Refah’ı anlamak

, , Sende yorum yap

“Refah’i anlamak Türkiye’yi anlamaktir. Fakat anlamak ve tanimamakta israr etmek de, hiç bir sey yapamamak demektir. Yani rakibi ciddiye almak gerekiyor. Artik Refah’i ciddiye almak için, daha ne yapmak lazim Türkiye’de?
Bunun yavas yavas kirilmasi gerekiyor. Gönüllü cehaletin de artik kirilmasi gerekiyor.”
Bunlari Rusen Çakir söylüyor.
“Ayet ve Slogan- Türkiye’de Islami Olusumlar, Vatan-Millet-Pragmatizm, Türkiye Sagi’nda Ideoloji ve Politik, Sol Kemalizme Bakiyor, Ne Seriat Ne Demokrasi-Refah Partisi’ni Anlamak “adli kitaplarin yazari arastirmaci-gazeteci Rusen Çakir, Refah Partisi’nin sistem disi veya rejim disi bir parti olmadigina dikkat çekiyor. Çikar’a göre Refah’in amaci, Türkiye’de varolan sistemi bir takim Islami rötuslarla yeniden yapilandirmak. Çakir, “Erbakan Çiller’in Mesut Yilmaz’in Murat Karayalçin’in rakibidir…Tüm sistemin rakibi degildir” diyor.
Refah’in Adil Düzen’i, “Programiniz nedir?” diye soruldugunda cevap verebilmek için ürettigini savunan Rusen Çakir, Adil Düzen’in akildisi ve hayali birsey oldugunu ve bunu okuyan akli basinda ekonomistlerin, bunun tamamen hayale dayali oldugunu gördüklerini belirtiyor. Kimilerinin iddia ettigi gibi Adil Düzen’in bir seriat düzeni olmadigini, Çünkü içinde Islami referanslarin yok denecek kadar az oldugunu söyleyen Çakir, “Adil Düzen kalici degildir. Adil Düzen’de yazili olanlar zaman içinde degistirilecektir” derken, Erbakan’in ekim ayindaki kongrede “Gerçek piyasaci, gerçek özellestirmeci biziz” sözlerini referans gösteriyor ve Adil Düzen’de özellestirme, serbest piyasa gibi kâvramlarin yer almadigina dikkat çekiyor.
“Biz ve onlar” seklinde insanlarin bölünmesinin yanlis oldugunu savunan Rusen Çakir, düsman kamplar mantigindan uzaklasildiginda Refahçilar’in ya da Islamcilarin çok fazla bir beceriye sahip olmadiklarinin anlasilacagini iddia ediyor ve Çakir, tartismadan kaçinilmamasi gerektigi görüsünde.
Dr. Can Peker’in basinda bulundugu Türk Henkel Kimyevi Maddeler Sanayi ve Ticaret Sirketi’nin Canan Barlas tarafindan yayinlanan aylik dergisinin son sayisinda Nilüfer Ünver Özyanik’in Rusen Çakir ile bir söylesisi yayinlandi. Rusen Çakir’in ilginç degerlendirmelerinin belli bölümlerini, herhangi bir ekleme ve yorum yapmadan size özetlemek istiyorum.

Refah’in Dogusu
Refah Partisi’ni geçmisinden soyutlayamayiz…Refah Partisi Milli Nizam Partisi’nden baslayan, Milli Selamet Partisi ile devam eden bir gelenegin uzantisidir. Refah Partisi’nin Islamci bir parti oldugunu söylemek çok kolay olur. Refah Partisi’nin içersinde Islami motifler çok fazla ve baskindir ama, Refah Partisi’ni klasik anlamda Islamci bir hareket olarak, yorumlamak yanlis olur. Refah Partisi’nde Islamci ögelerin disinda, çok farkli ögeler de vardir. Sosyalizm etkileri vardir, kapitalizm etkileri vardir, sag etkiler vardir, sol etkiler vardir, gelenek vardir ama, modernlik de vardir. Refah Partisi bütün bunlarin hepsinin garip bir sentezidir.

