Kabere’nin seyircisi

, , Sende yorum yap

ISTANBUL’da “Kabere” isimli bir oyun sergilenmektedir. Eski bir gece kulübünden bozma salona daracik bir kapidan girilmektedir. Siyah boru konstrüksiyon üzerine en ucuz plastik kapli Türk tipi sandalyeler üzerine oturulmaktadir. ISITMA tesisati olmayan bas’k salon daha oyun baslamadan seyircilerin nefesleriyle bogucu bir havayla dolmaktadir. Sahne, perde, dekor yoktur. Bir zamanlarin ünlü “Kabere” filmin- den, okul temsili basitligiyle aktarilmis, kisa kisa bölümler, en âdi ifadelerle, bastan savma bir sekilde “icra olunmaktadir”. Bacak sallama sorumlulugunu üstlenenler zavalliliklari, acemilikleri, uyumsuzluklariyla insanin içini karatmaktadir. Ses bandi tekniginin en kötü imkanlarini kullanan bas oyuncular, agiz-larini açip kapayarak, ses bantlarinin çalimina eslik etmekte böy-lece “sanat” yapmaktadirlar. Oynayanlarin bir kismi, bir zaman-lar normal tiyatro salonlarinda, normal tiyatro oyunlarinda, iyi rollere çikmis bunun için begeni kazanmis oyunculardir. Acaba bu oyuncular, simdi bu salonda, simdi bu oyunda, ne yapmak istemektedirler?
EN ilginci, o salonda, o sandalyeler üzerinde, o oyunu, o oyunculari ve o oyuncularin o çirkin konusmalarini önemli bir giris ücreti ödeyerek o seyirciler niye seyretmektedir? Neden bir tek seyirci oyunun ortasinda ayaga kalkarak, durumu protesto edememektedir. Sadece begenenler veya begenme gösterisinde bulunma zorunlulugunu duyanlar yüksek ses ile duygularini açiklarken, begenmeyenlerden hiç bir ses çikmamaktadir? Acaba “Kabare”ye gelen herkes onu begenmismi-dir? Ya, sanat tenkitçileri? Sanat uzmanlari?
HALKA, neyin güzel, neyin çirkin oldugu hakkinda yol gösterme sorumlulugunu üstlenenler? Bu amaçla yazi yazanlar? Acaba onlar neden Kabareyi övüyor? Bilgisizliklerinden mi, yoksa hayatlarinda bundan iyi bir oyun görmediklerinden mi? O oyunda oynayan kisilerle, yakin iliskilerinden, onlari incilt-mek istememelerinden, belki de “ne yapalim canim nasil olsa kimse sesini çikarmiyor” düsüncesinden ini? Düzen bütünüyle çok güzel isliyor. Seyirci kendisine sunulan en düsük düzeydeki oyunu kabulleniyor. Mesele çikarmiyor. Tenkitçisi “durumu idare edici sözler söyleyip, yazilar yazip”, mesele çikarmiyor. Ve böylece “oyun sürüp gidiyor”…
ACABA, bir gün, bir oyun sirasinda, birisi ayaga kalkip, “Ey seyirciler, ey halk, sen kandiriliyorsun. Sen daha iyi seylere layiksin.. Bu salon, bu sandalye, bu oyun, bu oyuncular senin ödedigin paranin, harcadigin vaktin karsiligini veremiyor. Bütün dünya, artik bu düzeyin çok, çok üzerine çikti… Ama bazilari seni âlâ “Manukyan Efendi oyunlariyla uyutma gayretinde” diye bagirsa, ne tepki görür? Muhtemelen hiçbir seyirci onu desteklemezi. Tersine yalniz birakir. Salonun fedailerinin onu yaka parça disari atmalarini sessizce seyreder. Çünkü seyirci daha suurlanmamistir. Seyirci suurlanip, bu tip tepkileri gösterebilecek güne geldiginde, o salonlarda zaten “Kabare” ler degil, daha çagdas oyunlar oynanacaktir.
EKONOMIK ve sosyal hayatta da “Kabare’nin seyircilerf’ni görmek ne acidir. Bütün dünyada ekonomik ve sosyal alanlarda hizli gelismeler sürer, insanlar daha iyiye, daha güzele sahip olurken, Türkiye’de düsük düzeyde ekonomik ve sosyal politikalari gündeme getirenlere karsi halkin tepki göstermesi; kendine her sunulani kabullenecek yerde, iyiyi istemesini bilmesi; bunalimdan çikisi saglayacaktir. Oyunu sergileyenler, “seyirci buna layik, bunu istiyor” diyerek, ter dökmeden “parayi toplama” sansini yitireceklerdir. Fakat burada da tiyatro ten-kitçileri gibi, iktisatçilara, yazarlara bir görev düsmektedir. HALKA, iyinin, dogrunun, çagdas kosullarin neler oldugunu anlatma uygulanan politikalarin hangi düzeyde oldugunu açiklamak’sorumlulugunu onlar tasimaktadir. “Aman mesele çikmasin”, “simdi dogruyu yazip onunla bununla arayi bozmayalim” düsüncesiyle gerçekleri dile getirmemeleri, geri kalmisligin günahi altinda ezilmeleri sonucunu verecektir.

 

Sende yorum yap