Türk Sanayii’nin Rekabet Gücü Nasıl Artacak?

, , Sende yorum yap

"Türk sanayiinin rekabet gücü nedir?" sorusuna cevap arıyoruz.

Bugün "rekabet gücünü belirleyen göstergeler" konusundaki açıklamaları tamamlayıp, sonuca ulaşacağız. Daha önce yayınlanan iki bölümde (1) Maliyetler, (2) Verimlilik konularındaki göstergeler açıklanmıştı. Bugün (3) Kârlılık konusundaki açıklama ile son bölüme başlayacağız.

Sanayinin rekabet gücünü belirleyen etkenlerden biri de kârlılıktır. Acaba kârlılık sanayinin rekabet gücünü nasıl etkiler?
3. Türk sanayiinde kârlılık göstergeleri
Dışa açılma ve küreselleşme ile birlikte artan rekabet, firmaları daha verimli çalışmaya zorlamaktadır. Aynı girdiler ile daha fazla üretebilen ve daha fazla kâr eden kuruluşlar ayakta durabilmekte, diğerleri piyasadan çekilmek zorunda kalmaktadırlar.
500 büyük firmanın katma değer içindeki kârlılık oranlarının 1985  yılında % 34.5 oranında iken, sürekli bir azalma ile 1993 yılında % -6.2 oranına indiği görülmektedir. (Tablo)
Özel büyük firmalar açısından durumu değerlendirdiğimizde, 1985 yılından 1993 yılının sonuna kadar bazı azalış ve artışlar görülmesine rağmen, oranlarda istikrar olduğu gözlenmektedir.
Kamu kuruluşlarının kârlılık oranlarını incelediğimizde ise 1985 yılında % 43.9 olan bu oranın, sürekli bir azalış meyilliyle, 1993 yılında %-63.2 oranında olduğu anlaşılmaktadır. Bu oranlar, kamu kuruluşlarının içinde bulundukları darboğazı bize açık olarak göstermektedir.
4. Türk sanayiinde rekabetçi iç piyasa

İç piyasada firmalar arasında görülen rekabet de, firmaların teknik ve örgütsel değişiklik yapmaları, kendilerini geliştirerek daha kaliteli ve ucuz hizmet sunmaları açısından önemli bir itici faktördür.
Avrupa'da, olduğu gibi ülkemizde de kamu sektörünün ekonomi içindeki büyük pay bu rekabeti azaltan en önemli etkendir.
Türkiye'de KİT’lerin toplam sanayi üretimi içindeki paylarının büyüklüğü, KİT’lerin tekelci durumu, KIT fiyatlarının ekonomik olmayan biçimde belirlenmesi, KİT’lerin verimsiz ve basarisiz faaliyetlerinin yükünün ekonomiye getirdiği külfetler, kamunun toplam finans kaynaklarının büyük bölümünü emmesi, yönetimine kamunun hâkim olduğu bankaların
toplam kredi dağıtımındaki etkenlikleri rekabetçi iç piyasa bakımından olumsuz etkenlerdir.
Serbest piyasa ekonomisine geçilmesine, koruma duvarlarının kademeli olarak indirilmesine rağmen, süregelen sektör, faaliyet kolu, üretim dalı ve hatta firma bazındaki korumalar, Serbest piyasa ekonomisi Şartlarının islemesine rağmen fiilen etkenliği devam eden monopolist ve digopolist üretim sartlan iç piyasada rekabetçi ortamın gerçekleşmesini engellenmektedir.
 

5. Türk sanayiinde rekabet gücünün artırılmasında devletin rolü
Devletin firmalarının rekabet gücüne etki yaptığı başlıca konular şunlardır:
 

A- Makro çevre; para istikran ve büyüme:
Devamlı devletin işletmelerin rekabet gücünü doğrudan etkilediği en önemli konu makro çevreyi oluşturma şartlarıdır. Döviz kurlarında denge sağlamak, faiz oranları ve enflasyonu düşük tutmak, para ve fiyat istikrarını oluşturmak ve dış ilişkilerini genişletmek bu konuda yapılması gerekenlerden bazdandır.
Türkiye'yi bu açılardan diğer ülkelerle mukayese ettiğimizde, ülkemizin, çok olumsuz Sartlara sahip olduğunu görmekteyiz.
AB ülkelerinde görülen ortalama enflasyon oranı % 5.9'dur. Türkiye'de yaşanan enflasyon oranı ise % 71.1'dir. (1993). 1994 yılı enflasyonunun da % 100'lerin çok üstünde olacağı tahmin edilmektedir. Yüksek enflasyonun, maliyetleri büyütmesi nedeniyle ülkemizin rekabet gücünü azaltan bir faktör olduğu aşikârdır.
Diğer taraftan, yüksek enflasyon oranına paralel olarak uzun dönemli faiz oranlan da ülkemizde çok yüksektir. 1992 yılında uzun dönemli kredi faiz oranları % 105. 1993'de ise % 95 olmuştur. Bu oranın 1994 yılında izlenen yüksek faiz politikası sebebiyle çok yüksek oranlara ulaştığı bilinmektedir.
B- Kamu sektörü:
Rekabet gücü konusunda devletin diğer önemli bir etkisi de ekonomiye yaptığı müdahaleler ve kamu sektörünün ekonomi içindeki yüksek payıdır.
Ülkemizde bugün devlet, özel sektör tarafından daha kârlı ve verimli olarak işletilebilecek birçok alanda, işletmecilik rolünü üstlenmekte ve dolayısıyla da yüksek bütçe açıklarına ve vergi limitlerine neden olmaktadır. Ayrıca, özelleştirme politikasının da henüz yeterli seviyeye ulaşamamış olması, bu sorunu daha ağırlaştırmaktadır.
 

