Finans kesimi krize alıştı

, , Sende yorum yap

Spot, haftalik bir dergi. 16 haftadir yayinlaniyor. DÜNYA Gazetesi Grubu’na dahil bir yayin. Ekonomi agirlikli, politik haberlere de yer veriyor. Büyük boy 40 sayfa hazirlaniyor. Tanesi 50 bin liradan her hafta basi gazete bayilerinden, DÜNYA Gazetesi’nin bulundugu kanallardan temin edilebilmesi mümkün.
Içinde ilginç ve bol haber var. Ben sahsen 16’nci sayisini çok begendim. Hazirlayanlari kutlanm. Insallah böyle dolgun yayinlanir. Bu sayida Tütünbank Genel Müdürü, Maliye Bakanligi’Hazine Genel Müdürlügü’nden ayrilma eski bürokrat, yeni bankaci Gazi Erçel ile yapilmis bir söylesi var.
Gazi Erçel, finans kesiminin son hükümet krizi karsisindaki durmunu degerlendiriyor. Ilginç seyler söylüyor. Gazi Erçel’in söylesisinin ilginç bölümlerini aktarmak istiyorum:
Finans kesimi krize alisti degisime kisa sürede uyum sagliyor.
Genel olarak para piyasalanndaki gelismeler, bu sahada oynayan kisilerin bekledigi sekilde gidiyor. Bu oldukça sevindirici bir durum ve bunun çok önemli yararlan var. Biz yaz aylarinda, sonbahara kadar bir inis-çikis olmayacagini dünüsüyorduk. Nitekim Merkez Bankasi’nin aldigi son kararlar disinda herhangi bir inis çikis da olmadi. Su anda para piyasalannda hükümetin kurulmasiyla ilgili gelismeler hakim. Bence geçirdigimiz bu süreç, demoratik rejimin kurallari çerçevesinde normaldir. Finans kesimi de buna çok aliskin. Dogrusu su ki, para piyasalari politik gelismeler karsisinda dinamiklerini hemen çalistiriyor, hemen uyum sagliyor. “Hükümet nasil olsa kurulacak” diye düsünüldügünden, piyasada bir inis-çikis olmuyor.
Finans kesimi ancak çok ani alinan kararlar ve olaylar karsisinda dinamiklerini çalistiramiyor. Bu da vade yapisinin çok kisa olmasindan kaynaklaniyor. Yani hem borç-verenler, hem borçlananlar arasinda, borsa da dahil olmak üzere vade kavrami son derece kisa. Bu kisa vadelerde dinamikler beklenmeyen sekilde oynamaya basliyor.
6 Eylül 1995 soku unutuldu gitti
6 Eylül 1995 tarihinde çok önemli kararlar alindi. Bu kararlar karsisinda piyasada dinamikler karisti. Herkes “ne yapacagiz?” demeye basladi. Hükümetin istifasi da ani oldu ama buna ragmen piyasayi o kadar etkilemedi. Bu da sunu gösteriyor; Türkiye’de özellikle ekonomi yönetiminin bu türden kararlan alirken, piyasanin dinamiklerini de hesaba katmalari, gözönünde tutmalari gerekli. Piyasanin bu konuya çok hassas oldugunun bilinmesi lazim.
Faiz politikasi ile ekonomiye yön vermek imkânsiz hale geldi
Faizin yüksek olmasi veya düsük olmasi Türkiye gibi bir ekonomide sizin para politikanizin siki veya gevsek oldugunu göstermiyor ki. Faiz yüksek olsa ne olacak, düsük olsa ne olacak. O çok kisa olan geçisken bir gün ona, bir gün buna gidiyor. Normal ekonomide dediginiz dogru, yüksek faiz siki para politikasini gösterir. Ama Türkiye’de böyle degil. O zaman yüksek reel faiz diye adlandirmaniz gerekiyor. Yüksek reel faiz gösteriyor mu? Bir aralar çok yüksek reel faiz orani vardi. Overnight zaten bir faiz degil. Faizlerin yüksekligini, düsüklügünü göstermiyor. Bir gösterge devletin Hazine bonosu ve tahvillerin faizleri. Onlar bir ölçüde yansitiyor reel faizin fazlaligini veya azligini. Öyle bir globallesme sürecindeyiz ki yalniz yurtiçindeki olaylara bakamiyorsunuz. Disardan gelen etkiler de var, faizle küçük bir oynama ödemeler dengesindeki sermaye hareketlerini etkilemeye basliyor. Yalniz basiniza hareket edemiyorsunuz. Dolayisiyla faizlerle siki para politikasini ölçmemek lazim. Siki para politikasi sizin toplam para arzinizin artisiyla iliskili bir olaydir. Merkez Bankasi’nin almis oldugu kararlarda genelde ödemeler dengesi ile olan iliskiler daha belirgin.
Türkiye banka sisteminin kaynaklarini kamu emiyor
Türk bankacilik sisteminin yüzde 50’si kamunun. Buna üç-dört büyük banka eklendiginde sistemin yüzde 85’i olusuyor. 20 yabanci banka ise ancak yüzde 3’lük bir paya sahip. Dolayisiyla sistemin dinamizmini getiren, bu bankalarin disinda kalan 25-30 banka. Bunlar da yüzde 10-15 ‘lik bir payla sistemin içinde yer aliyor. Nereden bakarsaniz bakin, devlet agirliginin fazla oldugu oligopolis-tik bir yapiyi sergiliyor bu görüntü. Onun ötesinde kamunun finansman ihtiyaci ve mali piyasanin derinlesmemesi seklinde bir üçgen ortaya çikiyor. Yani üçgenin bir kenari sistemin oligopolistik yapisi, bir kenari kamu bankalarinin üstündeki yükün kaynaklarinin kullanimindan fazla olmasi diger bir kenari da mali sistemin derinliginin olmamasi, yani elinizdeki toplam paranin GSMH’ya oranin düsük olmasi seklinde bir üçgen. Aslinda bunun yanina bir de faiz, döviz borsa “seytan” üçgenini koydugunuz zaman biri yapisal, digeri piyasasal iki üçgenle karsilasiyorsunuz. Türk mali sistmini etkinlestirmek için bu iki üçgeni mutlak surette yerine oturtmaniz lazim.
Gazi Erçel’in finans kesiminin ekonomideki dalgalanmalar karsisindaki durumu ile ilgili görüslerini yukarida özetledim. Tekrar ediyorum, Spot’da çok ilginç baska yazilar da var. Örnegin Nobel Iktisat Ödülü’nü alan Robert E. Lucas tanitiliyor. Ve bu arada ögreniyoruz ki, SPK Baskani Ali Ihsan Karacan 15 Haziran 1994 tarihinde, bir yil önce Nobel alabilecek iktisatçilar ve çalismalarindan söze-den bir yazisi DÜNYA’da yayinlanmis. Bu yazisinda Ali Ihsan Karacan, 1995 Nobel’inin Lucas’a verilebilecegini belirtmis…
Henüz görmediyseniz, bu Spot’u görünüz. Bu haftaki Spot’u okuyunuz… Tiryakisi olacaksiniz.
Hazirlanmasinda emegi geçenleri kutlarim.

 

Sende yorum yap