Refah’in Yükselisi
Refah Partisi nin basarisinda, bir kendi basarisi var, bir rakiplerinin
basarisizliklari var, bir de ülkenin genel sosyo-politik, sosyo ekonomik durumu var. Bunlarin hepsi ayri ayri üzerinde konusulmasi gereken konulardir. Ancak sunu söyleyebilirim: Diger partiler, merkez partileri siyaseti eski tarzda yapmak yerine, yeni tarz bir siyaset yapma yoluna gittiler. Bu, dogrudan halka gitmeyerek, medya üzerinden halka ulasma çizgisi olarak kabaca özetlenebilir…Televizyonlarla, reklam filmleriyle, billboardlarla halka uzanma yaklasimini ayrica Refah Partisi de yapiyor ama, eski tarz yani 1950-70’lerde yapilan politikayi da yapiyor. Nedir bu politika? Tek tek herkesin kapisini çalmak, tek tek herkesle muhatap olma ve halka, halkin içinden insanlarla, tanidiklari araciligiyla gitmek, yani yabanci olmayan insanlarla gitmek… Çok fedakar bir örgütleri var… Insanlar geceli gündüzlü çalisiyorlar ve politikayi çok ciddiye aliyorlar.
AGUSTOS BÖCEGI ILE KARINCA
Mesela sözkonusu olan Refah Partisi’nin yerel seçimlerdeki basarisiysa, bu birazcik La Fontaine’in agustos böcegi ile karinca masalina benzer…
Refah Partisi için bir seçim hazirligi, yapilan bir seçimin hemen ardindan baslar. Yeni Refah Partisi 91’de yapilan genel seçimlerin ardindan yerel seçimlere hazirlanmaya basladi. Diger partiler ise bildigimiz gibi, seçimlerden iki üç ay önce faaliyete basladilar. Bu ikisinin arasinda çok büyük fark vardir. Diger partilerin gözünde Refah Partisi, agziyla kus tutsa belli bir oy oranini asamaz seklindeydi. Ancak bu sefer yüzde 19’a ulasildigi görüldü. Bu gösteriyor ki, buradan Türkiye’nin sosyo-ekonomik kosullarina geçmek gerekiyor.
– Türkiye’de, özellikle büyük sehirlerdeki gelir düzeyi düsük insanlar ar-
tik merkez partilerinin çözüm üretemez halinden bikmis durumdalar.
Bu anlamda Refah Partisi’nin denenmemis olmasi çok önemli.
TEMIZ TOPLUM TARTISMALARI
Ikincisi; temiz toplum tartismalari ile beraber gündeme gelen, iktidara gelen merkez siyasetçilerin alabildigine yipranmis olmasi özelligi var. Refah Partisi’nin adaylarinin ise Müslümanliklari dolayisi ile yolsuzluga, rüsvete bulasmayacagi yolunda bir imaj var: Daha sonra, Refah Partisi dogrudan halkin alt gelir düzeyindeki insanlarin taleplerini sahipleniyor. Bunlari tek tek sahipleniyor. Yani bunu arada sirada yapilan bir takim verilendirme islerle degil, genel olarak, sürekli bu isleniyor. Ve zaten Adil Düzen slogani da bir anlamda halk kitlelerinin adalet talebinin merkezi slogan haline getirilmesidir. Diger partilerde bu tür bir yoksullara sahip çikma yönelimi yok.
Refah Sol’un Boslugunu Dolduruyor
