Disponibilite, sayılan hazine kâğıtlarının vadesinin uzatılması ne demektir?

, , Sende yorum yap

“…Disponibiliteye kabul edilen devlet iç borçlanma senetlerinin ortalama vadelerinin uzatilmasi konusunda Tansu Çillerin emirlerine uymayan Rüsdü Saraçoglu istifanin esiginden döndü…”
***
Türkiye’de 58 milyon insan yasiyor… Su veya bu sekilde bu insanlar Tansu Çiller ile Rüsdü Saraçoglu’nun ismini duydular… “Disponibilite nedir? Disponibiliteye kabul edilen devlet iç borçlanma senedi nedir?. Bu senetlerin vadesi neden uzar, neden kisalir? Tansu Çiller bunlarin vadesini uzatip da ne yapacak? Rüsdü Saraçoglu neden Tansu Çiller’in emirlerini dinlemiyor?” Bunlari 58 milyon insan bilemez ki….
Bunlari ekonomi okuyanlar, is âleminin içindekiler bile bilmeyebilir. Çünkü bunlar teknik konular…
Ama ne yaparsiniz ki, son yillarda Türkiye’de bir adet çikti… Her bürokrat çamasirini kapinin önünde yikayip, caddeye asiyor. Sonra i da kapinin önüne çikip biribiriyle kavga ediyor… Is orada kalsa iyi… Kavgadan sonra taraflar kapi kapi dolasip, “—Ben ona sunu söyledim, o bana bunu söyledi!…” yedi mahalleye “durumu arz” ediyorlar…
***
Her hafta yeni bir kavga… Her hafta yeni bir heyecan… Otuz alti kisim film… Tekmili birden degil, kisim kisim sinemalarimizda gösteriliyor…
Filmin geçen haftaki bölümü “Disponibilite sayilan hazine kâgitlarinin vadesinin azaltilmasi kavgasi” idi…
Ben burada konuya yabanci okuyucularima, filmde sik sik tekrarlanan “deyimlerin ne anlama geldigini”, filmin kurgusunu, olgusunu kisaca özetleyeyim ki, neler olup, neler bittigini anlasinlar, filmin sonunda aglamak mi gerekir, gülmek mi gerekir bilsinler…
Disponibilite Ne Demektir?
Bankalar halktan topladiklari mevduatin, yükümlülüklerinin tamamini bir yerlere baglar, kredi olarak kullandirirlar ise, kasalarinda para kalmaz… Mevduat sahipleri para talep ettiginde, bunu ödemek için para bulamazlar.
Iste bunu önlemek için bankalarin topladiklari mevduatin bir kismini hemen paraya çevrilebilecek degerlere yatirmalari veya kasalarinda nakit olarak saklamalari zorunlulugu getirilmistir.
Buna bankalarin “disponibilite” mükellefiyeti denir.
Disponibilite, sadece bankalara para yatiranlarin, istediklerinde nakit bulabilmelerinin güvencesi degildir. Ayni zamanda bir “para politikasi” aracidir.
Disponibilite oranini Merkez Bankasi belirler. Disponibl degerlerin, (hemen nakde çevrilebilecek veya nakit degerlerin) nasil saklanacagini Merkez Bankasi ilan eder.
Örnegin Türkiye’de su anda bankalarin disponibilite mükellefiyeti % 35’tir. Bunun anlami, bankalarin topladiklari 100 liralik mevduatin 35 lirasini “disponibl degerlere” baglamak zorunda olmalaridir.
Merkez Bankasi bu 35 liranin dagilimi için de zorunluluk getirmistir:
(1) 3 lirasini bankalar kasalarinda nakit olarak saklayacaklardir.
(2) 2 lirasini Merkez Bankasi’ndaki serbest tevdiat hesaplarina yatiracaklardir.
(3) 30 lirasi ile de Hazine bonosu veya devlet tahvili alacaklardir. Ve de satin alacaklari bono ve tahvillerin ortalama olarak vadeleri 210 günden az olmayacaktir.
Merkez Bankasi Için Disponibilite Neden Önemlidir?
Disponibilitenin ayni zamanda bir para politikasi araci oldugunu belirtmistim. Bakiniz bu araci kullanarak Merkez Bankasi neler yapar: .- (1) Disponibilite oranini °/o 10’a indirirse, bankalar kasalarina giren her 100 liranin 90 lirasini kullanabilir. (Burada anlatimi basitlestirmek için kanuni karsiliklardan söz etmiyorum. Gerçekte disponi-biliteye ek olarak bir de kanuni karsilik ayirma zorunlulugu oldugundan, bankanin serbestçe kullanacagi miktar daha da azalir.)
Disponibilite oranini Merkez Bankasi % 10’dan % 40’a çikarinca, bankalar 90 lira yerine sadece 60 liraya tasarruf etme durumuna düser.
Açik anlatimiyla Merkez Bankasi “disponibilite”yi azaltip çogaltarak piyasayi daraltir veya açar…
(2) Merkez Bankasi “disponibilite”ye ayrilan miktarin ne kadari-
nin, “Hazine bonosu ve devlet tahviline yatirilacagini belirleyerek, kamu finansmanina kapi açar. Örnegin % 35 disponibilite zorunlulugunda 30 puanlik bono ve tahvil alimi baska talep yaratir, 10 puanlik bono ve tahvil alimi daha dar bir talep yaratir.
