Uzun bir “üretmeden dağıtmak, üretmeden tüketmek” dönemine giriyoruz

, , Sende yorum yap

Ülke uzun sürecek yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde
“üretmeden dagitilacak ve tüketilecek.”
Simdi denilecek ki: “Demokratik parlamenter sistem için-
de, hükümetlerin degismesi normaldir. Her ülkede koalis-
yonlar kurulur, Bozulur. Her ülkede hükümet krizi çi-
kar…Her ülke bir süre hükümetsiz kalir..Bunlar olagan sey-
lerdir. Geçici durumlardir…”
Eger bu denilenlere inanir, Türkiye’de olan biteni normal
karsilar isek kendi kendimizi kandirmis oluruz.
Her ülkede konjonktürel dalgalanma olur. Konjonktürel
dalgalanma ekonomideki ufak asagi inis ve ufak yukari çi-
kislardir. Sâglam ekonomilerde bu inis çikislar kisa devre-
lerde gerçeklesir. Büyük tahribat yapmaz. Çünkü bütün
bunlar sifir çizgisinin üzerinde, üst tarafinda gerçeklesir.
Bizim ekonomimiz normal saitlarda sifir çizgisinin altinda
seyreden bir ekonomi. Bizde inis çikislarin tamami sifir
çizgisinin altinda olur. Bizde inis oldu mu ekonomi dibe vu-
rur. Her dibe vurus, pahali faturalarla elde edilebilen küçük
ölçüdeki tirmanislari yok eder…
Sayin okuyucularim Türkiye’de bizler devamli olarak
“Aman bu defa da paçayi kurtardik” diye seviniriz. Hiç ,siz
“Oh, oh ne güzel yol aliyoruz…Ne güzel kalkiniyoruz…” di-
ye mutlu geçen bir dönemi hatirlayabiliyor musunuz?
Söyle geçmise bakiniz…Geçmisi hatirlayiniz…Dar bo-
gaz…Yesil isik…Bu defa ümit var…IMF göz kirpti…Musluk
açildi…Musluk kapandi…Kredi notu ah bir düzelse…Ihraçat
da azicik artsa…” diye günler geçiriyoruz.
Sevindigimiz seyler: “Aman ne güzel…Bütçe açigi bu yil
geçen yilin iki mislinden fazla olmayacak…Aman ne güzel,
bu yil KIT’lerden isçi çikarildi da, KIT’lerin zarari ikiye kat-
lanmadi…Aman ne büyük sans…Enflasyon yüzde 90’larda
kaliyor…Dikkat edelim halk fazla tüketmesin…” gibi seyler.
Bizim için ekonomideki basarilar bunlar…
Türkiye’de son bes yildir alt yapi ve üst yapi yatirimlari
durdu…Yatirimin durmasi demek üretimin durmasi demek-
tir. Istihdam artisinin durmasi demektir. Refah. artisinin dur-
masi demektir. Buna karsilik nüfüs artiyor. Halkin beklenti-
leri artiyor…Gelisen ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarin mevcut
kapasitelerle karsilanmasi imkânsiz hale geliyor.
Sayin okuyucularim…En basiti su: Her yil nüfus 1 milyon
artiyor. Bir milyon canli için su ihtiyaci’ doguyor. Bunlann
kullandigi suyu, pisliklerini akitacak kanalizasyon ihtiyaci
doguyor. Bunlann giyecegi bez, yiyecegi ekmek ihtiyaci do-
guyor. Bunlarin üzerinde’ gezecegi yol; bunlarin barinacagi
konut, bunlarin okuyacagi okul, bunlara bakacak hastane
ihtiyaci doguyor.
Bir baska örnek verelim…Her yil gelen turist sayisi 500
bin 1 milyon artiyor. Bu insanlarin uçaktan inip uçaga bine-
çekleri havaalani ihtiyaci da bu ölçüde artiyor…Ama biz ye-
ni havaalani yapamiyoruz…Sonra turist sayisi artiyor,’ arta-
cak diye bekliyoruz…
Gelelim üst yapi sorununa…Büyüyen iç talebi, ihracat ta-
lebini besleyecek yatirimlari kim yapacak…
Gelelim dagitim sorununa…Bu günlerden sonra kim
hükümet sorumlulugunu tasir ise tasisin, bir yil süre ile
“üretmeden dagitmaya” mecbur. Üretmeden dagitmanin
yolu, bir baskasinin cebinden almaktir. Baskasinin ‘cebinden
almadan bir baskasina neyi vereceksiniz?
Bir baskasinin cebinden para ya vergi yoluyla,alinir ya da
enflasyon yolu ile.
Kisa sürede vergi yasalari degistirilemeyeçegine göre tek
yol enflasyonu körüklemektir.
Ne yazik ki, enflasyon “Türkiye’nin kaderi” ol- .
du…Kaderimizden bir türlü kurtulamiyoruz?

 

Sende yorum yap