Gecekondular Türkiye’de yillardan beri sosyal demokrat partilerin kaleleri ve oy depolariydi. Yani geçmiste CHP’nin; yakin zamanda da DSP veya SHP’nin… Refah Partisi özellikle büyük sehirlerde solun boslugunu dolduruyor. Bu çok ciddi bir olaydir. Yani populizm yapiyor, halkçilik yapiyor, insanlarla tek tek dogrudan iliski kurarak sol bir örgütlenme izliyor. Bu yaklasima genellikle tribünleri sahaya indirmek deniyor…
Bu, solun veya sosyal demokrasinin yoludur. Refah büyük sehirlerde, büyük ölçüde bu insanlarin oylarini aldi. Ama, ayni zamanda sadece kentin varoslarindaki gecekondularin degil; son seçimlerde Üsküdar’i da, Beyoglu’nu da aldilar. Fakat, bu semtler artik kentin gecekondu bölgeleri olarak adlandirilmiyor. Kentin gecekondulari daha da disarida artik. Bu da sunu gösteriyor: Istanbul’un dar gelilirleri sadece gecekondularda yasamazlar, kentin içinde de vardir. Refah buralari kusatiyor. Yani Refah’in kaybettigi yerlere bakiyorum: Sisli, Kadiköy, Besiktas, Bakirköy…Buralar hakikaten gelir düzeyi çok daha yüksek olan, belli bir yasam standardi olan yerler.
Ama, buralarda Refah yine de hîç de düsük oylar almadi. Bu gidisle
Refah bu semtleri de alabilir. Kadiköy’ü de, Sisli’yi de…Tabii eger
Türkiye’de politikanin sartlari degismezse…
Dar gelirliler zaten büyük ölçüde Refah’a kaydilar. Ben orta gelirlileri de bunun içine katiyorum. Hali vakti iyi olan insanlar da Refah’a kayiyorlar. Yani Refah sadece yoksullugun hareketi degil. Beyaz yakalilardan da, küçük isletmecilerden de Refah’a kayanlar olacaktir.
“Adil Düzen” Akildisi
Adil düzen, Refah’in ciddi olarak yöneldigi bir sistem degil. Adil düzen, zaten program olarak bakildiginda uygulanabilir bir sistem degil,
gerçek disi ve akil disi. Hatta gerçek disi bile degil. Ama adil düzen,
Refah’in program ihtiyacini gideriyor. Isin ilginç yani, bazilari adil dü-
zeni seriat düzeni olarak tanimliyorlar. Halbuki Adil Düzen’in içinde
Islami referanslarin yok denecek kadar az oldugu görülür. Adil Düzen’in iddiasi çok açik olarak yazilidir: “Biz komünizmin ve kapitalizmin iyi yönlerini aldik, kötü yönlerini ayikladik” diyorlar:
Simdi bu eklektik yaklasim, ne derece mümkün? Bence Adil Düzeni akli basinda ekonomistler okuduklari zaman, bunun tamamen imajiner ve hayali bir sey oldugunu görüyorlar. Akli basinda insanlar da bunu görüyorlar. Hatta Adil Düzen’in Islami olmadigi da çok açik.
Hz. Muhammed dönemine ait referanslar falan yok. Ben bu Adil Düzen’i hiç bir zaman Refah’in ciddi bir program alternatifi olarak almadim. Ama, “Programiniz ne” diye soruldugunda verilecek bir cevap olarak bunu ürettiler. Bence Adil Düzen içinde yazili olanlari zaman içinde degistirecekler. Nitekim Erbakan ekim ayinda yapilan son kongrelerinde “Gerçek serbest piyasaci, gerçek özellestirmeci biziz” dedi. Halbuki Adil Düzen’de serbest piyasa veya özellestirme vs. yoktur. Ama Erbakan bunu açik açik söylüyor: “Gerçek özellestirmeci, serbest piyasaci biziz” diye…