(3) Merkez Bankasi, bankalarin disponibil degerlerini baglayacaklari Hazine bonosu ve tahvili için ortalama vade zorunlulugu getirince, bankalarin elini kolunu baglar. Ortalama vade uzadikça bankalarin likiditesi azalir. Ama daha önemlisi bankalarin bono ve tahvil taleplerinin kisa vadeli bono ve tahvilden uzun vadeli bono ve tahvile yönelmesi saglanabilir.
(4) Merkez Bankasi’nin bankalarin bono ve tahviller için getirdigi ortalama vade zorunlulugu 210 günlük iken, örnegin 280 güne çikarilir ise, bankalar bu zorunluluga uymak için uzun vadeli Hazine bonosu ve devlet tahvili almak üzere Hazine’nin kapisinda kuyruk olurlar. Böylece Hazine hem bono tahvil satar, hem faizlerini istedigi gibi belirler ve hem de vade yapisini degistirmis olur.
Hazine Kâgitlarinin Vadesini Neden Uzatmak Istiyorlar?
Tansu Çiller, Merkez Bankasi’ndan ortalama 210 günlük vade sartini, 280 güne çikarmasini istiyor.
(1) Hazine’nin 17 Mart 1993 tarihinde 26 trilyon lira itfa ödemesi var. 15 Mart 1993’te maas ödemeleri yar. Bayramdan önce ücret ödemeleri var. Hazine nakit sikintisi içinde.
(2) 3 Mart 1993 tarihinde yapilan Hazine bonosu ve tahvil ihalesinde uygulama hatasi yapildi. Faiz düsürme telasinda 7.5 milyar liralik teklif varken, sadece 38 milyar lira para toplanabildi. Halbuki uygun faizlerle Hazine’nin 6 trilyon borçlanma imkâni vardi.
(3) Simdi Tansu Çiller’in arayisi, disponibiliteye sayilan bono ve tahvillerin ortalama vadesini 210 günden 280 güne çikararak bankalari uzun vadeli ilave bono ve tahvil almaya zorlamak.
(4) Bankalar zorlaninca, Hazine hem daha çok borçlanacak, hem de faizi istedigi gibi ayarlayabilecek. (Ama bu bir kere kullanilabilecek bir yol… Baska anlatim ile, tek atimlik barut…)
Merkez Bankasi Vade Uzatimina Neden Karsi? Merkez Bankasi, Tansu Çiller’in önerilerine karsi geliyor. Merkez Bankasinin gerekçeleri sunlar:
(1) Bankalarin bono ve tahvile bagli disponibil degerlerinin vadesini uzatmak, bankalari serbest talebi olmayan uzun vadeli borç yükü altina sokar. Portföyün ortalama geliri düser. Bankalar uzun vadeli, ortalama geliri düsük kâgitlari almaya zorlaninca, kisa vadeli kâgitlara bagladiklari paranin gelirini yükseltme arayisina yönelir. Bunun sonucunda dövize talep patlar.
(2) Hazine bonosu ve devlet tahvilini disponibilite baglamada kullanmanin da bir sinirin vardir. Son zamanlarda, mecburi ve serbest olarak bankalarin bono ve tahvile bagladiklari paralar anormal boyutlara çikmistir. 1993 yili basinda bankalarin disponibilite için tahvil ve bonoya bagladiklari para 50 trilyon lira, serbest porföyleri için bagladiklari para 40 trilyon liradir.
(3) Tansu Çiller’in düsündügü seyin yapilmasi imkânsizdir. Vade uzatilarak bono ve tahvile ek talep yaratmak, bu ek talebi düsük faizli satislarla karsilayip para toplamak, 3 Mart 1993 tarihli ihalede yapilan hatayi telafi edip açigi kapamak hayaldir.
Kaldi ki, Tansu Çiller’in bilemedigi birsey var… Ortalama vade 280 güne çikarilsin isteniliyor. Halbuki, 26 Subat 1993 tarihi itibariyle bankalarin ellerinde tuttuklari Hazine kâgitlarinin ortalama vadesi 431 gündür.
Suçlu Kim? Kim Hakli-Kim Haksiz?
Ekonomiden sorumlu kisilerin, kuruluslarin, bakanliklarin, bakanlarin alternatif politikalar gelistirmeleri çok iyi birseydir. Saglikli bir-seydir. Ekonomi politikalarini belirlemekten sorumlu kurum ve kisi bu alternatif politikalari degerlendirir, birini seçer, uygulamaya koyar… O politika ülkenin ana politikasi olur…
Alternatif politikalarla ilgili tartismalar gazete sütunlarinda, TV ekranlarinda yapilmaz… Bu alternatif politikalarin sahipleri herkesin gözü önünde güres tutamaz… Güreste güçlü olan ve karsisindakinin sirtini, yere getirenin degil, ülke yararina en iyi politikayi gelistirenin hazirliklari uygulamaya esas olur.
Ekonomide tek baslilik demek, tek bir kisinin “dedigim dedik” diyerek “kendi bildigi gibi” ekonomiyi yönetmesi demek degildir. En dogru politikalarin olusmasinda uygulamaya konulmasinda ve koordinasyonunda birligi-bütünlügü korumaktir.
Tansu Çiller ile Rüsdü Saraçoglu arasinda görüs farki olmasi normaldir. Normal olmayan bu farkli görüslerin ortalikta tartisilmasi, kavga seklinde ortaya konulmasidir… Farkli görüsler, “Mutfakta tartisilip neticeye baglansa” ve de neye karar verilmis ise “hükümet politikasi” olarak o uygulamaya konulsa idi, daha dogru olur. Taraflar ve de kurumlar yipranmazdi.

 

Sende yorum yap