Marche Des Puis

, , Sende yorum yap

Marche des Puis Paris’de bit pazarinin adi… Yalniz bu bit pazarinin yerini bulmak oldukça güç… Metro ile Porte de Clignan-court istasyonunda iniyorsunuz. Sonra dümdüz yürüyorsunuz. Karsiniza bir köprü geliyor. O köprünün altindan sola kivriliyorsunuz… Orada bit pazari basliyor… Fakat nereye gideceginizi, hangi kapidan gireceginizi bilemezseniz iyi dükkânlari kaçiriyorsunuz.
Bir hafta sonu Paris’e yolunuz düser ve bit pazarinda iyi bir seyler görmek isterseniz en iyisi dogru Rue de Rosier’e gidin. O sokakta, Serpette, Vernaison, Paul Berte, Marche Cambo, Marche Biron levhalarinin altindaki kapilardan içeri girin… Buralar, bu kapilar bir avluya veya bir kapali alana aciliyor. Her birinin arkasinda ben diyeyim yüz siz deyin üçyüz küçük antikaci dükkâni var…
Özellikle soguk ve yagisli havalarda sadece bu ismini verdigim kapali yerlere gitmenizi tavsiye ederim.
Paris bitpazarinda her sey var… Kalitelisi, kalitesizi, eskisi, yenisi Fiyatlar da Türkiye’ye göre oldukça makul…
Örnegin ben bu yil Vernaison’da bir dükkânda yüzeili yil önce bir yabanci ressamin istanbul Bogazi’ndan bir görüntüyü veren yagliboya tablosunu buldum… Küçük bir kayikta fesli iki kisi… Fiyati yaklasik 5.5 milyon Türk Lirasi idi… Ancak tamir edilirken biraz fazlaca üzerinde oynanmis ve verniklenmisti… Hosuma gitmedi…
Esas hayran oldugum seyler dünyanin her kösesinden eski silahlari, madalyalari satan dükkânlarda buldugum, Osmanli kamalari, kiliçlari, migferler ve madalyalar… Hele bazilari var ki içlerinde sahiplerinin eski Türkçe el yazilari, notlari ve kartvizitleri bile duruyor… Chez Lousiette
Marche Vernaison’un en arkasinda, duvar dibinde bir köhne lokanta vardir: Chez Lousiette. Birbirine benzeyen iki tombul kardesin lokantalari, “Paris’de kalmis son sarkili lokantalardan biridir…”
Bu lokanta sadece bit pazarinin açik oldugu günlerde, ögle yemegi servisi yapar. Saat 10.00’dan, 16.00’ya kadar açiktir. Lokanta sahipleri müzisyenlere para vermez. Müzik yapanlar iki üç sarkidan sonra müsterilerden para toplarlar…
Burada “Manuela” isimli yasli bir Fransiz hanim “Edit Piaf” usulü sarki söyler. George Paul isminde bir erkek Paris sarkilarini seslendirir.
iki yil önce karimla bu lokantaya gittigimde akordiyon ve piyano esligindeki “chante Piaf’J ve “chante Paris” diye adlandirilan sansonlardan çok hoslanmistik.
Dönüsümde bu lokanta hakkinda yazmistim-.
Daha sonra bu lokantaya giden bir arkadasim duvarda benim yazimi gördügünü söyledi.. Herhalde saka yapiyor dedim… Üzerinde durmadim. Bu gidisimizde biraz da merak saikiyle gene Ches Lousiette’nin kapisindan içeri girdik… Tiklim tiklim dolu.. Maalesef akordiyon yok olmus. Onun yerine elektrikli org gelmis.. Sarkicilar, dekor, yemek ayni… Kalabaligi yararak bara yaklastik… O da nesi? Barin arkasindaki duvarda benim Türkiye’de bu lokanta ile ilgili olarak gazetede çikan yazim asili… Hayret…
Su yazarligin cilvesine bakiniz… Yillardir ekonomi hakkinda yazi yazarim… Ciddi, önemli seyler yazdigimi sanirim… Hiç bir ekonomik yazim, birakiniz yurtdisinda, Türkiye’de hangi duvara asildi… Halbuki Paris’de Türkiye’de Türk gazetelerinde Türkçe çikan lokanta yazilarim “La Croserie Des Ulas” gibi saygin ve de Ches Lousiette gibi saygin lokantalarin duvarlarinda… Olacak sey degil.
(Ches Lousiette, 130 Avenue Michelet, Marche Vernaison, 93400 Saint Quen, Telefon: 40 12 10 14) Monmartre- Sacre Coeur
Sacre Coeur, Paris’in yüksek bir tepesine insa edilmis, beyaz, bembeyaz kubbeli bir kilisenin adi. Bir katolik kilisesi. 1870 yilinda yapilmis. Paris’e hakim bir tepenin üzerinde oldugundan merdivenlerinden Paris’in gece seyrine doyum olmaz Ben Paris’e ilk defa 1956 yilinda gittim, Tesadüfen gittigim aksanr -Sacre Coeur Kilisesi’ne ugradim. Önünden Paris’i seyrettim. Bu simdi benim bir aliskanligim oldu…
Kiliseye girerim. Üç kulhuvallah bir elham okuyup Allah’a verdigi nimetler ve imkânlar için sükrederim. Saglik, iyilik, huzur dilerim. Bes frank verip birde mum dikerim. Merdiveninde durup Paris’i seyrederim. Sonra kilisenin arkasina dogru yürürüm.
iste orasi Monmartre denilen yerdir… Kahveleri, lokantalari, artistleri, sansonlari ile ünlü Monmartre…
Geçen sefer bu hikâyelerle kafasini sisirdigim kizimi da götürdüm
“- Babaaaaa… Monmartre, Monmartre denilen yer burasi mi?” diye küçümsedi… Haksiz da degil… Maalesef, bugün Monmartre eski Monmartre degil. Sakip Sabanci’nin anlatimiyla “Agg-gliyor… Aggliyorrr. Hüngür hüngür Agggliyor… O lokantalarda artik akordiyon çalinmiyor. Sanson söylenmiyor. Sokaklarinda sarkicilar, ressamlar yok… Kahvelerin yerine turistik esya saticilari, hamburger dükkânlari açilmis… Kimse gitmedigi için meydan “Afrikali göçmen serserilerin oyun alani haline gelmis…” Kahveler bombos oldugundan adam kaziklamaya bakiyor…
Hele hole bu sefer ne görsem begenirsiniz… Ortadaki agaçlikli meydan vardi ya… Agaçlarin altinda sokak ressamlari gece gündüz resim yapar satarlardi… Bazi sokak sarkicilari akordiyonia müzik yaparlardi… Iste o agaçlar hastalanmis. Kurumus. Hepsini sökmüsler. Meydanin etrafina tahtaperde çekmisler… Yaza tekrar düzenleyeceklermis….
Monserrrr…. Nerede bizim zamanimizdaki Monmartre’lar!… Böyle Paris olur mu?..
Tevfik GÜNGÖR^

@

 

Sende yorum yap