“Adil Düzen” Güzel Bir Slogan
Adil Düzen diye anlatilan sey, kalici bir sey degil.. Ama slogan olarak, güzel bir slogan… Ayrica adil, adaletten gelen Islami bir kavram
oldugu için, Refah’a oy verenlerin çogu “Bu sistem herhalde Islami bir sistem olacak” diyorlar. Çünkü Adil Düzen kitapçigi çok karmasik, çok kompleks, anlasilmasi çok zor olan bir sey… Siradan insanlarin onu okuyup anlamalari da çok çok zor… Bakin, karistiriyorlar ve sonunda Islami bir yaklasima variyorlar. Yalniz bu seçim öncesinde medya ve diger partiler adil düzenin irrasyonel ve gerçeklestirilmesi imkânsiz, ütopya ötesi bir sey oldugunu kesfettiler. Adil Düzen daha yeni ortaya çikti. Halbuki 87’den beri var ve Refah Adil Düzen programini 87’den beri sürdürüyor.

“Refah” Rejim Disi Degil
Refah Partisi’nin amaci Türkiye’de varolan ve simdi çok büyük bir kriz içinde, açmazda olan rejimi veya diger bir deyimle sistemi bir takim Islami rötuslarla yeniden yapilandirmak…Yani Refah sistem disi,
rejim disi bir parti degil. Mesela Türkiye’deki sistem çok kaba deyimi
ile kapitalist bir sistemse -ki böyle-, Refah Partisi, kapitalizmin karsi-
sina baska bir sey getirecek degil. Ancak varolan kapitalist sistemin
yürümesi için Türkiye’deki yönetici sinifin içinde bulundugu krizi asmak için bir takim Islami motifleri öne çikartiyor. Refah’in amaci Türkiye’deki merkezi iktidarda yer almayan, dolayisi ile devletin rantlarindan pay alamayan veya az pay alan bazi kesimlerin merkeze geçmek istemesidir. Yani sistemin disindaki bir takim isanlarin sistemi yikip, yerine yeni bir sistem kurmasi degil; sistemin kenarinda eklenti gibi duran bir takim insanlarin ve çevrelerin sistemin merkezine geçip whamiyane tabiri ile “Bu oyunu biraz da biz oynalayim” demeleridir. Yani Refah Partisi veya mesela Erbakan, Çiller’in, Mesut Yilmaz’in, Murat Karayalçin’in rakibidir. Yani tüm sistemin rakibi degildir. Aralarinda mutlaka fark vardir ama, özünde bakildiginda Türkiye’deki bütün kartlan yeniden karip; yeni bir oyun oynatmayacaklar.

Sistemin Ana Diregi Laik’lik mi?
Yillar boyu insanlardan fedakârlik istendi ve çagdas medeniyet seviyesine ulasmaktan bahsedildi…Bundan sonra Refah’in yapacagi bunlari söylemek yerine yapmak olacaktir. Fakat yapilacak olan seyler çok farkli seyler olmayacaktir ve yapilacak olan seyler sistemin sürmesi olacaktir. Yani burada bütünlüklü bir kopmus sistemi degistirmek sözkonusu degil. Yani Türkiye’deki sistemin ana diregi laiklik mi? Degil… Sistemin ana diregi laiklik olsa, anti laik olmasa da Refah’in bu diregi yikacagi söylenebilir. Ama sistemin ana diregi laiklik degil; Çünkü bu ülkede MSP hükümet etmis; ülke ayni ülke…MSP bir kaç kere hükümet ortagi oldu. Bu ülkede Kenan Evren ayetler, hadisler okudu. Ülke degismedi…Turgut Özal Naksibendi idi. Kimseye bir sey olmadi… Yani tabii ki bir takim degisiklikler ve küçük dönüsümler oldu ama, sistem yine ayni sistem. Türkiye’de sistemden çikari olan güçler, yarin öbür gün kendi çikarlari için kadinlarin etek boylarinin uzamasina itiraz etmeyebilirler.

