That short and fat guy, with moustache

, , Sende yorum yap

(Sayin okuyucularim… Dört hatta geçti. “Olaylarla Alaylar”in süresi doldu Gene “Olaylarin içinden” yazacagim… Bu arada ben Amerika’ya gittim… Size nakletmek istedigim çok sey var… Fakat sadece “Amerika-Amerika-Amerika…” diye sizi sikmamak için arada konu degistirecegim… Ama, bugün izininizle, “…. ben Amerika’da iken… diye baslamak istiyorum…)
* * *
Amerika’da taksi nispi olarak ucuz bir ulasim araci… Bu nedenle çok kullaniliyor. Amerika’da taksi soförlerinin yarisi zenci… Yarisi yabanci… Ruslar, Güney Amerikalilar, Asyalilar, Afrikalilar… Her milletten insana rastliyorsunuz. Türkler hariç… Amerika’da taksiyi kullanan soför, resimli kimligini otomobilin içindeki taksimetrenin hemen altindaki çerçevenin içine takmak zorunda… O nedenle taksinin içine girdiginiz anda, soförün kocaman harflerle yazilmis kimligini ögreniyorsunuz, ismine göre de milliyetini tahmin edebiliyorsunuz.
Amerika’da taksi plakalari (Türkiye’de oldugu gibi) sinirlandirilmis. Bu nedenle plaka ücretleri devamli yükseliyor. Su anda New York’ta bir taksi plakasi 140 bin ABD Dolari. (Yaklasik 700 milyon TL.) Bir taksi araci ise 15-18 bin ABD Dolari… Normal araçlardan pahali. Çünkü taksiler için araçlara özel donanim ekleniyor. Herseyden önce, müsteri ile soför mahalli arasina otomatik olarak inip çikabilen kursun geçmez cam konuluyor. Kapilar soför tarafindan otomatik olarak kitlenip açilabiliyor. Kapi kollari özel tutacakli. Kapilar, çarpmadan zarar görmeyecek biçimde takviyeli falan filan…
Bu nedenle taksi “bir yatirim araci”… Yatirimi, parasi olan yapiyor. Taksilerin sürücüleri ise, yatirimcidan 12 saatlik dönemler itibariyle kiraliyor. Saat 5’ten 5’e… Ister gündüz, ister gece dönemi… Bir taksinin 12 saatlik döneminin kirasi (benzin parasi sürücüye ait) 75 dolar… Haftalik devamli 12 saatlik dönem kirasi 450 dolar…
Kirayi veren, benzin parasini ödeyen sürücünün tüm geliri kendine ait. Tek sorumlulugu devlete yi! sonunda gelir vergisi beyannamesi verip, vergisini ödemek…
* * *
Boston’da bir aksam üzeri karimla taksiye bindik… Taksi (Amerika’daki tüm taksiler gibi…) pis mi, pis… Dökülüyor… Zenci bir soför… Yolcu bölümü ile soför mahalli arasindaki kursun geçmez cami asagi indirdi… Anladim ki, sohbet etmek istiyor…
Amerikalilarin söze girmek için kullandiklari “baslangiç sorusunu” seslendirdi:
“— Neredensiniz?”
Karim cevapladi:
“— Türkiye’deniz… istanbul’dan…”
Zenci soför, (bizim külhanbey sürücülerimiz benzeri) yarim döndü:
“— Heyy… That short and fat guy, with moustache … Özaalll… What was his first name… Tugit?… Togit?… Your president…”
(izninizle, ingilizce bilmeyen okuyucularim için
Türkçe karsiligini vermeye çalisayim: “— Hey o kisa boylu, sisman zat… Biyikli… Özalll… Onun ilk ismi ne idi?… Tugitmi.Togiîmi… Söyleyin… Hani sizin Cumhurbaskaniniz?…) demez mi?
Karim ve ben sasirdik…
“— Nereden biliyorsun?” diye sorduk.
Anlatmaya devam etti:
“— Ohooo… Körfez krizi sirasinda buradaydi… Televizyonda gördüm… Sempatik adam… Ben Türkiye’nin nerede oldugunu bilmiyordum… Afrika ülkesi saniyordum… Evde atlasi çikarip baktim… Türkiye, Avrupa ile Asya’nin arasinda imis… Sahi onun ilk ismi nasil söyleniyordu?” ** *
Amerika’da otelde kayit yaparken, daha kayit esnasinda kredi kartinizi isteyip, formunu, oda ka-yidina ekliyorlar…
Ziraat Bankasi kredi karti hizmetini baslattiginda Genel Müdür Coskun Ulusoy, tanitim amaciyla, diger basin mensuplari gibi benim adima da bir kart düzenlettirip göndermisti. Uzun zaman kullanmadigim bu karti Asaf Ardak kardesimiz Ziraat Bankasi’nin tanitim sorumlulugunu üstlendikten sonra yenilettirmisti… Otelin resepsiyon görevlisi kredi karti talep edince, ben de Ziraat Banka-si’nin kredi kartini verdim…
“… Haaa…Ziraat…Turkish Bank… CNN’den ismini biliyorum… Reklamlari çikiyor…” dedi.
New York’ta karim ile birlikte “Burke and Burke” adi ile açilan lüks sandviççi dükkânlarindan Medison Avenue üzerinde planina girdik… Tezgâhin arkasinda bir zenci var. istediginiz sandviçi hazirliyor…
Ekmegi ve içine koyacaklarini seçtik. Sandviçi hazirlarken sordu:
“— Neredensiniz?”
Karim cevapladi:
“Türkiye’den…”
Zenci tebessüm ediyor… Fakat reaksiyon yok… Anlamadigini sanarak karim ekledi…”
“istanbul’dan…”
Zencinin yüzünde degisiklik yok… Herhalde Türkiye’nin nerede oldugunu, istanbul’un neresi oldugunu bilemiyor… Karim sordu:
“— Türkiye nerede biliyor musun? Istanbul’un adini duymadin mi?”
Zenci bir yandan sandviçi hazirlamayi sürdürürken, sakin sakin cevapladi:
“— Ben, sahsen Büyükada hayraniyim. Bir dahaki yaz Büyükada’da ev tutup bir ay oturacagim… Bundan önceki gidislerimde Anadolu’yu, Ege’yi de gördüm… Ama ben Büyükada’ciyim… Haaa… Bir de aksam üzerleri Sheraton’un tepesindeki bara oturup, viskimi yudumlarken Topka-pf nin ardindan günesin batisini seyretmeye bayilirim… Siz Sheraton’un roofuna içki içmeye hiç gittiniz mi?”
Olduk mu “mos mor!…” …”Thank you” deyip sandviçimizi kolumuzun altina sikistirdik. Kendimizi Madison Avenue’nün kalabaligina zor attik.
Tevfik GÜNGÖR^

@

 

Sende yorum yap