1991, BİR BAŞKA “ÖZAL’LI DÖNEMİN SONU”

, , Sende yorum yap

(Turgut Özal, Türkiye ‘yi bugüne kadar dört farkli dönemde etkiledi:
(1) Devlet Planlama Teskilati Müstesari olarak 1966-1971 döneminde,
(2) Süleyman Demlrel’in, Basbakanlik Müstesari olarak 1970’li yillarin sonunda,
(3) Askeri hükümetin etkin adami olarak 1980’li yillarin basinda,
(4) ANAP’in kurucusu ve baskani olarak 1983-1991 döneminde,
Dikkat ediniz, her dört dönemde, “Turgut Özal’-in bir daha dönüs sansi görünmeyecek biçimde” kapanmistir…
Ama Turgut Özal 3 kere gitmis 4 kere gelmistir. Nasil ki, Süleyman Demire! 6 kere gidip 7 kere geldigini söylüyor ise. .
Turgut Özal 4 kere gittikten sonra.5’inci defa gelebilir mi? Muhtemeldir… Çok muhtemeldir ki, Turgut Özal, cumhurbaskanligi koltugundan necek, ANAP’in basina geçecek, önümüzdeki seçimde tekrar “gelecek’-‘tir,
Özal’li dönemlerin sonuncusu, 1991 yilinda kapanan “dördüncü dönem” önemli bir dönemdir.
Bu dönemde Turgut Özal öncekilerden daha farkli biçimde daha güçlü biçimde Türkiye’yi “silkelemistir”… Bu silkeleme “iyiyi-daha iyiyi arayisa dönük bir silkeleme’ ‘dir…
Ben, 1992’de yeni bir dönem baslarken, “Özal’li dönemlerin sonuncusunu’ ‘toplu bir degerlendirme yapmanin yararina inaniyorum.)
Özal Gerçegi
iki binli yillara dogru Türkiye’de “on yil” Özalfirtinasi esti. Özal kisa sürede “cesaretle” birçok araci denedi.
Bilerek denedi. Bilmeden denedi.
Arayisi “…Ya tutar ise… Ya basarili olur ise…” idi.
Tabii ki, “tutmayanlarin”, “basarisiz olanlarin” faturasini bu ülke, bu ülkede yasayanlar, bu ekonomi ödüyor…
Özal’in “transformasyon” dedigi bir sey var ya… Bu, kendi inandigi bir hedef dogrultusundaki “çabasinin ifadesidir.” Tutarsizliklar-Çeliskiler
Yapilanlarin birçogu birbiriyle çelisebiliyor. Yapilanlar arasinda tutarsizliklar var. Hatalar bol.
Özal “cesaretle” denedi. Surasi bir gerçek ki, “Allah’tan baska seyden” korkmadi.
“Yaaa Allah” deyip, “Semra Hanim’in elini tutup, çikti yola… Bürokrasiyi bir yana itti…
Etrafinda “güçlü kimse istemedi”. Çünkü bunlarin kendisinin cesaretini kirmasindan, kendisini yavaslatmasindan, isleri normal kanala sokmasindan çekindi.
Özal inanmis ki, “Türkiye’de normal kanallarda” hiçbir gelisme saglanamaz.
Bu ülkede her seyi sarsmak lazim.
Sarsabildigi kadar sarsti.
Geçmise Bakiniz
Geçmise bakiniz. Kanun, mevzuat, anayasa, Meclis dinlemeden birçok seyi sarsti.
Sadece maddi degerleri degil, manevi degerleri de alt-üst etti. Bunlar içinde bir kismi var ki, toplumda kabul gördü. Bundan böyle kim gelirse gelsin, degistirmek, tersine döndürmek çok zor.
Basarisiz olanlari çok kimse tenkit ediyor ama, Özal bundan gocunmuyor. Onlari, sevabin kefareti olarak görüyor.
Yaptigi Nedir?
Özal, Istanbul’da Genç Isadamlari Dernegi’nin düzenledigi toplantidaki konusmasinda, yaptiklarini söyle özetledi:
“Memleket 1980’li yijlarda çok genis ve ciddi bir gelisme yasadi. Bu gelismeyi çalkantiya düsmeden basarabildik.
