İnsan mı seçeceğiz politika mı?

, , Sende yorum yap

Pazar sabahi kablolu TV sayesinde önce BBC-Prime kanalinda, kahvalti sohbetinde, sonra da CNN kanalinda Margaret Teatcher’i dinledim.
Teatcher, çok ilginç konusmalar yapti. Bir bölümünü unutamiyorum: “Demokrasi, insanlar arasinda seçim yapmak, begenilen insani koltuga oturtmak demek degildir. Demokrasi, insanlarin farkli politikalar arasinda tercihini ortaya koymasina imkân veren bir sistemdir” diye konustu.
Sayin okuyucularim, Ankara’deki koalisyon pazarligina bakiniz… Türkiye’de demokrasinin ne oldugunu görünüz:
1. Partiler belli ekonomik ve sosyal ilkeler etrafinda toplanmis insanlardan olusmuyor… Partilerin ekonomik ve sosyal ilkeleri yok. Sadece isimleri var… Kendini en solda ilan eden parti belki de en sagdaki parti… En sagci parti en sol görüslerin savunucusu… Hiçbir partinin bir diger parti ile isbirligini engelleyecek, ekonomik, sosyal, moral deger farkliliklari, inanç farkliliklari, ilkeleri yok…
2. Partilerin hepsinin hedefi hükümet olmak, hükümete katilmak… Fakat hiçbirinin hükümet oldugunda, hükümete katildiginda yapmak istedigi isler belirlenmemis… Hepsi, “Hele bir hükümet olalim, sonra ne yapacagimizi düsünürüz…” diyor.
Olan biteni ibretle izleyiniz:
– Her seçimden önce, bir seçim kanunu tartismasi ortaya atiliyor. Seçim Kanunu’nda degisiklik yapiliyor. Çünkü önemli olan halkin tercihinin TBMM’ye yansimasi degil. Önemli olan seçime katilirken, kanunu “elleme imkânina sahip” parti ve milletvekillerinin tekrar seçimine imkân verecek bir düzenin kurulmasi.
Anayasada önemli degisiklikler yapildi. 18 yasinda olanlara oy hakki tanindi. Hapishanelerde bulunanlara, yurtdisinda yasayanlara oy hakki tanindi. Mevcut seçmen kütükleri güncelligini yitirdi. TBMM’nin anayasa degisikliginden sonra yapmasi gereken ne idi:
– 18 yasina gelenleri kütüge kaydetmek ve güncelligini kaybeden kütükleri yenilemek için acele bir yazimi gerçeklestirmenin yolunu açmak.
– Hapishanelerde ve yurtdisinda bulunanlarin kütük yazim ve oy kullanma sekillerini belirlemek.
Bütün bunlar bugüne kadar yapilmadi…
Hem de “erken seçim, erken seçim” diye gürültü koparan partiler ortalikta dolanirken… Bunlar yapilmadan erken seçime gidilemeyecegi kimsenin aklina gelmedi.
Halbuki her partinin bu konularda kendine göre hazirliginin olmasi, her partinin kendine göre TBMM’ye sunulabilecek bir çalismasinin bulunmasi gerekirdi.
Yüksek Seçim Kurulu Baskani uyariyor:
– Bu konularda kanunlar çikmadan, kütükler yenilenmeden seçim yapilamaz. Yurtdisinda kaç konsolosluk oldugunu bile bilmiyoruz. Konsolosluklar kendi yörelerindeki vatandaslari nasil belirleyecek? Nasil kütük yazacak? Oy nasil kullanilacak? Bu konularda hiçbir çalisma yapilmadi.
Partilerde, Yüksek Seçim Kurulu’nda çalisma yok… Ya diger müesseselerde? Üniversitelerde? Arastirma Kuruluslarinda? Türkiye’de üniversitelerimizin, arastirma kuruluslarinin anayasa degisiklikleri, seçim sistemleri, demokratik müesseseler ve isleyisleri konularinda arastirmalari alternatif model önerileri olmasi gerekir. Böyle birsey yok.
Yumurta kapiya geldiginde, hemen bir komisyon kuruluyor… Bu islerde söz söyleyebilecek üç bes kisi bir araya geliyor. En fazla sesi çikan bastiriyor. Aceleden ne ortaya çikar ise, tartisilmadan kabul ediliyor.
Ya “koalisyon hükümeti programi?”… “Aman vakit geçmesin… Aman bu is bir an önce bitsin” telasf içinde, “su da olsun, bu da olsun, torba dolsun” misali, yaiâp-salap bir program…
“- Ver isçilere bir seyler de sesleri kesilsin… Abicim memuru da unutma… Köylüye de attir üç bes kurus… KIT zamlarini durdur… Döviz fiyatlarini sinirla… Fazla da uzatma!…”
Iste böylece bir kaç ay geçecek… Derken önümüze üzerine isimler yazilmis listeler konulacak… Seç seçebildigim… Ve de bunun adi demokrasi!.. Demokratik parlamenter rejim!..

 

Sende yorum yap