Türkiye Cezayir Olur mu?
Türkiye’nin önünde, özellikle egemen güçlerin önünde bir seçenek var.
Ya ülkeyi önce batirip mecburen Islamcilari sisteme entegre edecekler, ya da Islamcilari bastan sisteme entegre edecekler. Türkiye’de bu 70’li yillarda yapildi. Zaten, bu anlamda Türkiye Cezayir olamaz. Türkiye’de Refah Partisi ekibi, daha MSP kuruldugu adan itibaren sistemin içindedir. Bu anlamda Cezayir olmayiz. Ama nasil adama deli derler ve adami deli yaparlar; böylece Türkiye’yi Cezayir olmaya sürükleyebilirler.
Halkta degil de, özellikle aydinlarda; her kesimin elitlerinde muazzam bir düsmanlik, husumet var. Bu degisik kesimlerin önde gelenleri iktidarlarini, kendi güçlerini hep bu gerginlikten aliyorlar. Yani Türkiye’yi hâlâ kriz tiimandirici elitler götürüyor. Ve bu düsman kamplari mantigindan uzaklasildigi zaman, bu insanlarin aslinda çok fazla becerikliliklerinin olmadigi ortaya çikacak. Mesela söyle diyelim, Refah Partililer’le veya Islamcilarla hiç bir sekilde tartisilmaz diye bir yaklasim vardi.
Seçimlerde ise, televizyona çikan Refahçilar’in karsisinda çok kötü durumda kalindi… Ve simdi yine Refahçilar’la tartismama noktasina geliyoruz. Çünkü bazi insanlar yillarca süren tartisilmaz mantigi ile yükselmisler. Tartisma ani gerektiginde tatisamiyorlar çogu. Ondan sonra insanlar bakiyorlar ve “Biz bunu adam bilirdik ama, ilkokul mezunu bir kadinin karsisinda dogru dürüst laf edemedi” diyorlar. Yani her iki tarafta da biz ve onlar mantigini, hasmane tutumunu sürdürmekte olan insanlar var.

Istanbul’da Refah Kazaninca Istanbul Refah’in mi Oldu?
Herkeste bir ayrimcilik var. Bu tam bir ayrimciliktir. Mesela Refah
Partililer “Istanbul bizimdir, bizim olacaktir” slogani atiyorlar. Ve bu
çok acaip bir seydir ve Refah’a oy vermeyen yüzde 75 insana “Siz gidin buradan” demektir. O yüzde 75 hakikaten Istanbul’dan giderse, kalan yüzde 25 açliktan ölür. Yani bu, bir ülke içinde yasayan insanlarin birbirlerine muhtaç olduklarini ihmal etmek olur. Ayni sekilde Refah’a oy veren yüzde 19’u Türkiye’nin disina attiginiz zaman Türkiye batar.

Türkiye’de Insan Mozayigi Bozulunca Toplum Dengesi Yok Olur
12 Eylül rejimi ile beraber Türkiye’de sola bulasmis her insan “sakincali” damgasi yedi, çekmedigi çile kalmadi ve Türkiye hâlâ belini dogrultamiyor. Çünkü bürokraside ve baska yerlerde de solcu kalmadi.
Solculuk “elestirelliktir”, elestirel bakistir. Elestirel bakisa sahip
olan insanlar daha becerikli, daha yetenekli, daha yaratici olurlar.
Halbuki bu özellige sahip olan insanlarin hepsini üniversitelerden ve
çesitli kurumlardan kapi disari ettiler. Üniversitelerde de geriye her
seyi papagan gibi tekrarlayan hocalar kaldi. Türkiye üniversiteleri
için 80’li yillar ölü yillardir. Ordunun veya devletin her söyledigine
“evet” diyen rektörlerle, Türkiye’de üniversiteler mahfedilmistir.
Ama insanlarda “Yok güzüm görmesin onlari, eksik olsunlar” mantigi var ve ondan sonra kendileri de üzülüyorlar, yakiniyorlar.
Bu ülkede aradan bir unsur çikardiginiz zaman, ülke çok büyük bir eksiklik içersine girer. Mesela simdi Kürtler’i çikartmaya çalisiyorlar, sürekli Kürt is adamlari öldürülüyor. Bunlarin hiç kimseye hayri yoktur. Madem burada bu kadar yapi var; degisik kesim var… Bu durumda çogulculuk fikrine varmak gerekiyor. Herkesin bir konumu var ve bu konum, anlamli bir konumdur.

