Siyasetteki başarısızlıkları ekonomik ilişkilere bulaştırmamak gerekir

, , Sende yorum yap

Tarhan’daki Islam Zirvesi’ne katilan 55 “Müslü-
man” ülke bizi dislayinca önce onlara küstük.
Avrupa Birligi’nin “Hiristiyan” ülkeleri bizi disladi.
Sonra da onlara da küstük!..
Müslüman’ina küstük, Hiristiyan’ina küstük de, biz
bundan sonra ne yapacagiz?
Bekir Coskun, 13 Aralik 1997 tarihinde Hürri-
yet’teki kösesinde sunlari yaziyordu:
“Küsme” biçimindeki yeni Türk dis politikasi, bas-
ka yapilacak bir seylerin kalmadigini mi gösteri-
yor?..
Herhalde öyle…
Ama bence küskünler, AB konusunda “çözümü
yanlis yerde aramak” gibi bir hata yaptilar.
Bunlar, AB’a girmek için Bati baskentlerini dolanip
durdular…
Oysa çözüm Türkiye’de idi.
Bayrampasa’da, Sirnak’ta, Ulucanlar’da, Anka-
ra’da, Meclis’te, Bakanliklar’da, Çankaya’da,
MGK’da; Türkiye’de…
Lüksemburg’ta, Londra’da, Brüksel’de çözüm
aradilar…
Bosuna…
“Küsmek” yararsiz…
Bizler “uygar” bir ülke olamamaktan yakinirken,
AB ülkelerinin ayni kanida olmalarina küsmenin ne
anlami var?..
Hem çagdas-uygar Türkiye için parmak kipirdat-
mamak. Hem her gün yasadigimiz binbir ilkel rezillik
karsisinda kös kös oturmak… Hem bizi “uygar” say-
madiklarina küsmek…
Ne geregi var?
Türkiye’yi; mafyasiyla, çeteleriyle, kara para-
siyla, çökmüs yargisiyla, bitmis-tükenmis dev-
let otoritesiyle ve gazetelere ilan vererek hu-
kuku arayan toplumuyla, kim yanina ister?..
Bunlarin, sanki kendi görevlerini yapmislar gibi, bu
kez küsmeleri ise Türk halkini kandirmanin ente-
resan bir yolu…
“Aferin çok güzel küstüler” mi diyecegiz?..
Uygarlik ile barismalarini alkislayamadik, küs-
melerini mi kutlamaliyiz?..
Türkiye hatalardan kaynaklanan sorunlari ve dis
politikadaki basarisizliklari nedeniyle Müslüman dün-
yasindan ve Hiristiyan dünyasindan dislansa da, “hay-
siyetini korumaya özen göstererek” bu ülkelerle iliski-
sini sürdürmeye mecbur.
Çünkü dünyada tek basina yasama sansi kalmadi.
Bütün ülkeler “karsilikli bagimlilik” iliskisi içinde yasi-
yor.
Türkiye’nin varligini sürdürebilmesi, ekonomik ba-
kimdan ayakta kalmasina bagli..Ekonomik bakimdan
ayakta kalabilmek ise para, mal ve hizmet alim sati-
minda küresellesen pazarlarin içinde kalmaya bagli.
Türkiye bu iki olayi “Müslüman ve Hiristiyan dünya-
dan dislanmak ve tecrit edilmek” seklinde yorumlayip
içine kapanir ise hersey biter
“Tam tersine hissi çikislardan, hamasi kararlardan sa-
kinip, akilci biçimde, Türkiye’nin yeni politikalarini be-
lirlemek zorundayiz.
(1)..Evin içini temizleyecegiz. Süpürecegiz. Bu belki
uzun zaman alacak ama hemen baslamaya mecburuz.
(2) Müslüman ülkelerle ve Hiristiyan ülkelerle “siyasi
birlik” sevdasindan vazgeçip, ikili siyasi iliskileri güç-
lendirmeye ve de ekonomik iliskileri aksatmamaya ba-
kacagiz.
Siyasetteki basarisizliklari ekonomik iliskilere bulas-
tirmamaya özen göstermek zorundayiz.
(1) Gümrük birligini yasatip, Avrupa Birligi ile mev-
cut statüyü dondurup, isimize bakmaya mecburuz.
(2) Gelecegimizi Avrupa Birligi’ne tam üyelige en-
dekslemekten kurtulmak, normal olarak yapilmasi ge-
