TÜSİAD ekonomik durumu nasıl değerlendiriyor?

, , Sende yorum yap

TÜSIAD Yüksek Istisare Konseyi Toplantisi’nda Yönetim Kurulu Baskani Halis Komili’nin (metni daha sonra gazetecilere dagitilan) konusmasinda, ekonominin bugünkü durumu ile ilgili çok ciddi bir degerlendirme vardi.
Bu degerlendirmede, Türk ekonomisinin temel sorunlari çok açik bir sekilde sergileniyordu.
Bugün ben okuyucularima, Halis Komili’nin konusmasinda ele alindigi sekli ile “ekonomik durum”u TÜSIAD’in nasil degerlendirdigini özetlemek istiyorum. Dünya Ekonomideki Gidisi Begenmiyor
1992 ortalarinda Türkiye ekonomisi ile ilgili kaygilar TÜSIAD tarafindan dile getirildiginde TÜSIAD büyük ölçüde tenkit olundu. Fakat aradan yaklasik bir yil geçtikten sonra, temel sorunlarin çözümü yolunda tatmin edici adimlar atilamazken, endise belirtenlerin sayisinda artis oldu.
Önce 1992 sonunda Dünya Bankasi’nin uyarici sesiyle karsilastik. Mali Sektör Uyum Kredisi’nin üçüncü dilimi iptal edildi. Buna gerekçe olarak, Ziraat Bankasi’nin yapi degisikliginin gerçeklestirilmemesi gösterildi. Ayrica makroekonomik dengesizlikleri giderme ve uyum programi taahhüdü altina girme konusunda Türkiye’nin bir etkinlik göstermesine kadar da yeni bir uyum kredisi verilmeyecegi ilan edildi. 1993 basinda OECD’den gelen uyarida ise hükümetin, tarimsal destekleme ve özellestirme basta olmak üzere, taahhüt ettigi bazi reformlarda çok “agir kaldigi” vurgulaniyordu. Nihayet nisan ayinda, Standard and Poors’un kredibilite degerlendirmesi geldi ve onu takiben Euromoney kredibilite siralamamizi yedi basamak düsürdü. Milli Gelirdeki Artis, Tüketimdeki Büyümeden Kaynaklaniyor
1992 yilinin olumlu bir gelismesi yil içinde giderek artan ekonomik faaliyetin hükümet programindaki hedef olan % 5.4’ün üzerinde bir artis hizina ulasmasi ve 1992 yili GSMH reel büyüme hizinin % 5.9’a yükseltmesi idi. Ama bu büyümeyi saglayan, temel faktörlerden biri, toplam tüketim harcamalarinin % 9.5 oraninda artmis olmasidir. Enflasyon sorunu olan bir ülkede tüketimin hizla artmasi ise endise vericidir.
Ülke içinde ve disinda yapilan analizlerin ve elestirilerin ortak noktasi enflasyonun ana nedeni olan kamu kesimi açiginin düzeyinin ve finansman tarzinin içine düstügü çikmazdi.
***
1992 yilinda kamu kesimi toplam açigi (PSBR) hükümet programinda GSMH yüzdesi olarak 8.8 hedeflenmis ve % 12.5 olarak sonuçlanmisti.
1993 hedefi olan % 9’un tutturulamayacagi bütçe açiginin yarisini olusturan konsolide bütçe açiginin trendlerinden anlasilabilir.
***
Bilindigi gibi konsolide bütçe açigi toplam kamu açiginin kabaca yarisidir.
1993 için 53 trilyon lira olarak planlanan konsolide bütçe açigi ilk dört ayda 35.8 trilyon liraya ulasmis bulunuyor ve bu hizla gidisat devam ettigi takdirde 1993 konsolide bütçe açigi 107 trilyon lirayi asacak, hedeften yüzde yüz oraninda sapmis olacak.
Merkez Bankasi Ipin Ucunu Kaçirdi
Konsolide bütçe açiginin büyüklügü kadar finansman usulü de önemli bir göstergedir. 1993 yili hükümet programinda dis borç alinmayacagi, kisa vadeli borçlanmaya gidilmeyecegi ve iç borçlanmanin uzun vadeliye çevrilecegi yazili idi. 1992 yilinda kamu açigi büyük ölçüde Merkez Bankasi kaynaklarindan finanse edilmis ve Merkez Bankasi parasi artisi % 44 olarak hedeflenmis iken % 105 oraninda artis ile cumhuriyet tarihinin en büyük parasal genislemesi gerçeklesmisti.