Özal’in dedikleri dogrudur. Iyi ve kötü yanlariyla 1980’li yillarda yasanan “transformasyon” baska ülkelerde toplumda .mutlaka bir “patlamaya” neden olurdu. Türkiye’de Özal, isi patlatmadan, çatlatmadan bugüne kadar getirebildi.
(“Ya inleyenier, ya sizlayanlar” diyeceksiniz… Olacak o kadar!… Patlama, çatlama olmadi ya!.. Siz ona. bakin…)
Özal devam edivor:
“1980’de ise baslarken ki günlere, sartlara tekrar dönsek, altindan kalkabilir miyiz? Tekrar bu isi becerebilir miyiz? Bunu düsünemiyorum…”
“1980’lerde her seyin sikintisi vardi. Ama en önemlisi, en kötüsü herkesin, her seyi devletten beklemesi idi… Özel sektör dahil, herkes kötülükleri devlet düzeltsin diye köseye oturmus bekliyordu.
Devlet bir sey yapamaz ki… insan yapar. Devlet insanlarin kurdugu bir müessesedir, insanda is yok ise, insanda azim yok ise, insan bir sey yapmaya niyetli degil ise, devlet de bir sey yapmaz.”
(Bundan dogru söz söylenebilir mi?)
Ne dedi Özal? “Ey ahali, sen bizi begenmiyor isen, hükümeti, devleti begenmiyor isen, kabahati bizde arama… Kendinde ara… Biz senin uzantiniz. Biz “sen”iz. Sen çaliskan isen, biz de çaliskan oluruz. Sen dikkatli isen, biz de dikkatli oluruz. Sende is var ise bizde de is olur… Bizi begenmiyor isen, bul daha iyisini ver mührü onun eline…” Özal’in Hakki Özal’a
Sezar’in hakki Sezar’a, Özal’in hakki Özal’a…
Özal bu ülkede “çooook seyi degistirdi…”
Belli bir yönde akan nehirleri tersine çevirdi.
Bunlarin bir kismi “iyi”, bir kismi “kötü” degisikliklerdir.
Madem ki, herkes “Özal’i yargiliyor”, biz de Özal terazisinin “sevap” ve “günah” kefelerinde neler var onlari görelim…
Ama bu arada iki noktayi hatirlatalim:
— Türkiye’de en kolay sey, hiçbir sey yapmamaktir. Hiçbir sey yapmayana “beceriksiz ama, çoook namuslu, çooook dogru dürüst adam” derler. Türk halkinin “oturakli” ve de “ahkâm kesmekten baska ise yaramayanlara” özel bir hayranligi vardir.
— is yapan, dogrunun yaninda hata da yapar. Sadece dogru ve sadece iyi sey yapmak imkânsizdir.
Bunlara ek olarak memleketimizin, insanlarimizin iki özelligini hatirla-

rak büyük kayiplara ugradilar.
Ama, digerlerinin kaybini kazanç hanesine yazmis isadamlarinin, digerlerinin önüne geçerek, Özal’dan sikâyetçi olmalarina ne demeli? Ozal Gidince Ne Olacak?
Özal gidince, Özal’in yerine gelenler isadamlarina, Özal’in verdiklerinden daha çok neler verebilecek.
isteseler bile, daha baska seyler vermeye imkân bulabilecekler mi?
Yoksa tam tersi mi olacak?
Bugüne kadar ki trafik tersine mi döndürülecek?
Türkiye’de belli bir pasta vardir. Bu pastadan 3 kesime dagitim yapilmaktadir. Çiftçiye, ücretliye (isçiye-memura ve emekliye) ve de sermaye sahibine… Çiftçiyi, ücretliyi daha fazla zorlamaya imkân kalmadigina göre, Özal’in yerine gelecek kisinin ilk yapacagi is fon akimini tersine çevirmek, sermaye sahibinden kisip, çiftçiyi ve isçiyi biraz rahatlatmak olacaktir.
isadamlari “Özal gitsin” der iken, acaba bunu düsündüler mi? Özal kendi burjuvazisini yaratamadi.