Demokrasi Nedir?
Demokrasi eksikligi sadece Islamcilarin sorunu degil. Islamcilari demokrat olmamakla suçlayan insanlarin, kendilerinin aynaya bakmalari gerekiyor. Mesela “Refah Partisi iktidara gelince, düsünce özgürlügü olmayacak” diyorlar. Bunu diyen insanlarin Fikret Baskaya’nin, Ismail Besikçi’nin, Haluk Gerger’in, Münir Ceylan’in yazi yazdiklari için hapiste olmalarina hiçbir itirazlari yok. Hiç sesleri çikmiyor. Sanki ülkede düsünce özgürlügü var da, Refah gelince bunlari elimizden alacak. Sanki ülkede seyahat özgürlügü var… Bugün bir sürü insan, herhangi bir yere afis asti diye pasaport alamaz hâlâ Türkiye’de. Türkiye’nin bazi yerlerine kolay kolay gidemezsiniz. Ben gazeteciyim, gidemiyorum. Kimse garanti veremiyor size… Veya garanti vermemeleri bir yana, izin vermiyorlar. Ben Güney Dogu’da bir çok kasabanin kapisindan geri döndüm gazeteci olmama ragmen…
Yani sistemi elestirmeden, Refah Partisi’ni elestirmek abestir ve Islamcilarla tartisan insanlarin da en açmazi budur. Çünkü varolan sistemin her yeri dökülüyor ve insanlar Islamci birisiyle karsi karsiya kaldiklari zaman kedilerini sistemi savunmak zorunda hissediyorlar.

Sol Yok
Türkiye’de sol güçlü olmadigi için, Refah güç kazaniyor.
70’li yillarda otomatikman solcu olan gençler, simdi Refahçi oluyorlar.
Ama hep ayni talep ve motivasyonlarla giriyorlar. Yani bu solun Türkiye’de ve dünyada tekrar güç kazanmasiyla ilgili bir durum. Ve ben bunu konjonktürel bir olgu olarak görüyorum. Dünyada zaten, Macaristan’da, eski sosyalist ülkelerde, kismen Italya’da ve Baltik ülkelerinde solun yeniden güçlenmesiyle ilgili degisik emareler var. Bunun Türkiye’de de yasanacagini tahmin ediyorum.

Önemli Olan Yorumdur
Refah’in gözündeki laiklik din ve vicdan özgürlügünden ibaret. Ama devletin bir dini dayatmasini, yönlendirmesini ve dine göre hareket etmesini istiyorlar. Dinin devletin en önemli referanslarindan birisi olmasini istiyorlar. Bu da Kur’an ve Hz. Muhammed’in söyledikleri yaptiklari olarak ortaya çikacak.
Ama simdi Kur’an ve sünnette bugün yasadigimiz seyler yazmaz.
Önemli olan yorumdur. Simdi bir sürü insan Kur’an ve sünnete dayanarak liberalizmi savunabiliyor Türkiye’de. Kimisi de totaliterizmi ve sosyalizmi savunabiliyor. Yani bu tamamen yorumu açik bir seydir. Ve zaten sünni Islamda dünyada hiçbir otorite yoktur ki; su yorum dogrudur diyebilsin… Sünni Islam inancina göre bu, öbür dünyada belli olacak bir seydir.

Sayin okuyuçularim, begenirsiniz begenmezsiniz, Türkiye’de bir Refah gercegi var. “Refah’i anlamamak, Türkiye’yi anlamamaktir. Anlamamak ve tanimamakta israr etmek, hiç bir sey yapmamak demektir.”
Rusen Çakir’in anlatimindan ben çok seyler ögrendim. Sizlere de bu nedenle belli bölümlerini aynen aktardim.

 

Sende yorum yap