Bankasını dövmeyen ekonomisini döver

, , Sende yorum yap

Türkiye’de banka sisteminde hastalik var. Hastalik sadece özel kesimde degil. Esas hasta olan, toplam sistemin yansini olusturan kamu bankalari.
Hastalik uzun süredir biliniyor. Fakat kimse tedaviye cesaret edemiyor. Çünkü ameliyat için yaranin açilmasi halinde, ne ile karsilasilacaginin biljn-memesi nedeniyle herkes korkuyor.
Korkunun ecele faydasi olmadigi için, hastalik gün geçtikçe yayiliyor. Normal zamanlarda belli riskleri göze alarak yapilacak tedavi, kriz anlannda pahali faturalar ortaya çikanyor.
Genel bir korku var: Aman bu konu hassas bir konudur. Tartismayalim. Aman bu konu hassas bir konudur. Sisteme müdahale etmeyelim.
Tartismanin ve müdahale etmemenin sonucu denetimsiz kalan, hatalan cezalandirilmayan, hastaligi görmemezlikten gelen sistem giderek sorunlu hale geliyor.
Bir yerden ise girismek gerekir.
Ege Cansen’in Hürriyet’teki sütununda “Bankasini dövmeyen, ekonomisini döver” basligi ile güzel bir yazisi yayinlanmisti.
Interbank krizinden önce yazilan bu yazinin belli bölümü su anda daha da önem kazandi. Sayin okuyucularima Ege Cansen’in yazdiklarinin bir bölümünü aktarmak istiyorum.
Ege Cansen diyor ki,
Ahmet Dalli, bugünkü bankacilik tekniklerinin pek çogunu bilmiyordu. Hatta belki de devrine göre de en avangart bankaci degildi. Ama, o bir seyi biliyordu. Banka, bir ticarethane degildir. Banka, tüccar-sanayici kafasiyla yönetilemez.
Izninizle bu sözü açayim. Ticarethaneler (yani sanayi ve ticaretle ugrasan küçüklü, büyüklü isletmeler) ödünç para kullanirlar. Ödünç parayi da esas olarak bankalardan alirlar. Ticarethaneler, ödünç parayi alirken bankaci denilen profesyonellere, kendilerini begendirmek zorundadir. Yoksa, para alamazlar. Kendilerini begendirmek için, bilançolarini verirler. Gerekirse, malvarliklarini ipotek ederler. Icabinda patronlarinin kefaletini sunarlar. Mallarini rehnederler. Kisaca aldiklan ödünç parayi, faiziliyle geri ödeyeceklerine, bankacilari ikna ederler. Alabilecekleri azami ödünç de en çok sermayeleri kadardir. Buna mukabil bankalar, halktan mevduat toplarken, yani ödünç alirken, karsiliginda basit bir cüzdandan baska birsey vermezler. Üstelik, karsilannda pratik olarak hiçbir mali tecrübesi olmayan masum ve parasini alamazsa bankayi icra veya iflasla sikistiramayacak güçsüz insanlar vardir. Üstelik bankalar, sermayelerinin en az sekiz kati halktan para toplayabilir.
Bu asimetrik iliskinin yarattigi sakincalan gidermenin iki yolu vardir:
1. Bankalar, çok kati kurallara bagli olarak ve kamunun siki denetimi altinda çalisir. Amaç, halkin parasini korumak. Emanete ihanete izin, vermemektir.
2 Banka yönetimiyle, hatta daha da kesin bir çare olarak, banka sahipligi ile ticarethane sahipligini birbirinden tamamen ayirtilir. Banka kesinlikte ödünç veren halkla ödünç alan ticarethane arasinda “tarafsiz” olmak mecburiyetindedir.
Ülkemiz bankaciligi, her iki bakimdan da fevkalade sakat bir durumdadir. Üstelik mevduata yüzde 100 devlet güvencesi verilmistir. Durum her türlü halti yemege tamamen açiktir. Türkiye’nin basina bir ekonomik bela geleceste, her seyden önce bu tarz bir bankaciliga izin verdigi için gelecektir. Simdi yapilmasi gereken, bu sektörü, is isten geçmeden, kimsenin gözünün yasina bakmadan ve özellikle es dost kollamadan masaya yatinp ameliyat etmektir.

 

Sende yorum yap