Kamu harcamalarının düzeyinin yüksekliği:
Ülkemizde kamu harcamalarının GSMH’den aldığı pay 1993'te % 44'tür. (Kamu borçlanma gereği de dikkate alınmıştır.)
Kamu harcamalarının bu yüksek düzeyinin en önemli nedenleri; kamu sektörünün artan oranlı bütçe açıkları ve bunu finanse edebilmek için uygulanan yüksek faiz oranlan, kamu borçlan ve kamu sektörünün sanayide büyük yer tutarak, geri teknolojileri kullanmasıdır.
Yüksek vergilendirme düzeyi:
Yukarıda görülen yüksek oranlı kamu giderlerinin finanse edilebilmesi için vergiler de artırılmaktadır.
 

1993 yılında gelir vergisi toplam vergi gelirlerinin % 41.6'sini, onu takip eden katma değer vergisi % 29.4'ünü, diğer vergiler % 22. l'ini ve kurumlar vergisi ise % 6.9'unu oluşturmaktadır.
Ayrıca, vergi gelirleri genel olarak 1991 yılında % 73.3,1992'de % 80.1 ve 1993'de ise % 84.5 oranında olmak üzere, sürekli artist göstermiştir.
 

Devlete sosyal güvenlik için ödenen primler de işletmeler açısından diğer önemli bir yükü oluşturmaktadır. Toplam sosyal ödemeler (işgücü maliyetinin % 34.9'u) içinde sosyal güvenlik ödemelerin pay % 30.7'dir. Sosyal güvenlik ödemelerinin işgücü maliyeti içindeki pay ise % 10.7'dir.
 

Bu oran işverenlere büyük mali baskılar yapmakta ve üretim maliyetini yükseltmektedir.
Ülkemizde üretimden yüksek düzeyde vergiler alınmakta ve bu vergilerin düzeyi, alınan fonlarla iyice yükselmektedir. Üretim maliyetini artıran ve enflasyonu körükleyen bu vergi ve fonlar rekabet gücümüzü zayıflatan diğer önemli faktördür.
Kamu açıklan yüksek vergilendirme oranlarına rağmen kamu harcamalarının fazlalığı nedeniyle, ülkemizde kamu açıklan giderek artmaktadır.

1993 yılında 223.4 trilyon TL olan kamu kesimi toplam finansman açığının 129.4 trilyon TL'si, konsolide bütçeden, 47.4 trilyon TL'si KİT’lerden, 11.8 trilyon TL'si mahalli idarelerden, 16 trilyon TL'si sosyal güvenlik kuruluşlarından kaynaklanmıştır.
Toplam kamu açığının GSMH ‘ya oranı, 1991 yılında % 10.5 iken, 1992'de % 10.6 ve 1993 yılında ise % 11.7 olmuştur. Avrupa'da ortalama % 4.5 olan bu oran, Japonya'da ise % 0.3'tür.
Bu kamu açıklarına paralel olarak alınan iç ve dış borç miktarlarında da büyük artışlar görülmektedir.
Dış borçlarımızın GSMH ‘ya oranı ise % 50'le-rin üzerindedir.
Avrupa ülkelerinde dış borç ortalaması ise, GSYIH'dan 1993 yılında, ortalama % 6.4'lik bir pay almıştır. Bu oran Japonya'da % l düzeyindedir.

Neler yapılabilir?
Türk sanayiinde rekabet gücünün artırılması için yapılabilecekler TISK tarafından yaptırılan çalışmada söyle özetleniyor:
Türkiye'de gittikçe yükselen enflasyon, artan faiz oranlan, vergi düzeyleri ve kamu harcamaları ile açılan rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemekte ve dünya dış ticaretinden aldığımız payın giderek azalmasına neden olmaktadır.
Tüm bu sorunların üstesinden gelebilmek ve firmaların rekabet gücünü arttırmak için, Türkiye daha fazla serbestlik, istikrar ve önceden tahmin edilebilir bir makro çevre istemektedir. Bu çevre düşük enflasyon, düşük faizler, etkin ve uygulanabilir bir piyasaya sahip olma gibi faktörleri içermektedir.