Özal Kendi Burjuvazisini Yaratamadi
Her iktidar, kendi burjuvazisini yaratir. Sonra da o burjuvazi kendini yaratan politik gücü destekler.
Bu oyunun kuralidir.
Hele, hele “kökü olmayan” derleme ve yeni bir siyasi partinin varli-ginisürdürebilmesi güçlenebilmesi için, mutlaka “kendi burjuvazisini kendinin yaratmasi” sarttir.
Özal ve yakinlari bu “kuralin bilincinde” ise basladilar.
Seçtikleri “burjuva adaylarini” bütün güçleriyle desteklediler. Onlara kisisel olarak akil verdiler. Yardim ettiler. Özel, tesvikler sagladilar.
Bunlarin birkaçi “bitlenip” isaleminde basa güresir hale geldi. Fakat sonuçta, Özal’in ortaya çikardigi burjuva yapmaya çalistigi mütesebbislerin hepsi birer birer döküldü. Sahneden çekildi gitti.
“Hayat zalim, insanlar nankör”.
Yillarin tecürbeli, köklü mütesebbisleri yenilerin ayagina kisa sürede çelmeyi takti. Yeniler de pek beceriksiz “uyduruk” çikti.
Özal istedigini yapamadi.
Özal Islam Ülkeleriyle Ticareti Gelistiremedi
Özal, “Müslüman kardeslerimizin yönetiminde oldugu ülkelere” çok güveniyordu. Kendi, “dinibütün bir Müslüman oldugu için” bu ülkelerin liderlerinin de Türkiye ile isbirligi konusunda yarisa gireceklerini umuyordu.
Bütün mallari Müslüman ülkelere satacak, onlardan gelecek paralarla yatirimlar yapacaktik. Türkiye Müslüman ülke büyüklerinin yazligi, yatirim için tercih ettikleri ülke olacakti.
Sariyer’e tatile gelen, Tarabya Parki’nda geceleyen fakir Araplar disinda Türkiye’ye ne gelen oldu, ne giden… ‘ Irak’a kredi ile mal satip “içeri” girdik… Libya’dan “paçayi zor kurtardik”…
Allah için biran Müslüman ülke “Kibris”i bile tanimak “lütfunda bulunmadi”.
Özal istedigini yapamadi.
Bu hizla gitti, Avrupa Toplulugu’na tam üyelik için basvuruda bulundu. Özal, “Dini Ticarete Karistiran” Mütesebbislere Güç Veremedi
Özal’in “dini ticarete karistiran” (alet eden demiyoruz, sadece karistiran diyoruz) isadamlarina özel bir sempati besledigi anlasiliyor.
“Faizsiz islam kredi kurumlari”ni bankalara rakip olarak destekledi.
Dini vecibelerini gösterisli biçimde yerine getirmeyi adet edinen mütesebbisleri destekledi.
Ama bunlar da bir türlü “bitlenemedi”. Faaliyetleri sinirli kaldi.
Özal istedigini yapamadi. Özal Sanayiin Babalarina Birsey Yapamadi
Özal’in sanayiin “babalarina” özel bir “antipatisi” vardi. Çünkü, su veya bu sekilde hepsine gücenmisti. Babalarin kendini degil de rakiplerini destekledigine inaniyordu.
Onun için “babalara su veya bu sekilde bir sey yapmayi boynunun borcu sayiyordu…”
Ama bunu yapabilecek güç ve firsat dogmadi, isler ters gidince, “babalari karsisina almamak için”, o da istediginin tersini yapti.
Sanayiinin babalariyla dost olabilmek için onlara daha önceki iktidarlarin yaklasimindan bir adim daha ileri gitmek zorunda kaldi. . Özal istedigini yapamadi. Özal Saîlâvi Kuruluslarini ve Bankalari Sllkelevemedi
Özal yapisal degisim için sanayi kuruluslarinin ve bankalarin “silke-
lenmesi gerektigine inaniyordu.
Bu silkeleme sonunda sagliksiz olanlar dökülecek, kalan güçlüler yasamlarini sürdürecekti.
