ögrenince gazetede yazarim…” Bu sayfada
okuyacaklariniz sayin okuyucumun sorularina Ankara’dan aldigim
mesajlardir… Ankara’ya göre “vaziyet o kadar da kötü degil!..”

Istikrar programlarinin “raconu” ekonomiyi sallamaktir
Türkiye’de uygulanan istikrar programinin benzeri baska ülkelerde de
uygulandi. Bu programlarin raconu ekonomiyi sallamaktir.
– Istikrar programi demek, “frene basmak” demek… Frene
basildiginda, iç talep durur. Piyasa geberik hale gelir. Iç talep durunca
üretim de durur. Verimsiz, sadece iç piyasaya bagimli isletmeler tasfiye
olur.
– Döviz fiyati kaziga baglaninca ithalat artar, ihracat tökezler.
Ihracattaki tökezleme ihracatçinin kalite ve maliyet yarisi ile dünya
pazarinda rekabet edebilir güce kavusmasini tesvik eder. Ithalatin artmasi,
içeride fiyatlarin düsmesine yardimci olur. Üreticiyi daha verimli
çalismaya tesvik eder.
– Enflasyon düsmeye baslayinca, enflasyon ekonomisi içinde hatalari,
zararlari görünmeyen isletmeler, bankalar batar.
– Faiz düsünce, paradan para kazanma dönemi sona erer. Ekonomi
içinde para yeni yatirim alanlarina kayar.
Daha bu isin basinda, konuya ilgi duyan iç ve dis çevreler biliyordu
ki,
– Döviz fiyati kaziga bagli kalacak.
– Ihracat gerileyecek, ithalat artacak, cari islemler (döviz) açigi
büyüyecek. Açik dis borç veya yabanci sermaye girisi ile karsilanacak.
– Enflasyon hedef alinan rakamin biraz üzerinde kalacak.
– Ekonomi duraklayacak, issizlik artacak, faizlerin düsmesine ragmen
yatirimlar ve üretim artmayacak.
Sayin okuyucularim istikrar programinin uygulandigi yil bir ülkede
üretimin ve yatirimlarin sahlanmasi, kalkinma hizinin artmasi, insanlarin
refah seviyelerinin yükselmesi mümkün degildir.

Ithalat artiyor diyerek telasa gerek yok
2000 yilinin ithalat rakamlari 1999 yili ile karsilastiriliyor.
Ithalat artisi endise yaratiyor. 1999 yili ekonomide kriz yili idi. Kriz
nedeniyle ithalat düsmüstü. Esas olan normal bir yilin ithalat rakamidir.
Normal yil 1998 yilidir. 1998 yilinda ilk 5 ayda 19.1 milyar
dolarlik ithalat yapilmisti. 2000 yilinin ayni döneminde yapilan ithalat
20.3 milyar dolardir. Ithalattaki patlama 1998 yilina göre yüzde 6
dolayinda ithalat artisidir.
Istikrar programlari uygulamasinin ilk yilinda ithalat patlamasi
beklenir. Hatta bu istenir. Çünkü ithalat patlamasinin fiyat gerilemesine
yol açmasi ve de yerli üretimde verimliligi tesvik etmesi istenir.
Ayrica ithalatin sektörler itibariyle dagilimi ve mal gruplarina
göre dagilimi da bakilmasi gereken noktalardir. 2000 yilinda ilk 5 aydaki
ithalatin 1998 yilinin ilk 5 ayindaki ithalattan farki 800 milyon dolarlik
büyümedir. Bu da felaket yaratacak bir büyüme degildir.
Esas sevinilecek durum, dolarin kaziga baglanmasina ragmen 2000
yilinin ilk 5 ayinda, 1998 yilinin ayni dönemindeki kadar (birazcik daha da
fazla) ihracat gerçeklestirilmis olmasidir. Ithalat patladi diyerek
“ithalati yasaklamaya”, ithalati caydirici tedbirler almaya gerek yoktur.
Dikkatli olmanin yarari vardir. O kadar.

Ithalat 1998 yilinin ayni dönemine göre çok az artti
Ihracat 1998 yilindaki çizgide devam ediyor

IHRACAT ITHALAT
Ocak – Mayis 2000 1999 1998 2000 1999 1998
TOPLAM 11.167.960 10.658.632 11.070.384 20.370.385 14.803.154 19.152.769
Sektörlere göre
– Tarim ve
hayvancilik 789.479 1.067.169 1.113.524 1.062.137 714.999 836.299
– Balikçilik 11.352 19.221 11.999 1.012 699 667
– Madencilik 150.348 151.200 154.260 2.514.067 1.436.444 1.665.631
– Imalat 10.206.562 9.414.259 9.780.140 16.655.917 12.617.819 16.608.717
– Diger 10.220 6.783 7.462 137.252 33.193 41.455
Mal gruplarina göre
– Sermaye mallari870.619 689.145 573.050 4.004.876 3.041.424 4.210.959
– Ara mallari 4.796.658 4.588.833 4.811.183 13.676.432 9.821.460 12.687.138
– Tüketim maddeleri5.480.501 5.371.970 5.678.911 2.597.404 1.815.698 2.146.551
– Diger 20.181 8.684 7.240 91.674 124.572 108.122
Dis ticaret hacmi31.538.345 25.461.786 30.223.153
Ihracat / Ithalat (%) 54.8 72.0 57.8
Denge -9.202.425 -4.144.522 -8.082.385

Memurun, isçinin durumu daha kötü olmaz
(Köylü biraz ezilir)

