“Vurun devlete, vurun bürokrata…”

, , Sende yorum yap

“Yönetimi eline geçirmis bin-iki-bin kisi bu ülkenin mutlu olmamasi için ellerinden geleni yapiyor. Bu sadece gidip gelen hükümetlerden kaynaklanmiyor. Sistemin temelinde bir hastalik var. Bu sistem demokratik sistem diye yalan söyleniyor. Politikanin zirvesinde meydana gelen çatismalari izleyen zavalli tiyatro seyircileri durumuna getirildik. Bu 50 yildir devam ediyor. Kimse sahneye çikip “Bu oyun öyle degil böyle oynanir” diye güzel bir oyuna davet etmiyor.
Türkiye’nin sistemi diktatorya-dir. Ama bu da bir garip diktatörlüktür. Meclis’e gönderdigimiz 550 kisiyi biz degil, birbiriyle kavga eden ve bizi yöneten bu bes-al-ti diktatör seçiyor. Diktatörler kendilerinden daha az cesur ve zeki insanlari seçiyorlar. Bu Türkiye’nin makus talihi.”
Bunlar saygin, önde gelen bir özel sektör kurulusunu temsil eden saygin bir isadamimizin sözleri…
Bu isadamimiz siradan biri degil. Dünyayi görmüs, dünya ile iliskisini sürdürmüs, okuyan-yazan, özel sektör adina konusan bir isadamimiz.
Bu is adamimizin düsünce ve ifade hürriyetine, cesaretine saygi duyuyorum.
Fakat yukariya aktardigim görüs ve degerlendirmelerini kabul edemiyorum.
Bir ülkede devlet sistemine, politikacilara, TBMM’ye seçilmislere, hükümetlere ve tüm bürokrasiye ne ölçüde “sövülüp-sayilabilir?”
Herhalde bunun bir sinirinin olmasi gerekir.
Her vatandasin devlet ile bürokrasiyle isi vardir. Bazi isadamlari devlet ile is yaparlar. Devlet ile yaptiklari isten para kazanirlar. Devlete mal satarlar. Devletin yolunu, binasini yaparlar.
Her vatandasin devlete, bürokrasiye kizma, devleti bürokrasiyi elestirme hakki var. Ama bu isin de bir “raconu” vardir.
Devlet ile is yapanlarin devlet ile yaptiklara isler nedeniyle kuruluslarini büyütenlerin bu konuda “insaf” sahibi olmalari geregi vardir.
***
Bu yazinin basinda aktardigim görüs ve degerlendirmeler geçen hafta Intermedya Ekonomi Dergi-si’nde yayinlandi. Belli bölümü Aksam Gazetesi’nde özetlendi. Bir hafta merakla bekledim. Derginin bu haftaki sayisinda bir düzeltme bekledim. Bulamadim.
Sayin okuyucularim… Bir hükümet üyesi, bir bürokrat, su veya bu nedenle özel sektörden bir firmayi, bir sektörü, bir kurulusu kö-tülediginde nasil tepki gösteriyorsak, devletin, Meclis’in, hükümetlerin ve bürokrasinin gelmisiyle geçmisiyle bütün olarak kötülen-
mesine de tepki göstermeliyiz.
* * *
Saygin isadamimizin devlete dönük ifadelerini büyük isalemine döndük hale getirsek bakiniz ne oluyor?
• Türkiye’de piyasayi eline geçirmis üç bes kapitalist isadami bu ülkenin mutlu olmamasi için ellerinden geleni yapiyor.
• Bu sadece, bu bir kaç faniden kaynaklanmiyor. Kapitalist sistemin temelinde bir hastalik var.
• Bu sistem serbest piyasa eko-nomisidir diye yalan söyleniyor. Bu sistem soygun sistemidir.
• Üç bes kapitalistin memleketi soyma, kaynaklari talan etmek için birbiriyle yarismasini izleyen zavalli tiyatro seyircisi durumuna getirildik.
• Bu oyun 50 yildir devam ediyor. Kimse sahneye çikip, “Bu oyun öyle oynanmaz, böyle oynanir” diye güzel bir oyuna davet etmiyor.
• Türkiye’de is yapmanin esasi halki ve devleti soymaktir. Ama bu da garip bir soygun düzenidir.
• Koskoca is aleminde bes-alti firma, isadami yükseliyor. Ekonominin kontrolünü ellerine geçiriyor.
• Ekonominin kontrolünü elleri-ne geçiren bu bes-alti firma ve isadami kendilerinden daha az cesur ve zeki insanlari kullaniyorlar.
• Bu da Türkiye’nin makus talihi.
Sayin okuyucularim, dikkat buyurunuz… Bu ifadeler, yazinin basinda aktarilan saygin isadaminin devlete yönelik söz ve degerlendirmelerinin sadece ve sadece is alemine çevrilmis hale getirilmesinden ibarettir. Hosunuza gitti mi? Is alemimiz, isadamlarimiz bu tip degerlendirmeler okumaktan hoslanir, bunlari kabul edebilir, bunlari içine sindirebilir mi?