rekenleri Avrupa Birligi’nin isteklerini yerine getirmek
için yapilmasi mecburi isler halinde kabullenmekten
kurtulmak Türkiye’yi rahatlatacak gereksiz çaba ve za-
man kaybini önleyecektir.
15 Aralik 1997 tarihinde Coskun Kirca’nin Yeni
Yüzyil’daki yazisinda kurt diplomat “Türkiye ne mah-
volmustur, ne mahvolacaktir” diyor.
Moral olsun diye degil, gerçekleri ortaya koymak
için sunlari yaziyor:
Türkiye iktisadi planda hazir olunca AB’a tam üye
olabilir; hazir olmadan tam üyelige yanasmasi zaten
kendi çikarlarina aykiri olur. AB üyelerinin Yunanis-
tan disinda hepsinin Türkiye’nin tam üyeligini, iktisadi
planda hazir olunca kabullenmekte iktisadi ve/veya si-
yasi büyük çikarlari vardir ve Türkiye’yi AB disinda
tutmayi bizzat kendileri istemeyeceklerdir.
Türkiye’nin simdi yapmasi gereken, yemek davetini
reddetmenin mantiki sonucu olarak, adaylar konfe-
ransina gitmeyi de reddetmekten ibaret degildir. Tür-
kiye, ilk is olarak, AB’a ve teker teker üyelerine,
AB’in içerigi disindaki hiçbir konuyu, bu arada Kibris,
Ege ve Güneydogu konularini kendileriyle görüsmeye-
cegini ve kendileri bu sarti kosmaya devam ettikleri
sürece tam üyelik görüsmesi yapmayacagini en resmi
sekilde teblig etmelidir. Bundan baska, Türkiye, bu
konudaki kesin iradesinin bir isareti olarak, 1987’de
pek mevsimsiz tarzda yapilmis tam üyelik basvurusu-
nu resmen geri almali; bunu yaparken de, 1963 An-
kara Anlasmasi’nin Türkiye’yi zaten tam üyelige aday
yaptigini ve bu anlasma uyarinca tam üyelik görüsme-
lerine baslamayi uygun gördügü zamani kendilerine
bildirme hakkini sakli tuttugunu teblig etmelidir.
Türkiye, Lüksemburg’daki aptalca karardan dolayi
mahvolacak degildir. Türkiye, kendi simdiki iktisadi
sartlarinda AB’dan elde edebilecegini gümrük birligiy-
le zaten elde etmis durumdadir.
Islam Ülkeleri Örgütü ile iliskilere gelince Türkiye,
bu örgüte, Birlesmis Milletler’de daha fazla laf destegi
bulabilmek için girmistir ve hemen hiçbir destek bula-
mamistir. Bunun sebebi, Arap ülkelerinin ve Iran’in
Türkiye’ye genelde karsi oluslaridir. Bu ülkeler, Türki-
ye’nin Orta.. ve Yakindogu’nun lideri olmak istedigini
sanirlar. Oysa Türkiye, Atatürk sayesinde Araplar’a
tek tarafli hizmet arzetme yükümünden kurtulduktan
sonra bir daha bu ülkelerin ne basinda, ne de arasin-
da olmak istemistir. Türkiye’nin tek arzusu bu ülkeler-
le dostluk ve iyi komsuluk iliskileri içinde olmaktan
ibarettir. Türkiye’yle iyi iliskiler içinde olmayi redde-
den, Türkiye’den arazi ve su kapmak isteyen ve bölü-
cü çetelere destek verenler bu devletlerden bazilaridir
ve bu bazilari diger Arap ülkelerinin büyük çogunlugu
tarafindan çogu zaman desteklenmektedirler. Iran ise
Sehinsah’tan sonra Türk düsmanligini artik gizlemeye
bile gerek görmeksizin laik Türk rejimini yikmak için
ugrasmaktadir. Yeni Iran Cumhurbaskani’nin bu siya-
setten vazgeçmesini beklememek lazimdir. Bu zat
Iran içinde daha yumusak bir irtica yorumu yapiyor.
Ama hem mülteci niteligini devam ettiriyor, hem de
laik rejimimizi yikma niteligini terketmiyor.

 

Sende yorum yap