Ancak, sartlar o kadar aleyhte gelisti ki, Özal bunu göze alamadi. Tersine;
— Hiçbir ciddi sanayi kurulusunun,
— Hiçbir bankanin batmamasi için gerekeni yapti.
Bu sayede nice sagliksiz sanayi kurulusu, nice “zaten batmis, aglayani kalmayan” banka, faaliyetine devam etti.
Özal istedigini yapamadi. Ne Oldu Tonton Özal’a?
Turgut Özal Türkiye’nin içinde ve disinda “büyük bir sempati” destegi ile ise basladi.
Güler yüzü, yumusak yaklasimlariyla yerlinin yabanci hayranligini topladi.
“Tonton” imaji hizla yayildi. Yaslisindan genci, hatta çocuguna kadar Türk halkinin destegini sagladi.
Ya disarida?
Müslüman ülkelerden, Müslüman olmayana kadar, Dogudan Bati’ya kadar kisa sürede birçok devlet yöneticisinin sempatisini kazandi.
Onlarla “sahsi dostluklar kurdugu” söylendi.
Yabanci ülkelerin temsilcileri, uluslararasi kuruluslarin temsilcileri, dis basin, iç basin Özal’i “övüyor” idi.
Derken “patttttt….” sihir bozuldu. Hersey tersine döndü.
Özal milleti, insanlari (kendileri için kendini riske attigi kesimi bile) karsisinda buldu.
Dogrulari, basarilari görünmez oldu.
Sadece hatalari, yanlislari, basarisizliklari, ailesi ve çevresi tartisilir hale geldi. Degisen Ne?
Ne degisti de “sihir bozuldu”?
Özal ayni Özal idi. Eskiden iyi idi de, simdi mi “kötü” oldu?
Eskiden iyi politikalari vardi da politikalari simdi mi “kötü” oldu?
Eskiden her seyi iyi yapiyordu da simdi mi kötü yapmaya basladi?
Eskiden “takimi” iyi idi de simdi mi takimi bozuldu?”
Ama bir gerçek var. içeride disarida herkes Özal’a karsi döndü…
yalim:
— Biz degisiklikten hoslanmayiz. Biraksaniz insanlarimiz ayni pencerenin önünde, ayni iskemlede ömür boyu oturur.
— Bu ülkenin, bu ülke insaninin kemiklesmis düzenlerini, bu düzenler çok çok kötü olsa bile degistirmek çok güçtür. Normal yollardan, ikna yolundan hukuki yoldan bunlar degistirilemez. Çünkü sistem, mevcut düzeni koruma esasina dayali islemektedir.
Nihayet disimizda gelisen iki gerçegi tekrarlayalim:
— Dünya hizli bir degisim içindedir.
— Bizden 150 yil önce yola çikmislarla aramizdaki mesafe çok açilmistir. Biz bu aralarda “sarsilip kendimize gelmez isek”, artik yarisi hepten kaçirmis olacagiz.
Özal’in Sevap Kefesi
Statüko, tabu, düzen, transformasyon, yapi… Her ne ise Özal ciddi degisiklikler yapti. Türkiye’yi iyice silkeledi.
— Döviz mevzuatini degistirdi. Dövizi bulunur etti.
— Ekonomiye ihracatin “faziletini” ögretti.
— Gümrük duvarlarini indirip, Avrupa mali özlemini giderdi.
— Mahalli idarelere “nefes verip”, sehirlerde yillarin birikimi dügümleri çözdü.
— Bugüne degil, daha önümüzdeki yirmi yila yetecek ölçüde altyapi tesislerini tamamladi.
— Türkiye’de yillarin özlemi olan GAP projesini milli kaynaklarla baslatip tamamlanabilir hale getirdi.
— Serbest piyasa ekonomisi uygulamalarina imkân verecek ortamin hazirlanmasi, özel sektöre sahsiyet kazandirilmasi yolunda ciddi adimlar atti.
— Hiç umulmadik bir seyi daha yapip, AT’a tam üyelik basvurusunu gerçeklestirdi.
insanlar iyiye çabuk alisir.
— Bundan sonra halka döviz yok, diyemezsiniz.
— ithalati yasakladim, diyemezsiniz.
