AET’ye müracaat koruma sorununu neden gündeme getirdi?

, , Sende yorum yap

Türkiye’de bugüne kadar, tarimin, sanayiin dis rekabete karsi korunmasi ile ilgili uygulamalar, “Hükümetlerin ekonomik po litikalari çerçevesinde degisebiliyordu”.
Bundan sonra, Türkiye’nin uzun süreli bir “koruma stratejisi” belirlemesi gerekeceginden, koruma konusunun her yönüyle göz den geçirilmesi “milli bir politika” haline getirilmesi zorunlulugu var dir.
Türkiye’de koruma politikalarini belirleyen “yillik tedbirler paketi” ithalat rejimleridir.
ithalat rejimleri “iç pazari” dis rekabete açan veya kapayan ana mekanizmayi teskil eder.
1980 yilindan buyana yayinlanan “ithalat rejimleri” önemli ye nilikler getirmektedir.
Piyasa ekonomsinde esas olan “tam rekabet sartlarinin tesisi dir”. Tam rekabet sartlari, iç ve dis piyasada mal ve hizmet akimi ni önleyecek hertürlü engellerin bertaraf edilmesini gerektirir.
Tam rekabet kosullarina en fazla uydugu söylenen ülkeler bile, iç pazarlarini belli sekillerde “korurlar”.
Koruma degisik nedenlere dayanir:
– Ulusal sanayiin kurulmasi, yasamasi, gelismesi için koruma tedbirleri alinir.
– Kit olan döviz kaynaklarinin “eriyip gitmemesi” için koruma tedbirleri alinir.
– Tüketicinin himayesi için koruma tedbirleri alinir. Türkiye’de 1980 yilina kadar ithalat:
– Lisansa baglanarak
– Lisansla yapilan ithalata ise gümrük vergisi yükü getirilerek korunmaya çalisilmistir.
Bu korumanin amaci ise:
– Kit döviz ile ülkeye sadece zorunlu ihtiyaç maddelerin girme sini saglamak.
– Hazineye gelir saglamak,
– Kurulmaktaolan sanayii himaye etmek idi.
Planli dönemde “sanayi hareketi tesvik edilirken”, “it hal ikamesine öncelik verilmis”, tir.
ithal ikamesi politikasinin tabii bir sonucu da “koruma” idi.
1980 öncesi dönemin “agir döviz sorunu” her ne sekilde olur sa olsun “ithal serbestisine” imkan vermiyecek ciddiyetde idi. Çoksey, 24 Ocak 1980 kararlariyla degismistir.
Türkiye’de döviz dengesi saglandiktan sonra, “ithal ikamesi” po litikasi yerine “ihracati tesviki konusu öncelik almistir.”
Ihracat demek, “dünya kalitesinde, dünya fiyatinda mal ve hizmet üretip satabilmek” demektir.
Ancak burada önemli bazi faktörleri unutmamak gerekir: (1) Bugün “çokuluslu sirketler”den “uluslarüstü sirketlere dönüsüm” gerçeklesmistir. Bir sirket, sermayeyi en ucuz buldugu ülkeden almakta, alt yapisi en müsait ülkede yatirim yapmakta, en üstün teknolojiye sahip ülkeden makineyi temin edip, en ucuz isçiyi çalistirmakta, dünya pazarindaki toplam talebin büyük kis mini hedef alarak, en ekonomik hacimda mali üretebilmektedir.
Türkiye’de (nisbi olarak) daha fakir alt yapi kosullarin da, daha pahali maliyet ve daha düsük imkanlarla kuru lan, küçük boyutlu isletmelerde elde edilecek ürünlerin çokuluslu veya uluslarüsttt sirketlerin” ürünleriyle dün ya pazarinda “kalite ve fiyat rekabetine” kisa sürede gir- mesinin imkansizligi ortadadir.
‘ (2) Türkiye pazan, “doyma noktasinin çok altinda ve kisa sürede patlama potansiyeline sahip bir pazardir”. Çoku luslu veya uluslararasi firmalar bir pazara girerken “mali yetin altinda fiyat uygulama sansina sahiptir.” Böylece mil li sanayiin kurulmasini önleyerek veya kurulmuslari tas fiye ederek, pazar hakimiyetini sagladiktan sonra, fiyat ayarlama gününe erisebilirler.
Yeni sanayilesmekte olan ülkedeki ne milli yapi ne sektörel yapi ve ne de firma yapisi bu imkanlarla bogusacak büyüklükte olamaz. ,
(3) Bugün sanayilesmis ve gelir imkanlari üst düzeyde ki ülkelerde bile (belli sektörleri), (belli üretim dallarini) yasatmak, bu dallardaki (istihdami sürdürmek) için, özel koruma tedbirleri uygulanmaktadir.

 

Sende yorum yap