Sendika olsaydı gazeteciler işsiz kalmaz mıydı?

, , Sende yorum yap

Sendika olsaydı gazeteciler işsiz kalmaz mıydı?

Çagdas Gazeteciler Dernegi (ÇGD) Istanbul Subesi, geçen ay 456 basin çalisaninin isten çikarildigini açikladi. ÇGD’nin verdigi bilgiye göre, isini kaybeden basin çalisanlarinin sayisi 4.569’a ulasti. Gazetecilerin 1960’larda, 1970’lerde sendikalari vardi. Sendikalar güçlüydü. Sendikalar, basin çalisanlarinin haklarini savunmada basariliydi. Bugün sendikalar yok. Isten çikarilan, isini kaybeden basin çalisanlarinin tamami sendikasiz. Acaba basin çalisanlari sendika olmadigi için mi bu kadar kolaylikla isten çikarilabiliyor? Acaba sendikalar olsa idi basin çalisanlari islerini kaybetmez mi idi? Sunu kabul etmek zorundayiz ki, basindaki sendika hareketi sadece isverenlerin sendikalari yok etme çabasi sonucu degil, baska nedenlerle de sona erdi. (1) Ülkede genel olarak sendika hareketleri gücünü kaybetti. (2) Ülkede ekonomik sartlardaki degisim, çalisma düzenini etkiledi. Çalisanlarin sendika baglari gevsedi. Çalisanlar sendikalari terketti. (3) Çalisanlar sendikalarin toplu himayelerinin önemini unutarak isveren ile kisisel, ikili iliskiyi tercih etmeye basladi. (4) Isverenler bu gelismeleri degerlendirerek, sendikalarin isyerlerini terketmesi için geregini yapti. Ancak unutulmasin ki, sendikalar; (1) Kazansin, kazanmasin, kamu isverenine karsi güçlüdür. (2) Kazanan özel sektör isverenine karsi güçlüdür. Türkiye’de sendikalarin özel sektörde güçlü oldugu dönemlerde serbest piyasa sartlari gelismemisti. Kapali ekonomide özel sektör kuruluslari kitlik rantini paylasiyor, bu nedenle sendikalari gücendirmemeye, üretimi ve özellikle fon girisini aksatmamaya özen gösteriyordu. Serbest piyasa ekonomisindeki rekabet özel isletmelerin kâr marjlarinin küçülmesine, kriz ise isletmelerin mali bünyelerinde sarsintiya ugramasina yol açti. Sendikalarin kâr marji küçülen, mali durumu sarsilan firmalar ücret pazarligi yapmalari, sendika üyesi isçilerin iste kalma mücadelelerini sürdürmeleri imkani ortadan kalkti. Bir medya kurulusu batmak üzere ise, sendika nasil ücret pazarligi yapabilir, nasil üyesinin isini korumasini saglayabilir? Bu konular medyada tartisilmiyor. Her kesimin sorunlarini gündeme getiren medya kendi sorunlarina ilgi duymuyor. Kendi sorunlarini tartismiyor. Cumhuriyet’te Sükran Soner, Türkiye Gazeteciler Sendikasi’nin Genel Baskani Ziya Sonay onuruna verilen bir yemek vesilesiyle, konuya degindi. Sükran Soner, sunlari yazdi: Türkiye Gazeteciler Sendikasi’nin Genel Baskani Ziya Sonay’in 29 yillik yöneticilik yasaminin veda yemeginde, TGS’nin 50 yillik tarihinde görev yapmis 8 genel baskan ile çok sayida eski yönetici bir araya geldiler. Hasan Yilmaer, Sedat Agrali, Semih Balcioglu, Nail Güreli, Eren Güvener, Orhan Erinç, Acar Sölen, Turgay Olcayto gibi hem sendikada, hem de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde baskanlik, yöneticilik yapmis isimlerin bulusmalari elbetteki sendikacilik, gazetecilik anilarinin tazelenmesi olarak yasandi. Gazetecilik masaya yatirildi. Türkiye’de gazeteci patrondan holding patronuna geçis sürecinde, kendini gazetecilige, etik degerlerine adamis kimlikten, patron adamligina, çikar odaklarinin sözcülügüne geçis nasil bu kadar hizli ve çarpici boyutlarla yasanmisti? Örnek olaylarla, dünya gelismeleri ile karsilastirmalardan çikan sonuç, kimlik erozyununda belirleyici bir etken, kimi gazetecilere dünya standartlarinin üstünde ücretler ödenmesi. Deformasyonun yukaridan asagi dogru giderek yayginlik ve boyut kazanmasi. Türkiye, demokrasiler içinde belki de gazetecilerinin sendikal örgütlenme çatisi altinda kalamadiklari, isverenin iki dudagi arasindan çikan kararlarla kolayca ve büyük sayilarla isten atilabildikleri, meslek ölçülerinden, degerlerinden en uç boyutlarda koparilmis tek örnekti. Gazetecinin özellikle ve öncelikle kamuoyu olusturma gibi misyonu nedeniyle, is güvencesi en güçlü, en örgütlü çalisan konumunda olmasi gerekirken Türkiye’de en kuralsiz düzenin geçerli oldugu bir yapilanmanin içine düsmüstü. Gazeteciligin kimliginin, degerlerinin özlük, örgütlülük haklarinin korunmasinda görev yapmis baskanlar, bu gidisin böyle sürüp gidemeyecegi yargisinda bulustular. “Sil bastan” hak
soluklu bir çikis için degerlendirme önerisi büyük destek gördü. Gazetecilerin 1960’li, 1970’li, hatta 1980’li, 1990’li yillarda varolan sendikal örgütlülügünün bugün çok gerilere düsmesinin, basinda yasanan kolay ve keyfi, kitlesel isçi çikarmalarinin, basinda kuralsiz çalistirabilmenin en belirleyici nedenlerinden biri oldugunun alti çizildi. Birakiniz AB üyelik kosullarini, uluslararasi kalite standardi gibi belgelerin alinabilmesi, ortak kosullarda uluslararasi üyelikler için dahi kuralsiz, sendikasiz çalistirma düzeninin ortadan kaldirilmasi zorunlulugu animsatildi. Türkiye’de gazeteciler sökügünü dikemeyen terzi konumundadir. Sabahtan aksama yayimlanmasinda aracilik yaptiklari haberlerde geçen tüm ilke ve toplumsal degerler, kosullar disinda gazetecilik yapmayi sürdürmekteder. Kendisi örgütlenememis, sendika kapisinin önünden geçememis, gazetecilik yasasina uygun bir sözlesmesi bile yapamamis, gazetecilik sorumluluklarina ilkelerine göre degil talimatlara göre çalismak zorunda kalmis gazetecinin, insan haklari, kamuoyu olusturulmasi, demokrasi gibi degerler üzerine sabahtan aksama ahkâm kesmesinin ne anlami, degeri olabilir ki?.. Kamuoyu olusturmanin odagindaki gazeteciligin, kosullarin sorgulanmasi aslinda Türkiye’de insan haklari, demokrasi, siyaset, ekonomi yasamin her alanindaki gidisin, gelismelerin de sorgulanmasi anlaminda atilmasi gereken ilk adimlardan biri degil mi?..

 

Sende yorum yap