— Elektrik yetmiyor petrol alacak para kalmadi ve hatta yagmur yagmadigindan su bitti diyemezsiniz.
— Hangi politikaci, hangi parti isbasina gelir ise gelsin, içine sindirse de sindirmese de ekonomiyi kalkinmayi özel sektöre dayandiracak kapitalist sistemin temel araçlarini kullanacak, dis borç almaya devam edecek, yabanci sermayeye kucak açacak, özellestirmeyi sürdürecektir. Özal’in Günah Kefesi
Özal’in en büyük günahi, “Çabuk is yapacagim, bürokrasiyi kaldiracagim” diyerek, Türkiye’de “Devlet ve Hukuk” müesseselerini zedelemesidir.
Bunun sonunda “otorite” buhrani ortaya çikar ki, “babalar ve eskiya sorunu”, bu buhranin isaretleridir.
Özal sadece “maddi hedeflere” agirlik verdiginden, ülke için maddi hedefler kadar deger tasiyan bazi konularda çöküntü ortaya çikmistir.
— Egitim ve saglik hizmetlerindeki çöküs.
— Gelir dagilimindaki bozulma ve orta sinifin yok olmasi, kisa sürede telâfisi imkânsiz hatalardir.
Özal manevi çöküntüyü “din faktörü” ile önleme arayisina girince, “dini duygulari istismar eden, dini ticarete alet olarak gören” “asalak” bir sinifin olusmasina ve bu sinif üyelerinin ekonomik ve politik güç odagi haljne gelmelerine zemin hazirladi.
Özal dis politikada da basarisiz oldu.
Önce “Müslüman din kardeslerine” güvenme hatasina düsmüs, bi-rara basarili bir sekilde Bati liderleriyle iliski kurdu, derken hepsini karsisina alip, hem kendini hem Türkiye’yi “yalnizliga” itti. Özal Oyununu Açik Oynadi
Özal’in kafasindaki model ve bu mode! çerçevesindeki uygulamalari, kapitalist sistem yandaslarinin serbest piyasa sistemi pazar ekonomisi isteyenlerin yillardir tekrarladiklari isteklerin tamaminin yerine getirilmesin], iç ve dis kaynaklarin isadamlarina akmasini sagladi.
Özal bunu, ne isadamlari istiyor diye yapti, ne de isadamlarindan korktugundan yapti.
Modeli bunu icap ettirdigi için yapti.
Ne idi model? Yapisal degisim istiyor isen, bu dagilima müdahale edeceksin:
— Tarim kesimini reel olarak fakirlestireceksin.
— Isçi kesimini reel olarak fakirlestireceksin.
Bu iki kesimden “isadamlarina kaynak” transfer edeceksin.
Isadamlarinin bu kaynagi rahatça kullanabil melerini saglamak için ise; -isadamlarini serbest hareket etmelerini saglayacak hertürlü bürokratik engeli yok edeceksin, isadamlarina tam bir serbesti saglayacaksin.
— Isadamlarindan vergi almayacaksin.
— Tesvik ve yönlendirme amaciyla, gerekiyor ise dogrudan parasal destek (sübvansiyon) sallayacaksin.
Riskli Bir Model
Bu çok riskli bir modeldir. Demokratik sistemlerde uzun sure uygulanmasi güçtür. Çünkü esas oy potansiyeli tarim kesiminde, isçi kesi-mindedir. Toplam oy içinde isadamlarinin reyi çok azdir.
Özal bu riski göze aldi.
Bu politikalarin pahali faturasinin iktidari kaybetmek oldugunu bile bile çizgisini degistirmedi.
iktidari bile bile kaybetti. Isadamlari-Sanayiciler-Özel sektör Özal’in Kendileri Için sirtladigi Riski Degerlendiremedi
Toplam oy içinde isadamlarinin, sanayicilerin, mütesebbislerin özel sektörün güçlü kesiminin reyi çok azdir ama, onlar Özal’in kendileri için çalistigini fark edemediler. Göremediler.
Özal, özel sektör için, sanayiciler için, mütesebbisler için.yabanci sermaye için çok seyler yapti.