Bunun arkasinda kamuya açilan nakit kredilerin % 47 artis hedefine ragmen % 167 artmis olmasi yatiyordu. Bu ise Merkez Bankasi’nin hiç bir artis planlamadigi açik piyasa islemlerini % 304 artirmaya zorluyor ve finans kesiminde 30 trilyona yakin bir likidite fazlasi olusuyordu. Bütçe Kontrolden Çikti
1993 bütçesinin ilk dört aylik gidisatinda ise son derece ilginç bir görünüs var. Uzun vadeli borca dönük bir finansman hedefi olarak 49 trilyon liralik bir borçlanma hedefi açiklanmis olmasina ragmen, ilk dört ayda uzun vadeli borç alinamamis, kisa vadeli borçlara yüklen ilmistir.
Planlananin tersine Merkez Bankasi avans ve Hazine bonolarindan olusan kisa vadeli finansman ilk dört ayda 34.7 trilyona ulasarak hedefini çok asmis durumda. Bu hizla devam edilmesi halinde yil sonunda 100 trilyon lirayi asmasi % 3500 gibi bir artis tehlikesi görülüyor.
Dis borçta öngörülen yillik hedef 1.3 milyar dolar iken daha ilk dört ayda 5.4 milyar dolar ek dis borç alinmis durumda.
Kamuoyunda çok tartisilan bir konu da faiz düzeyinin kamu açigi üzerindeki etkisi.
Sanilanin aksine bütçe açigi faiz yükünden dolayi degil, faiz öncesi nakit açiginin 1991 ve 1992 yillarinda yükselmis olmasindan dolayi dengeleri zorlamaktadir. Faiz öncesi nakit dengesi 1991 ve 1992 yillarinda GSMH’nin % 2’si dolayindadir.
Bu, çözümün, faiz ve enflasyon düzeyinde oldugu kadar, kamu harcamalarinin kontrol altina alinmasina ve basarili bir vergi reformuna da bagli oldugunu gösteriyor. KIT’ler Ekonomiyi Batiriyor
Kamu kesimi dengelerinde ilginç bir görünüm de KIT açiginda var. Genel olarak KIT açiklarina bakildiginda bu açigin 1992 yilinda küçüldügü düsünü-lebilinir. Ancak detayli bir inceleme bu açik azalmasinin KIT sabit sermaye yatirimlarinin durdurulmasi, destekleme alimi yapanlarin stoklarinin azaltilmasi ve 1992 yilinin kamunun bu kesiminde sözlesme yili olmamasindan kaynaklanmakta oldugunu gösterir.
Destekleme konusuna bakildigi takdirde bazi ana tarim ürünlerinde dünya fiyatlarinin çok üzerinde alim yapildigi ve desteklemedeki ürün sayisinin hizla
artirildigi gözlemlenebilir. Bunun sonucu olarak 1993 yili basinda sadece Toprak Mahsûlleri Ofisi, Türkiye Seker Fabrikalari ve Tekel’in KIT borçlanma geregi içindeki payi % 50’ye yükselmistir. Tasarruflari Kamu Tüketiyor
Kamunun ekonomi ve tasarruflar üzerinde bu derece baskili olmasi sonucu dengelerin bozulmasi, halkin tasarruflarini ne tür portföy kalemlerinde tuttugu incelenerek de görülebilir.
Kamu borçlanmasinin getirdigi belirsizlik halkin Türk Lirasi mevduattan kaçmasi ve dövize yatirim yapmasi ile sonuçlanmistir. Döviz tevdiat hesaplari ve Dresdner hesaplari toplam 20.8 milyar dolar düzeyine çikarken banka disi kesimin tasarruflarinin döviz olarak tutulan bölümünün yüzdesi hizla artarak 36.3 oranina varmis bulunuyor. Bu oran 1990 yilinda sadece % 23.0 idi.
Buna karsilik Türk Lirasi mevduat hesaplari 1990 yilindaki % 44 oranindan % 30 oranina düsmüs bulunuyor.
Kamu kesimi menkul kiymetlerinin toplam tasarruf içindeki payinda gözlemlenen artis özel üretim kesiminin finansmanini da giderek zorlastiriyor.
Kamu kesimi menkul kiymetlerinin toplam içindeki payi 1990 yilinda % 28.3 iken 1992 yilinda % 31.2’ye yükseldi. Vatandas Dövize Yöneliyor
Vatandas döviz tutarken faiz düzeyinin % 85 oraninda, enflasyonun toptan esya fiat endeksinde % 60 civarinda ve devalüasyonun % 45 civarinda dolasmasi cari denge üzerinde önemli etkiler yapmakta. Büyüyen ekonomimizde döviz fiyatlarinin artisindaki yavaslama ihracatin hizini keserken, ithalati artirmakta. Nitekim, ülkenin döviz kazancinin göstergesi olan ödemeler dengesi cari hesabi 1992 yilinda 945 milyon dolar fazla hedeflenmesine karsin 940 milyon dolar açik vermis bulunuyor. 1993 yilinin ilk üç ayinin verileri ise cari dengenin 1992 yilina oranla giderek artan bir açik sergiledigini gösteriyor.
