Ecevit on üzerinden on diyorsa doğrudur

, , Sende yorum yap

Ecevit on üzerinden on diyorsa doğrudur

Sayin Ecevit ABD gezisini “on üzerinden on” notu ile degerlendirdi. Sayin Ecevit’in ABD gezisi içeride estirilen iyimserlik rüzgarlarinin güçlenmesine ve sürmesine yol açti. Medya, görsel, yazili ve sözlü kanallardan Sayin Ecevit’in gezisini “cilalayip cilalayip” Türk kamuoyuna sundu. Türk insani kendi dünyasinda, kendi kurgulariyla yasadigindan, dünyanin kendi etrafinda döndügünü sanmayi sürdürüyor. Hayal içinde yasiyor. Günümüzde devlet adamlari, cumhurbaskanlari, basbakanlar, bakanlar, parti baskanlari zamanlarinin büyük bölümünü baska ülkelerdeki meslektaslari ile birlikte geçiriyor. Devamli seyahat ediyor. Devamli bulusuyor. Konusuyor. Bu seyahatlar, bu bulusmalar, bu konusmalar kendi ülkelerinde haber bile olmuyor. Devlet adamliginin olagan sorumluluklari arasinda sayiliyor. Bizde devlet adamlari dil bilmediklerinden, baska ülkelere çok az seyahat ettiklerinden, baska ülkelerin devlet adamlariyla çok az temas ettiklerinden, iliski kurmakta ve gelistirmekte tecrübe sahibi olamadiklarindan, bir seyahat, bir temas önemli olay oluyor. Nasil eski yillarda “Cumhurbaskanimiz ve beraberindeki heyet Istanbul’a tesrif etmislerdir” haberi önemli haber sayiliyor idi ise, günümüzde de bir basbakanin ABD’ye gidip gelmesi önemli haber oluyor. Her medya kurulusu bir-üç-bes-yedi-dokuz görevli ile basbakanin seyahatini izleyip Türkiye’ye aktarmayi görev biliyor. Iyi de sonuç nedir? Sonuçta ne basari var, ne basarisizlik!.. Çünkü bu tür seyahatlarde ve temaslarda kimse bir sey alip veremez. Bunlar olagan temaslardir. Basbakanimiz’in ABD Baskani ile kisa süre de olsa karsilikli görüsme yapmasi iyi bir seydir. Bu tür kisisel temaslar yakinlik yaratir. Yöneticilerin birbirlerini tanimalari iki ülke arasindaki iliskilerde sorunlarin çözümünü kolaylastirir. Okay Gönensin, Sabah’taki kösesinde Sayin Ecevit’in ve daha önceki basbakanlarin Amerika gezilerini degerlendirerek, sunlari yazdi: Türk üst düzey yöneticilerinin Amerika gezilerinin bir tarafinda hep içeriye dönük mesajlar olmustur, diger yaninda da ekonomik sorunlar. Celal Bayar’in ilk “Cumhurbaskani” gezisi, neredeyse tümüyle “içeriye dönük”tü. Bayar’a gösterilen olaganüstü karsilama ve agirlama Türkiye’nin iç konusu olarak konusuldu. Adnan Menderes, basbakan olarak 1959’da Amerika’ya gittiginde ise amaç büyük ölçüde “ekonomik” idi. Menderes 500 milyon dolarlik bir yardim istiyordu ve eli bos döndü. Bu hayal kirikliginin ardindan dis politikada yeni manevralara girebilecegi izlenimi veren girisimlerde bulundu, bunlari gerçeklestirmeye zamani olmadi, 27 Mayis askeri darbesiyle devrildi. Ismet Inönü’nün 1960 sonrasi koalisyon hükümeti basbakani olarak yaptigi gezi de bir garip oldu. Çünkü Inönü, Amerika’ya ulastigi sirada Meclis’te bir gensoruyla devrildi. 1971 askeri müdahalesinin ardindan basbakan olan Nihat Erim’in “verdigi” söz, hashas ekimi yasagini Amerika’nin istedigi gibi uygulamak oldu ve bu söz yerine getirildi. 1978’de Ecevit, basbakan olarak Amerika’dayken, Ankara’da Enerji Bakani Deniz Baykal, Atas Rafinerisi’ni devletlestirecegini açikladi, ortalik karisti. Bu arada bir de Ecevit’e suikast girisimi oldu. Tansu Çiller’in “Amerika Baskani yakinim olur ve beni desteklemektedir” mesajini yayma faaliyetlerinden önce gerçek anlamda “is” gezisi yapan Turgut Özal’in tarzi, birbirine tamamen ters iki gezi anlayisi olarak ortaya çikti. Basbakan Ecevit’in dün tamamlanan Amerika gezisi öncesinde “içerde” yayilan önemli bir beklenti, ekonomik konularda ortaya çikti. Bu beklentinin özü Amerika’dan yeni ekonomik kaynaklar, mali destekler, ek yardimlar saglanacagi yönündeydi. Dogrusu “resmi” düzeyde böyle bir beklenti yaratacak açiklamalar yapilmadi, ama yine de kamuoyuna bu yönde bir kanaat yayildi. Amerika Birlesik Devletleri tarafinda ise tavir çok açikti ve tekrarlandi: Uluslararasi Para Fonu’nun Türkiye’ye sagladigi büyük destegin arkasinda Washington vardir ve Türkiye bu alandaki uygulamalarina ayni sekilde, IMF ile anlasmalarina uyarak devam etmelidir. Ecevit’in Amerika gezisinin en somut ve açik sonucu Türkiye’nin laik bir demokrasi olarak, bölgesinde ve dünyada
hayal kirikligi Amerikan basininin bizim büyüklerimize hiç ilgi göstermemesi, gazetelerde, televizyonlarda çok küçük birkaç haber disinda hiçbir yanki bulamamasi nedeniyle yasanirdi. Sadece Özal’in bu konuda bir fark yarattigi hatirlanmalidir.

 

Sende yorum yap