Hükümetin bir taahhüdü var: Memurun, isçinin ücretini enflasyonun
altinda birakmayacak. Hedef alinan enflasyon kadar maas ve ücret ayarlamasi
yapildiktan sonra, eger enflasyon hedef alinan rakamin üzerine çikar ise
hükümet farki kapatacak.
Bu demek degildir ki, “isçi – memur – emekli köseyi döndü…” Isçi –
memur – emekli yillardir gelir artirimi bekleyisinde…
Ayda 150 milyon lira ile geçinen 10 yillik memur, yanindaki
sözlesmeli isçi ayda 600 milyon lira alirken, elektrik santralinin
sorumlulugunu sirtinda tasiyan ve ayda 380 milyon lira maas alan mühendis
zaten yanmis… Aglayani yok!..
Ama ne yazik ki istikrar programinin uygulandigi su dönemde onlar
için hiç mi hiç ümit yok… Mevcut durumlarini (kötünün kötüsü durumlarini)
koruyabilseler ne mutlu onlara… Daha da kötü duruma düsmek var… Ama
hükümet onlari daha kötü duruma düsürmemek garantisini veriyor.
Kaliyor çiftçinin, köylünün durumu… Iste onlarin durumu
belirsiz… Efendimiz diyerek uyutulan köylü, efendiliginin cezasini
görecege benzer.

Faiz düsüyor
(Döviz girisi oldukça düser, giris durursa çikar…)

Böyle faiz düsüsü görülmedi “devr – i Yusuf’tan beri”!.. Geçen hafta
sonu banka faizleri yüzde 100’lerden yüzde 28’lere indi.
Repo faizi ha keza…
Banka faizini döviz girisi belirliyor. Repo faizini iç borç faizi…
Merkez Bankamiz “ne kadar döviz, o kadar Türk lirasi” politikasina
göre para basiyor. Döviz geldikçe piyasaya para saliyor. Para saldikça faiz
düsüyor. Son zamanlarda Hazine bankalari dis kredi kullandi.
Özellestirmeden para girdi.
Faizler düstü. Faizlerin düsmesinin bir siniri var. O sinir
simdilerde yüzde 25 dolayinda… Bu sinir söyle olusuyor: ABD dolarinin
faizi yüzde 10 dolayinda… Yillik ABD dolari fiyatinin yüzde 12 dolayinda
artmasi bekleniyor. Demek ki, parayi dolara baglayan yilda yüzde 25
dolayinda Türk lirasi getiri saglar…
O halde Türk lirasi faizi yüzde 25’in üzerinde ise para Türk
lirasina baglanir, faiz yüzde 25’in altina düserse para dolara yönelir.
Repo faizini belirleyen ise iç borçlanma senetlerinin faizi idi.
Simdilerde iç borçlanma senedi (Hazine bonosu) faizi yillik yüzde 39’larda
seyrettigine göre, bankalar repo müsterilerine yillik yüzde 35’ten fazla
faiz ödeyemez demektir.
Faiz artar mi? Faizin artmasi için döviz girisinin yavaslamasi veya
durmasi gerekir. Yil sonuna kadar böyle bir tehlike de görülmüyor.

Neler olacak? NELER…
Uzun dönemli tahminler yapmak çok zor. Ama kisa dönemde “her sey
kötüye gitmeyecek”. En az yil sonuna kadar sunlar olacak:
– Merkez Bankasi ilan ettigi döviz kurunu tutturacak. Koruyacak. Yil
sonuna kadar dövizde fiyat ayarlamasi (halk deyimiyle devalüasyon)
olmayacak.
– Enflasyon yil sonunda yüzde 20’ye, yüzde 25’e inmeyecek ama, yüzde
30 – yüzde 35 arasinda bir yere oturacak.
– Döviz bitmeyecek. Ithalatin patlamasina ragmen, cari islemler
(döviz) açiginin büyümesine ragmen, Hazine’nin ve bankalarin dis kredileri
sayesinde açik kapatilacak.
– Yil sonuna kadar döviz girisi devam edeceginden, arada bir yukari
çiksa da, faiz bugünkü çizgi dolayinda seyredecek.
– Yatirimlarda, üretimde çok büyük bir patlama olmayacak. Issizlik
ciddi bir sorun olmaya devam edecek.
– Gayrimenkul piyasasi açilmayacak. Çünkü halkin tasarruflarini ne
yapacagi konusundaki saskinligi devam edecek.
– Memurun, isçinin, emeklinin durumunda iyilestirme firsati
dogmayacak. Çiftçi ürününü satmakta ve ürün bedelini almakta zorlanacak.
– Ihracat bugünkü çizgide devam edecek.
– Enflasyonun rüzgari ile firtinali denizde yol alabilen firmalar ve
bankalar, enflasyon rüzgari hiz kesince denizin ortasinda hareketsiz
kalacak… Bir süre debelenip batacak.
– Pardon… Borsa mi dediniz? O ise rufailer karisir… Ne zaman
inecegi, ne zaman çikacagi bilinmez!..

Yazarin uyarisi
Ekonomi yazari rakamlari, olaylari kendine göre degerlendirir. Ne
kadar “objektif” olmaya çalissa, ne kadar hislerinden arinmaya çabalasa bir
insan olarak olaylar karsisinda bir “pozisyon” alir. Ama ekonomi yazarinin
okuyucularina karsi bir sorumlulugu da farkli görüsleri, farkli
degerlendirmeleri de yansitmaktir.
Bu sayfada Ankara’daki yetkili ve etkililerin “vaziyetimizin o kadar
da kötü olmadigi”ni anlatmak için ortaya koymak için anlattiklarini
naklettim. Ekonomi yazari hakemlik yapamaz. Hakem sayin okuyucudur. Sayin
okuyucu etrafina bakar, etrafindaki olaylari, sonra kendi durumunu
degerlendirir, karar verir: “Her sey o kadar da kötü mü, degil mi?”
Güngör URAS^

 

Sende yorum yap