“Harika” bir lokanta

, , Sende yorum yap

Silivri’deki “Grandma’s Wonderland” isimli çiftliği eşimle ziyaret ettik. Otelin lokantası ün yapmış. İstanbul içindeki lokantalarda The Barn’daki nefasette yemeği, bu faturayla yemek imkansız

İstanbul’un çevresinde çok sayıda çiftlik oteli ve lokantası olduğunu duyardım, okurdum ama Polenezköy’deki bahçe lokantalarından başkasında yemek yemişliğim yoktu. Geçen yıl Milliyet’te yayımlanan Şükrü Andaç’ın bir yazısı karımın ve benim dikkatimi çekmişti. Şükrü Andaç, “Grandma’s Wonderland” (Büyükannenin Harikalar Diyarı), “GW” ismi verilen bir çiftlik oteli ve lokantasını anlatıyordu.

Bir yıl sonra Şükrü Andaç’ın peşine takıldık. GW’ye yemeğe gittik. TEM yoluna çıktıktan sonra cumartesi trafiğinde 1 saatte Silivri kavşağına ulaştık. Kavşaktan çıkar çıkmaz, sağa döndük. Yol boyu sıralanan çiftliklerin sayısına hayret ettik. Sonunda kapısında GW yazılı olan çiftliğe ulaştık.

İbrahim Akbayır; uzun yıllar Koç Grubu’nda çalışmış, yöneticilik yapmış, birçok fabrikanın ve tesisin kurulumunda görev aldıktan sonra kendi işini kuran bir mühendis. Karısı, Serpil Akbayır ünlü bir imar avukatı. Karı-koca, 20 yıl önce Silivri’de Akören yolu üzerinde 40 dönümlük bir arazi satın almışlar. Kendileri ve iki kızları için kocaman bir çiftlik evi yapmışlar. Araziyi değerlendirmişler. Üzüm bağları, meyve ağaçları, yeşil alanları, göleti, havuzu, hayvanlarıyla bir çiftlik oluşturmuşlar.

7 oda butik otel olarak işletiliyor

Kızları Özgün Gülen Akbayır, anne ve babasına çiftliği bir butik otel olarak işletmek istediğini söyleyince “Büyükannenin Harikalar Diyarı” halka açılmış. Özgün Gülen Akbayır şimdilerde işletmenin sorumlusu. Güler yüzlü, enerjik bir genç kadın. Yıldız Teknik Üniversitesi işletme bölümünden mezun. ABD’den televizyon haberciliği üzerine yüksek lisansı var. New York’ta başladığı haberciliği Mithat Bereket’in meşhur Pusulası, NTV, CNN ve Al Jazeera Türk’te sürdürmüş.

Aile, çiftlikte yaşamaya devam ediyor. Çiftliğin 7 odası butik otel olarak işletiliyor. Otelinin lokantası ün yapmış. The Barn adını taşıyan lokanta pazartesi ve salı hariç her gün sabah kahvaltısından akşam yemeğine müşteri ağırlıyor. Biz öğle yemeği için gittik. Üst kattaki odaları butik otel olarak değerlendirilen çiftlik binası, geniş salonları, gürül gürül yanan şömineleriyle etkileyici. Çiftlik evinin önünde yemyeşil çimenlerle kaplı geniş bir bahçe, büyük bir gölet var. The Barn diye adlandırılan lokanta binası bahçe içinde. Geniş, pırıl pırıl bir mutfakta çalışan 3 genç şefin hazırladıkları menü farklı yemekler içeriyor. Köz mısır çorbası, havuç mücver, zeytinyağlı kök kereviz, yaprak ciğer, buğdaylı körpe ıspanak salatası, ekşi maya üzeri sardalya, kuzu karski, kuzu kol, bonfile listede dikkat çeken yemek çeşitleri… Dört kişilik kuzu kol 160 lira, diğer et yemekleri 40 lira. Giriş yemekleri 25-35 lira arası.

Közlenmiş mısır çorbası nefisti

Şef Gürkan Tümsek ve Buğra Özdemir daha önce Ferah Feza’da çalışmışlar. Rus dili ve edebiyatı okuyan Selin Yılmaz aşçılık merakıyla mutfağa girmiş. Közlenmiş mısır çorbasını ilk defa içtik. Nefisti. Taneleri sıyrıldıktan sonra koçanı kaynatılıyor ve suyu çıkarılıyormuş. Çorbada bolca buğday da vardı. Havuç mücverini ilk defa tattık. Rezeneli, lor peynirli, buğdaylı ıspanak salatası bahçenin ıspanaklarıyla hazırlanmıştı. Yaprak ciğer pek beğenildi. Fırında nar gibi kızartılmış kuzu kolun eti de lezzeti de nefisti. İstanbul içindeki lokantalarda The Barn’daki nefasette yemeği, bu faturayla yemek imkansız. Yemeklerin tadı da güzeldi, faturası da makuldü.

İstanbul’a tahminimizden daha yakın bir çiftlik lokantasında uzun öğle yemeği keyfi yaşadık. Odalarda kalmak için de lokanta için de rezervasyon gerekiyor.

 

Sende yorum yap