Hamasete devam edelim arkadaşlar!

, , Sende yorum yap

Hamasete devam edelim arkadaşlar!

Geçen hafta hükümet Afganistan’a (simdilik) 90 asker göndermeye karar verdi. Bu karar Türkiye’nin Afganistan’daki savasa girmesi demektir. Medyada hükümetin karari genelde olumlu karsilandi. Olumsuz yorumlar azinlikta kaldi. Savasa katilmamamiz gerektigini savunanlar “milli çikarlara ters davranis içinde” görüldü. Ilginç olan Türkiye’nin ekonomik sorunlari nedeniyle Afganistan’a asker göndermenin, krizden çikis için bir sans olarak degerlendirilmesidir. Asker gönderme tartismalarinda savasin insani, politik boyutlari unutularak, savasta ABD’nin yaninda olmanin Türkiye’ye getirecegi “finansal destek” abartilarak tartisildi. Asker gönderme karari ile ABD’ye bagliligini belirten Türkiye’nin kisa sürede 20 milyar dolarlik ek kaynaga kavusacagi “fisildandi.” Savasa girmenin ekonomiye etkisinin “hayal” disinda “gerçek” yönü gözden kaçti. Kaynak sikintisinda olan Türkiye’nin savas harcamalarina para ayirmak zorunda olacagi unutuldu. Disaridan kaynak bekleyen Türkiye’nin savasa girmis bir ülke olarak disaridan bekledigi ilgiyi göremeyecegi unutuldu. Türkiye’nin önce 90 asker göndererek savasa girmesinin, ileride ne yükler getirecegi ve Türkiye’nin ne süre ve ne boyutta savasta kalacagi hiç tartisilmadi. Melih Asik, Milliyet’teki kösesinde, “…Acaba baska bir çözüm var miydi sorusuyla vakit yitirmenin anlami yok. Tabii ahlaksiz bir popülizm yapmayacaksaniz veya bir avuç yobazin oyunu bu sayede aliriz hesabiyla seviyesizlesmeye kalkmayacaksiniz” seklindeki bir gazete yorumuna karsi sunlari yazdi: “Gazeteci, yazar, aydin hayati her aninda sorgulamakla yükümlüdür. Özellikle de savas zamanlarinda. Amerikali ünlü tarih profesörü Howard Zinn diyor ki: “Savas zamanlarinda gerçek yurtseverlik sürekli soru sormaktir.” Elbette savas tamtamlarini çalanlar gerçekleri gizleyecek, aykiri görüsleri kamuoyundan saklamak için her türlü sansürü deneyeceklerdir. Gazetecinin görevi iste bu aldatici perdeyi soru bombardimaniyla yirtmak degil midir? Amerika darbeyi yiyen ülke oldugu halde Amerika’nin profesörleri, aydinlari, yazarlari Bush yönetiminin kararlarini sürekli sorguluyor. Biz kendimize bu özgürlügü çok görüyoruz…Ne sadakat?” Çetin Altan ise, Sabah’taki kösesinde “Hamasete devam edelim arkadaslar” basligi ile, özelestiri yapacak yerde, savas çigirtkanligina gözü kapali soyunan medya mensuplarini elestirdi. Ve de sunlari yazdi: 1953’te Kore’ye gönderilen 4500 kisilik birligin “standart bir birlik” oldugunu ve eksildikçe tamamlanacagini yazdigim için, elime ilk kez kelepçe vurulmus ve askeri mahkemeye verilmistim. Sitki Yircali, Meclis kürsüsünden Kore’deki birligin “standart” oldugunu açikladi da, öyle kurtarabildik paçayi… Eger Türkiye gibi “makyaj ve görüntü çagdasi” ülkelerde, kaleminle geçinmek istiyorsan; “vur abaliya” olmamak için, hamaset edebiyatindan kopmayacaksin. Ittihatçilar, o tarihteki Berlin Genelkurmayi’nin; Türkler’e çok pahaliya malolmus olan askeri strateji ve taktiklerini kutsal bir tabu durumuna soktular. Onlarin ne objektif bir analizine, ne de tartisilmasina izin verdiler. Asiri “zayiat”i ise, okullarda da ezberletilen hamaset siirleriyle örtbas etmeyi yeglediler. Bugün de siirde hamaset modasi sürseydi, kolayindan “mebus” olma karsiliginda söyle seyler yazilacakti: Terörün pençesinde kivranan dost Afganli, Mehmetçik’le doguyor kurtulus güneslerin, Bundan sonra hayatin olacak özgür, sanli; Imdadina kosuyor süngüyle kardeslerin.

 

Sende yorum yap