Bütçe açiginin azaltilmamasi ve finansmaninin saglam temellere baglanmamasi halinde problemlerimizin giderek süyüme trendi içine girmesi kaçinilmazdir. Enflasyon Kemiklesti
Enflasyon hâlâ ülkemizin bir numarali sorunu ve diger sorunlarinin temel kaynagidir. 1992 yili ortasinda tarim sektöründe mevsimlik enflasyon düsmesine dayanan ve 1992 sonlarindan itibaren kamu fiyatlarinin düsük tutulmasi ile enflasyonda elde edilen tedrici düsüslerin kalici olamayacagi asikardir.
Enflasyonun tedavisinde psikolojik bir metod olmadigi ve enflasyonun ancak köklü önlemlerle düsürülebilecegi gerçegi siyasilerimizce artik kabul edilmelidir. Yatirimi degil tüketimi destekleyen politikalar, dünya fiyatlarinin çok üstünde destekleme alimlari, vergi reformunda ve özellestirmede gecikilmesi sorunlarin daha da kemiklesmesine sebep olacaktir. Tansu Hanim Hemen Kollari Sivamali
TÜSIAD Yönetim Kurulu Baskani, ekonominin “hal-i pür melalini” böylece özetledikten sonra Tansu Hanim’a su mesaji verdi:
Sn. Çiller koalisyon-Hükümetinin kurulusundan beri, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakani olarak gö-
rev almistir. Ekonominin durumunu ve sorunlarini çok iyi bilen bir kisidir. Etrafinda bakanligi süresince çalisma ve tanima imkanini buldugu çok degerli bürokrat kadrolar mevcuttur. Durum tesbiti ve çözüm üretimi için herhangi bir zamana ihtiyaci yoktur. Bu çok serefli ama ayni zamanda güç göreve hazir olarak gelmistir, talip olurken de nasil hareket edecegini çok açik bir sekilde anlatmistir.
Bu bakimdan biz yeni kurulacak hükümetin, vakit kaybetmeden, yeni bir seçimin hesaplarina girmeden biran evvel ekonominin gereklerine yönelmesini bekliyoruz. Türk toplumunun, kisa vadede geçici ferahlik yerine, uzun vadede kalici refahi getirme gayretinde olacak politikacilari alkislayacak ve bagrina basacak olgunluk düzeyine gelmis oldugundan hiç bir süphemiz yoktur. Kaldi ki kisa vadeli popülist politikalarla gidilecek yolun sonuna gelinmistir. Bundan sonra bu politikalar bizi sadece geriye götürür. Sezar’in Hakki Ne Olacak?
Sayin okuyucularim…TÜSIAD Yönetim Kurulu Baskani’nin konusma metnine giren bu “durum degerlendirmesi” dogrudur. Gerçekleri yansitmaktadir…
Ancak, ekonomi bir bütündür…TÜSIAD gibi kuruluslar sadece “olumsuz gelismelerin sonuçlarinin listesini” yapmakla yetinemezler…Bu olumsuzluklarin neden kaynaklandigini belirtmek zorundadirlar… Herseyden ötesi, bu olumsuzluklar listesine bir de “iyilikler listesi” eklemeleri gerekir…
Eskaza bir yabanci bu konusma metnini tercüme etse ve sadece bu metine bagli olarak Türk ekonomisini degerlendirmeye kalksa, tek bir sey söyleyebilir: “Türkiye batmis…”
Evet göstergeler kötü, bir çok sey kötü ama…Türkiye batmadi…(Zaten Türkiye’yi kimse ba-tiramaz…Çünkü Türkiye mantar…Ne kadar suyun içine itseniz, bir yolunu bulup yüzmeyi becerir…) Bu kötülükler yaninda iyilikler de var…
Kötülükleri görmemezlikten gelmeyelim, sorunlarin boyutunu, gerçek boyutunu bilelim, bunlari çözmek zorunda oldugumuzu unutmayalim ama…Eeeee…Biz de insaniz…Arada iyiliklerden de sözedelim ki, ümidimizi kaybetmeyelim..
Rahmetli Özal Çankaya’ya çikmak için hükümeti terkettikten sonra kurulan ANAP hükümeti, ekonominin “batacagi telasina kapilip” gemiyi terk ettiginde, geminin idaresini ele geçiren Dogru Yolcu’-lar ve de onlarin koalisyon ortaklari hiç bir sey mi yapmadi… Herseyi aldiklarindan daha kötü hale mi getirdi? Bütün kötülükler onlar zamaninda mi ortaya çikti?
Belki ben saf ve bakir bir Anadolu çocugu oldugundan dogruyu göremiyorum ama, herhalde isa-damlarimiz bu konuyu daha iyi degerlendirirler…

 

Sende yorum yap