Canevi’nin Başkanlığı

, , Sende yorum yap

YAVUZ Canevi Merkez Bankası Başkanlığı’na atanmıştır.

1939 yılında doğan ve 1960 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olan Yavuz Canevi, 1966 yılına kadar Maliye Bakanlığı’nda Maliye Müfettişi olarak görev yapmıştır. 1978 yılında Merkez Bankası’na Kambiyo Genel Müdürü olarak atanmıştır. Merkez Bankasında iki yıl boyunca çalışmaları özellikle yurt dışında ilgi ve takdir uyandırmıştır. Bu nedenle, 1981 yılında bu kere Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildiği Londra'da yapılmakta olan bir borç erteleme toplantısında yabancı bankacılara açıklandığında, bu haber toplantıya katılan tüm yabancı banka temsilcilerince alkışla karşılanmıştır Yavuz Canevi ciddi çalışmalarıyla sadece yabancı bankacıların ve uluslararası finansman kuruluşları temsilcilerinin takdirini toplamakta kalmamış, yurt içinde de gerek banka çevrelerinde ve gerekse Merkez Bankası ile ilişkisi olan is çevrelerinde iyi bir isim yapmış olan kişidir.

YAVUZ Canevi'nin Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilmesi değişik açılardan önem taşımaktadır. Her şeyden önce, Merkez Bankası’nın bünyesinden, konuyu bankayı ve sistemi bilen bir kişinin başkanlığa getirilmesi önem taşımaktadır. Yeni başkanın yetenekleri ve yurt dışındaki iyi ilişkileri de tayinin isabetini teyit eden hususlardır.

MERKEZ Bankası ekonominin en önemli kurumlarından ye, Merkez Bankası Başkanlığı’mda ekonomi yönetiminde en önemli görevlerden biridir. Bugünkü Merkez Bankası Kanunu, ekonominin yönlendirilmesi konusunda bankaya çok ağır sorumluluklar yüklemiştir. Merkez Bankası Başkanlığı görevini üstlenen kişi, bu kanuna dayalı olarak görevini tam olarak yapar, yetkilerini tam olarak kullanır ise, ekonominin yönlendirilmesinde en etkili kişi olabilme imkânına sahiptir. Ayni şekilde kanun çerçevesinde Merkez Bankası’nın ekonominin en etkin kurumu seklinde teşkilatlandırılması ve mevcut teşkilatının güçlendirilmesi de mümkündür.

NE yazık ki, Merkez Bankası Kanununu ‘nün yürürlüğe girdiğinden bu yana yöneticiler, kanunun verdiği görevleri tam olarak yerine getirme ve imkânları ve yetkileri tam olarak kullanma çabasında olmamıştır. Tersine banka zamanla Maliye Bakanlığı’nın bir yan kurulusu haline gelerek, ekonomide etkinliğini yitirme sürecine girmiştir. Merkez Bankası’nın kamu düzeni içinde, kendi biçimsizliğini ilan ederek, hükümetlere; ters uygulamalar içine girmesi düşünülemez. Hükümetlerin icraatlarını güçleştirecek zıtlaşmalara gitmesi ve ters politikalar geliştirmesi normal değildir. Normal olan, Merkez Bankası’nın kurum olarak şahsiyetini koruması, bilgi ve tecrübe birikimine dayalı biçimde hükümete yardımcı uygulamaları yürütmesidir. Hükümetin veya Maliye Bakanlığı’nın her uygulamasına formül hazırlayan ve bu uygulamalar için gerekli finansmanı temin etmeye çalışan bir kredi mekanizmasını, Merkez Bankası olarak adlandırmaya imkân yoktur.

Türkiye’nin giderek dışa açılmasına paralel olarak Merkez Bankası’nın dış finansman kuruluşlarıyla ilişkisinin önemi de artmaktadır. Merkez Bankası Başkanlarının konularını bilen, dış dünyayı tanıyan, aktif kişiler olması, sadece Bankanın prestiji açısından değil, ülkenin dış finansman sorunlarının çözümü bakımından da önem taşımaktadır. Kaldı ki, uluslararası "finansman çevrelerinde devamlılık, kişilerin birebirlerini tanımaları, kişilerin güven duygusu yaratmaları, saygınlık kazanmaları kişilikleri yönlendiren temel faktörlerdir. Yeni Başkanın bu konulardaki avantajı, çalışmalarını kolaylaştıracak

HÜKÜMET, Merkez Bankası Başkanlığı için, mevcut adaylar arasından en isabetli seçimi yapmıştır. Bundan sonra hükümete düsen görev, Merkez Bankasının Kanunu'nda yazılı yönde kurumlaşmasına imkân verecek çalışmaları desteklemek, bankanın hükümete her istediğini yerine getirecek bir finansman kurumu olarak değil de, ülke yararına, en iyi para-kredi politikalarını geliştirecek bir kurum olarak güçlenmesini teşvik etmektir. Yeni başkan ise bu yöndeki uygulamalarında sağlattığı basari ölçüsünde alkış toplayacaktır.

 

Sende yorum yap