Saygin isadamimiz bu görüs ve degerlendirmeleri uygulamaya da dönüstürdüklerini açikliyor. Erol Aral ile yaptigi söyleside su açiklamalarda bulunuyor.
“Bazi gayri menkullerimizi sattik. Yine bazi hisselerimizi satarak borçlarimizi sifirladik. Türkiye’nin altyapi yatirimlarina kaynak ayira-mayacagini, eldeki kaynaklarini Güneydogu’daki savasa aktardigini ve artan KIT açiklarini görerek, çalisma sahamizi Türkiye disina
kaydirdik.”
* * *
Sayin okuyucularim, bu devlet altyapi yatirimlarina kaynak ayira-masa da, Güneydogu Anadolu’daki savas can varligimizi, mal varligimizi tüketmeye devam etse de, KIT’ler satilamasa da bizim bu ülkeden baska gidecek yerimiz yok…
Gayri menkullerimizi satamayiz, hisselerimizi satamayiz, borçlarimizi sifirlayamayiz. Çalisma sahamizi Türkiye disina kaydiramayiz. Biz bu ülkede kalacagiz… Biz bu ülkede yasayacagiz. Biz bu ülkede daha iyi sartlar yaratarak “çalisma sahalarini Türkiye disina kaydi-
ranlarin” dönmesini bekleyecegiz.
* * *
Beni üzen görüs ve degerlendirmelerini açiklayan saygin isadami-mizi yirmi yildir tanirim. Yazmadan kendisini telefonla arayarak bunlari söylemek istedim. Fakat onun ifade tarzi beni nasil yaraladi ise, belki ben de onu üzerim diye çekindim.
Bu yazidan önce bir mektup ile saygin isadamimiza ulastim. “DYP’den sora, ANAP Kongre-si’nin seçim sistemi ve neticeleri partilerimizde çagdas demokrasi kurallarinin geçerliligini sorgulama hakkini her Türk vatandasina veriyor. Ben, bir vatandas olarak daha demokratik bir yönetime layik oldugumu düsünüyor ve düsüncelerimi ifade etmeyi gerekli görüyorum” seklinde beni cevapladi.
Telefonla konusma imkâni bula-bilse idim, saygin isadamimiza, “Türkiye’nin terör ile mücadele sorunu konusundaki degerlemelerine de katilmadigimi belirtecektim. Isadamimiz sunlari söylüyor:
“Biktik bu savastan ve savas çigliklarindan. Kanimizi ve kaynagimizi emen bu savas dursun artik. Savas çigliklarinin alkislandigi bir ülkede barisin telaffuz edilmeye baslanmasi umutlandiriyor beni. Hangi ülkede çocuklarin adi “Savas” olur.”
Türkiye’de terör ile mücadele var. Israil’de yillardir süren sinir mücadelesi var. Rusya’da otorite mücadelesi var. Isadamimizin bu iki ülke ile de yakin iliskisi var.
Acaba o ülkelerde olan biten hakkinda ne degerlendirmeleri var? Israil konusundaki degerlendirmelerini bilemiyorum ama, Rusya ile ilgili degerlendirmelerini Erol Aral’a anlatmis:
“Ruslar akilli insanlar, özellikle teknolojik bakimdan Türkiye’den çok ilerideler. Fakat insan kaynaklan yönetimi konusunda biraz geri kalmislar. Üç-bes yil içinde bunu da tamamlayarak 2000 yilinda Rusya, Türkiye’nin birkaç adim önüne kosacaktir. Türkiye her bakimdan geride kalacaktir.
Ruslar’a karsi büyük bir saygi ve sevgi besliyorum. Çok sey ögreniyorum onlardan.. Rus bürokrasisi halkin çikarina neler yapilabileceginin dersini veriyor ve ben bu dersi aliyorum. Çok önemli buluyorum. Bizim verdigimiz birse, onlardan bes-on aliyoruz. Model konusuna gelince… En kötü en acayip ve verimsiz sistem bizimkisi. Türkiye ile bu konuda kim yarisabilir dünyada bilmiyorum.” * * *
Her vatandasin devletten, hükümetten, bürokrasiden sikâyetleri olabilir. Her vatandasin devlet, hükümet ve bürokrasiye kizginligi, kirginligi olabilir. Tenkitleri olabilir. Uyarilari olabilir. Dogru veya yanlis, hakli veya haksiz müesseselere hücumlarda bulunabilir. Ama herseyin bir “raconu” vardir…
Sinir asilinca, “racon” dikkate alinmayinca yapilan sey güzel olmuyor.
Ben devlete hizmet etmis bir babanin devlet için çalismaktan gurur duyan bir ogluyum. Ben devlet için çalistigim için cesur ve zeki olmayanlar gurubuna girebilirim. Bana bunlarin söylenmesi beni inciltmez. Ama devletin tüm kadrolarinin daha az cesur ve daha az zeki sekilde genelleme içinde küçültülmesi beni üzdü.

 

Sende yorum yap