Kisisel olarak, parti olarak büyük riskler alarak, Türkiye’de yapilmasi zor mevzuat degisikliklerini bir çirpida gerçeklestirdi. Tesvik tedbirlerinin sinirini genisletti.
Bütün bunlara ragmen, özel sektör kendisinden bir türlü memnun olamadi.
Halbuki Özal, hiç olmazsa özel sektörün “kadrini kiymetini bilmesini bekliyordu.”
Isadamlari:
— Ya, kamuoyundaki olumsuz havaya girdiler.
— Ya, “Özal’a herkes vuruyor, biz geri kalmayalim” yarisina kapildilar.
— Ya da, Özal’in kendilerine gösterdigi ilgiden biktilar.
Aksi halde isadamlarinin davranislarini açiklamaya imkân yok. isçi, memur, çiftçi, köylü, orta sinif dar ve sabit gelirliler, emekliler, Özal’a karsi çikmaya, Özal’dan sikâyet etmeye haklidir. Çünkü reel ola-
Herkes Özal’a Karsi…
Özal’in o kadar güvendigi yakinlik duydugu “Müslüman ülkeler” Özal’a karsi.
Özal’in o kadar yakinlik duydugu Batfnin dört büyügü “ABD, Ingiltere, Bati Almanya, Fransa” Özal’a karsi.
Özal’in DPT Müstesarligimdan bu yana Türkiye’ye getirmeye çalistigi “Japonlar” Özal’a karsi.
iskandinav ülkeleri, Avrupa ülkeleri, Afrika ülkeleri, Baglantisizlar; Özal’a karsi…
Komsularimizin tamami, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, iran, Irak, Suriye Özal’a karsi…
Dünya Bankasi, IMF, Türkiye’de sube açmak için yarisan Amerikan bankalari Özal’a karsi…
Olamaz böyle bir sey… Türkiye’de Özal’i Kim Destekliyor?
Türk toplumunda belli güçler vardir. Üniversite, ordu, yargi organlari, bürokrasi, esnaf, sanayici, tüccar, çitfçi, isçi gibi…
Bunlarin bazi örgütleri vardir. Sendikalar, odalar, sanayici kuruluslari, TÜSIAD, dernekler gibi…
Kamuoyunu olusturan müesseseler vardir; Basin, gazeteler, dergiler, yazarlar, sanatkarlar, konusan veya yazan aydinlar gibi… Allah için bunlarin biri Özal’in pesinde degil. Hepsi karsisinda. Sadece bu kadar ile kalsa iyi… Kurdugu partinin grubu, milletvekilleri Özal’a karsi. Aile çevresi ile elinden tutup adini duyurdugu yeteneksiz isimler bile Özal’a karsi… Bu Kadar da mi Kötü?
Yanlis politikalari, uygulamalari, basarisiz yanlari var. Ama hiç mi “iyi yani yok?” Özal bu kadar kötü mü? Özal bu “duruma layik mi?” “Müstehak mi?” Acaba “insaf” denen sey, neden “yok oldu”? Herkesi Karsiya Alarak Iktidarda Kalma Sansi Var Mi?
Dünya üzerinde diktatörler bile, belli bir güce dayanarak iktidarlarini sürdürebilirler.
Demokratik sistemlerde iktidara gelmek iktidarda kalabilmek için belli kesimlerin destegini saglamak sarttir.
Hükümet baskanlarinin herkesi memnun edebilmeleri mümkün olmayabilir. Ama herkesi karsilarina almamalari gerekir.
Tam tersine, ne kadar çok kimseyi yanlarina alirlar ise, o kadar güçlenirler.
Özal’in Yanlisi
“insanlar konusa konusa anlasirmis…” Konusma “diyalog”dur. Özal en basarili oldugu seyi “diyalog”u birden bire kesti. Disaridaki liderlerle olan diyalogu kesti. Bürokrasi ile olan bagini kesti. Yaninda olan basini, zor ile “karsisina” aldi.