Bu makro çevrenin geliştirilebilmesi için;
– Kamu sektörünün daha düşük harcama ve vergilendirme yapması ve küçülmesi,
–  Harcamaların yeniden düzenlenerek, cari hesaplardan sermaye harcamalarına aktarılması,
– Devletin daha az borçlanması, gerekmektedir.

Diğer taraftan, piyasaları daha etkin ve istikrarlı yapabilmek için ise;
– Optimum maliyetli bir alt-yapı,
– Daha esnek bir işgücü piyasası,
– Anlaşılır ve etkin kurallardan oluşan serbest bir ticaret sistemi,
– Yeni ürünler yaratacak ve mevcut ürünleri geliştirecek başarılı yatırımcılar,
– Yeni piyasalar ve yeni firmalar oluşturacak sayıda girişimci, gerekmektedir.
Türkiye'yi güçlendirmek ve rekabet gücünü arttırmak için en önemli etken firmalın etkinliğini artırmaktır. Bu ayni zamanda rekabet gücünün artması için gerekli olan Sartların da oluşmasına yardımcı olacaktır.

Firmaların etkinliğini arttırmak ise, öncelikle devletin gerekli altyapıyı sağlaması ile birlikte firmaların yöneticilerinin görevidir. Bunu başarabilmek için yeni üretim metotları geliştirilmelidir. Ayanca, bir taraftan müşteri ve üretici, diğer taraftan ise yöneticiler ile isçiler ve temsilcileri arasında daha yakın ilişkiler kurulması şarttır.

Bu çerçevede, Türk çalışma hayatinin da ekonomik gelişmelere paralel şekilde esnek bir yapıya sahip olması; isçi-işveren kesimleri arasında çalışma barışının oluşturulması; daha farklı bir ifade ile ekonomi ile çalışma hayati arasında gerekli dengeleri oluşturacak bazı mekanizmalara ihtiyaç vardır. Devlet engelleyici ve aşırı müdahaleci olmaktan kaçınmalı, teşvik edici ve düzenleyici olmalıdır.
Özetleyecek olursak, rekabet gücünün artırılması için alınması gerekli önlemler şunlar:
– Daha küçük ve etkin bir kamu sektörü oluşturmak,
– Daha esnek bir işgücü piyasası için gerekli tedbirleri almak, 
– Girişimciler için uygun bir ortam yaratmak,
–  Daha istikrarlı ve önceden tahmin edilebilir bir makro çevre yaratmak,
– Is gücü maliyetlerini, özellikle ücret dışı maliyetleri azaltmak,
– Teknolojik yenilikleri, girişimciliği ve firmalar arası rekabeti teşvik etmek,
– Serbest bir ticaret sistemi ve optimum maliyetli bir altyapı oluşturmak.

(Türk sanayiinin rekabet gücü konusundaki araştırmanın, TİSK’in araştırma grubu tarafından yapıldığını öğrendim. Başında Bülent Pirler'in bulunduğu, Suna Oksay, Birgül Feyzioglu, Ferhat İlter, Esra Belen, Nilüfer Ağan, Emel Çopur ve Zübeyde Çelebioğlu’ndan oluşan araştırma grubunu bu güzel çalışma için kutlarım.
Yarın bu sütunda Prof. Dr. Okan Aktan'm Türk sanayiinin ihracatta başka ülkelerle rekabet sansını araştıran bir çalışmasını özetleyeceğim.
500 BÜYÜK FIRMANIN YARATTIĞI NET KATMA DEĞERİNİN ÜRETİM  FAKTÖRLERİNİN PAYLARINA İSABET KISIMLARI İTİBARİYLE DAĞILIMI
Özel Büyük Firmalar
                                          1985   1986   1987   1988   1989    1990     1991   1992   1993
Maaş ve Ücretler                39,4     32.6    29.5    31.8    39.1     48.5     55.8    50.3     48.0
Ödenen Faizler                   36.2     45.1    35.1    38.4    30.4     24.8     30.7    25.4     24.8
Ödenen Kiralar                   0.7       0.7       0.5      0.5      0.5       0.5       1.0      0.8       0.9
Kâr
(Milli gelir anlamında)           23.7   21.6      34.9     29.3     30.0     26.2   12.5    23.5      26,4
(Net) Katma Değer              100.0  100.0   100.0   100.0   100.0    100.0 100.0 100.0    100.0
Kaynak: İstanbul Sanayi Odası Dergisi

 

 

Sende yorum yap