Özal döviz piyasasını nasıl düzenleyecek?

, , Sende yorum yap

ÖZAL’in daha bol dövize ihtiyaci var. Özal, 1984 yilinda % 5 dolayinda bir gelisme hizi gerçeklestirmek istiyor. Bunun için ise, programlanan 9.6 milyar dolarin üzerinde ithalat yapilmasi gerektigini biliyor. Eski plancilardan Yilmaz Karakoyun-lu’nun hesaplamalarina göre fiyat degismeleri karsisinda önümüzdeki yil 9.6 milyar dolarlik ithalat hedefinin düzeltilmemesi halinde 1984 yilinda Türkiye’ye 1983ithalatindan %18 dolayinda daha az miktarda mal girisi olacaktir. % 5 dolayinda bir gelisme hizi saglanabilmesi için en az 12 milyar dolarlik ithalat yapilmasi gerekmektedir.
ITHALATI artirabilmek için öncelikle ihracatta kisa sürede pat- lama etkisi gösterecek yeni tesvik araçlarina ihtiyaç vardir. Bugüne kadar denen vergi idadesi, döviz kurlarinin günlük ayarlamalari gibi tedbirlerle ihracat patlamasini gerçeklestirmek güçtür. Kaldi ki, Özal ve danismanlari, ihracatta vergi iadesi uygulamasinda eskiye göre daha muhafazakar davranacaklarini gösteren açiklamalar yapmislardir. ÖzaPin acaba sihirli bir formülü mü vardir?
ÖZAL’in sihirli formülü, yaklasik 10 yildir üzerinde düsün dügü, yakinlariyla tartistigi, uygulamak için firsat bekledigi yeni bir tesvik sistemidir. Bu sistemin esasi, yaklasik 20 yil kadar önce Pakistan’da uygulanan ve “bonus voucher” diye adlandirilan kademeli döviz kuru uygulamasidir. Pakistan’daki uygulamada, ihracatçilara döviz gelirlerinin bir bölümünü, bir döviz borsasinda arz ve talebe göre tesekkül edecek fiyattan satma imkani verilmistir. Örnegin, ihracatçi elde ettigi 100 dolarin 50 dolarini Merkez Bankasina resmi kurdan satmakta, kalan 50 dolari borsadaki talebe göre istedigi fiyattan degerlendirmektedir. Böylece devletin zorunlu ithalati için resmi kurdan döviz temin edilirken, borsadaki yüksek fiyatin cazibesinde ihracatçilar daha çok ihracat yapip, daha çok gelir saglamaya tesvik olunmaktadir.
“Bonus voucher” sistemini esas alarak Özal’in Türkiye’ye adapte etmeye çalisacagi sistemde ihracat gelirinin ikiye degil de 3 dilime ayrilmasi düsünülmektedir. Özal’in 10 yildir çevresiyle tartistigi modelde ihracat gelirinin birinci dilimi, resmi döviz kuru üzerinden Merkez Bankasina gidecektir. Bu dilim, temel girdilerin ithalatinin finansmaninda kullanilacaktir. Petrol, savunma harcamalari, enfrastrüktür yatirimlarinin makine ve teçhizat ihtiyaçlari bu dövizlerle temin edilecektir. Ihracat dövizlerinin ikinci dilimi sanayinin ham madde ve ara mali ihtiyaci için daha farkli bir döviz kuruyla degerlendirilecektir. Ihracatçi üçüncü dilimi degerlendirmekte ise tamamen serbest birakilacaktir. Iste bu üçüncü dilim ile, dis seyahat harcamalari dolayisiyla beliren dolar talebi, veya seçim öncesi propaganda konusmalarinda sözü edilen Nestcafe, Fransiz Konyagi gibi lüks tüketim mallarinin ithalinin serbest birakilmasi sonucu ortaya çikacak döviz talebi karsilanacaktir.
MODEL, bir yanda temel girdilerin resmi kurdan karsilanmasini saglarken, öte yandan lüks tüketim mallarinda arz ve talebe göre serbest piyasanin tesekkülünü öngörmektedir. Serbest piyasadaki fiyatlarin yüksekligi, büyük kâr marjlari, ihracatçi için temel tesvik araci olacaktir. Herseyin ötesinde sistem kendi kendini finanse ettiginden, ihracatta vergi iadesi ve benzeri sübvansiyonlara gerek kalmayacaktir. Bu model Özal’in savundugu, ihracatçiyi tesvik ve ithalatçiyi ihracatçi sirtindan himayeye son verme felsefesine uygundur. Fakat uygulama, o kadar kolay olmayacaktir. Anlasildigi kadariyla ilk asamada bu sistemin belli bir vergi düzeni içinde isletilmesinin daha pratik olacagi düsünülmektedir. Içeride sistemi isletecek düzenlemelerde basari gösterilse bile IMF’nin “katli kur uygulamasina yol açacagi” gerekçesiyle bu sisteme karsi çikma tehlikesi de mevcuttur. Her halde, Özal ihracat gelirlerini artirmak için denenmislerden farkli cesur modeller aramaya mecburdur. Yillardir kafasinda gelistirdigi bu modeli denemesi bu bakimdan normaldir.

 

Sende yorum yap