Nerede ise “dünyaya küstü” ve küstügü için “tek basina dünyaya savas açti…”
Hani yabancilarin “PR” (Public Relations) dedikleri, bizim Türkçeye (Halk ile iliskiler) diye tercüme ettigimiz bir sey var ya… Iste Özal bunu unuttu…
Yaptigi iyi seyler görülmüyor. Hatalari içeride ve disarida abartilarak gündemin basina oturtuluyor. Gene de Özal’a “bravvooo…” Bu kadar milleti, bu kadar insani karsina al. Yaptigin iyi seylerin hiç birinden söz edilmesin. Sadece ve sadece kötülüklerden söz edip devamli hücuma ugra…
Bu insanda moral mi birakir? Güç mü birakir? Saglik mi birakir?
Bütün bunlara ragmen, inandigi model dogrultusunda gece gündüz
çabasini sürdürdügü için Turgut Özal’i takdir etmemek “insafsizlik” olur.
Riskli Kararlar ve Inanma Meselesi
inanç çok önemli. Özal “inanmasa” yaptiklarini yapar mi idi?
Özal’in dogru bir sözü var:
“Baskalari 150 yil önce yola çikmis. Bu yaptiklarimizi 100 yilda ta-mamlamis. Biz 150 yil geciktigimizi görüp, onlarin 100 yilda yaptiklarini 1980’den bu yana yapma telasina düstük.”
Bakiniz neler söylüyor:
“Riskli kararlar aldik.”
Türk insani dört yilda bir disari akabiliyordu. Cebinde 200 dolar ile.
Üç yilda bir dedik kiyamet koptu. Iki yilda bir dedik kiyamet koptu. Iste-
yen istedigi zaman, istedigi kadar, hem de cebine bin dolar koyarak çi-

kar dedik.
Bana geldiler. Türkiye batar, 3 milyon vatandas biner dolari istese 3 milyar dolar eder, Biz bu parayi bulamayiz diye telasa düstüler.
17 sayili karari kaldirdik. Döviz kalmayacak dediler.
Altin satisini serbest biraktik. Altin bulunmayacak dediler.
Simdi yeni bir dönem. Hersey serbest. Gidin bankalardan Türk parasi ödeyerek döviz alin, yurtdisindan kredi bulup getirin. Para götürün.
Ben inaniyorum ki, bunlar da tutacak. Hiçbir sey degismeyecek. Dönüsü Olmayan Nehir?
Isin ilginç yani su; Özal’in yaptiklarinin önemini birçok kimse fark edemiyor… Ama bunlar o denli kabul gördü ki, Özal’dan sonra kim iktidara gelirse gelsin, hangi “ideolojiye inanmis parti” özel programini uygular ise uygulasin, nehri eskisi gibi tersine çevirmeye artik imkân yok.
— Bundan sonra hangi parti, hangi politikaci, kambiyo mevzuatini eski haline getirebilir? Döviz bulundurmayi yasaklayabilir?
— Bundan sonra hangi parti, hangi politikaci, gümrük duvarini kapayarak ithalati kisitlayabilir? Nescafe, Amerikan sigarasi ve hatta Cikita muzun Türkiye’ye girmesini önleyebilir?
— Bundan sonra hangi parti, hangi politikaci özel sektör agirlikli ekonomiden devletçilige dönebilir?
(Bosuna nutuk atmamakta yarar var… Özal’a köprüyü sattirmayiz diyenler nasil birsey yapamadi ise, özellestirilen kuruluslari biz devletles-tiririz diyenler de ileride birsey yapamayacaklar.) Netice
Su bir gerçek. Özal zamaninda Türkiye’de çok sey degisti. Adina ister statüko, ister düzen deyin, ister tabu olarak isimlendirin, transformasyon deyin, yapisal degisim deyin… Ne derseniz deyin, iste o dediginiz oldu…
Ama iyi olanlari var… Kötü olanlari var.
Bunlarin iyilerini bir kefeye, kötülerini öbür kefeye koyun. Ve de Özal’i öyle degerlendirin.
(Bu yazi, DÜNYA GAZETESI’nin “Olaylarin Içinden” sütununda 14.8.1989 ve 12-13-14-15.9.1989 tarihlerinde TEVFIK GÜNGÖR imzasi ile yayinlanan bes yazinin belli bölümlerinin biraraya getirilmesi ile hazirlanmistir.)
Tevfik GÜNGÖR^

@

 

Sende yorum yap